AYDINLANMA: KENDİ AKLINI KULLANMA CESARETİ
Aydınlanma, gökten inen bir ışık değildir.
Bir başkasının sana göstereceği yolu beklemekten vazgeçtiğin anda başlar.
İnsanın kendi kusurları, korkuları, alışkanlıkları ve teslimiyetleri sonucunda düştüğü karanlıktan çıkabilmesi; önce o karanlığın farkına varmasına, sonra da kendi aklını bizzat kendisinin kullanmaya cesaret etmesine bağlıdır.
Çünkü insanı karanlıkta tutan her zaman bilgi eksikliği değildir.
Bazen bildiği halde görmemeyi seçer.
Bazen gerçeği gördüğü halde bedelinden korkar.
Bazen de başkasının verdiği hazır cevaplarla yaşamayı, kendi sorularını sormaktan daha kolay bulur.
Oysa aydınlanmanın ilk sorusu basittir:
“Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa bana böyle düşünmem mi öğretildi?”
İşte insanın zihinsel özgürlüğü tam burada başlar.
Gözüne küçücük bir çöp batsa onu çıkarmak için nasıl telaş edersin...
Gözün yanar, rahatsız olursun, aynaya bakarsın, çare ararsın.
Peki hayatına biriken yanlışlar battığında neden aynı aceleyi göstermezsin?
Yanlış bir ilişki...
Yanlış bir alışkanlık...
Yanlış bir inanç...
Yanlış bir korku...
Yanlış bir çevre...
Yanlış olduğunu bildiğin halde sürdürdüğün bir hayat...
Bunlar ruhu ve zihni yıllarca rahatsız eder.
Ama insan çoğu zaman gözündeki çöpü hemen çıkarırken, hayatındaki çiviyi sökmeyi erteler.
Çünkü fiziksel acıdan kaçmak kolaydır; insanın kendisiyle yüzleşmesi ise cesaret ister.
Aydınlanma biraz da bu yüzden rahatsız edicidir.
Çünkü sana başkalarının hatalarını göstermekten önce kendi yanılgılarını gösterir.
Kendi putlarını...
Kendi korkularını...
Kendi ezberlerini...
Kendi kolaycılığını...
Kendi teslimiyetini...
Ve belki de en zorunu:
Kendine anlattığın yalanları.
İnsan çoğu zaman özgürlüğünü dışarıda arar.
Oysa zihinsel köleliğin zincirleri çoğu zaman görünmezdir.
Bir düşünceyi sorgulamadan kabul etmek,
bir otoriteyi yanılmaz sanmak,
çoğunluğun söylediğini doğru kabul etmek,
alışkanlığı hakikat zannetmek,
korkuyu erdem,
itaati ahlak,
cehaleti huzur,
susmayı olgunluk sanmak...
Bunların her biri insanın kendi zihnine ördüğü görünmez duvarlardır.
Aydınlanma ise o duvarlardan ilk taşı çekmektir.
Fakat burada ince bir ayrım vardır:
Kendi aklını kullanmak, her şeyi kendinin bildiğini sanmak değildir.
Tam tersine...
Kendi aklını kullanabilen insan, bilmediğini kabul edebilir.
Yanılabileceğini bilir.
Soru sorar.
Araştırır.
Dinler.
Karşı düşünceye tahammül eder.
Gerekirse yıllardır savunduğu bir fikri terk eder.
Çünkü onun için önemli olan haklı çıkmak değil, gerçeğe biraz daha yaklaşmaktır.
Gerçek aydınlanma, insanın “Ben biliyorum” demesiyle değil;
“Acaba yanılıyor olabilir miyim?”
diye sorabilmesiyle başlar.
Ve belki de hayatımızdaki en büyük gecikme tam burada yaşanır.
Başlamak yerine bekleriz.
Değişmek yerine şikâyet ederiz.
Düşünmek yerine tekrar ederiz.
Sorgulamak yerine inanırız.
Yüzleşmek yerine suçlarız.
Sonra da hayatımızın neden değişmediğini merak ederiz.
Oysa bazen mesele hayatın değişmemesi değildir.
Bizim değişmeye başlamamamızdır.
“Başlamak” küçük bir kelimedir ama insan hayatındaki en büyük devrimlerin başlangıç noktasıdır.
Bir kitap açmakla başlayabilir.
Bir soru sormakla...
Bir yanlışı kabul etmekle...
Bir özrü dilemekle...
Bir alışkanlığı bırakmakla...
Bir korkunun üzerine yürümekle...
Yıllardır inanılan bir düşünceyi yeniden sorgulamakla...
Ve bazen yalnızca aynaya bakıp şu soruyu sormakla:
“Ben kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa bana biçilen hayatı mı?”
İşte aydınlanma tam da burada başlar.
Başkalarının senin adına düşünmesine izin vermediğin yerde.
Kendi aklını kiraya vermediğin yerde.
Korkularının seni yönetmesine son verdiğin yerde.
Ve en önemlisi...
Kendinle yüzleşmekten kaçmadığın yerde.
Çünkü insanın önündeki en büyük engel çoğu zaman karanlık değildir.
Karanlığa alışmış olmasıdır.
Alıştığın karanlığı gece zannedersin.
Oysa bazen yapılması gereken tek şey perdeyi aralamaktır.
Biraz cesaret.
Biraz merak.
Biraz dürüstlük.
Ve bolca sorgulama...
Sonrası gelir.
Belki hemen değil.
Belki kolay da değil.
Ama mutlaka bir yerden başlar.
Çünkü bitirebilmenin ilk şartı başlamaktır.
Öyleyse daha fazla bekleme.
Gözündeki çöpü çıkarıyorsan, zihnindeki çöpü de temizle.
Seni yıllardır rahatsız eden ne varsa ona bak.
Kaçtığın soruyu sor.
Kabullenemediğin gerçeği düşün.
Ve kendine şu hakkı tanı:
Yanılabilirsin.
Ama kendi aklınla düşünmeye cesaret et.
Çünkü aydınlanma, başkasının elindeki feneri takip etmek değildir.
Kendi karanlığında kendi ışığını yakabilmektir.
Ve şimdi...
Başlamanın tam zamanı.
Kendi aklınla düşün.
Kendi sorunu sor.
Kendi cevabını ara.
Ve lütfen...
BAŞLA!





