Toplumsal Çürüme Nereden Başlıyor ?
“Onlar engerekler ve çıyanlardır,
Onlar ekmeğimize, aşımıza göz koyanlardır…”
Şairin yıllar önce söylediği bu sözler, bugün toplumsal hayatımızın birçok alanında yeniden karşımıza çıkıyor.
Haktan yüce bir değerin olmadığını, hakkı ve hukuku tanımayanların anlaması gereken çok açık bir gerçek var: Çürüme her yerde.
Hak gaspı her yerde devam ediyor ve ne yazık ki edecek de. Çünkü çürüme yalnızca bir kişinin, bir kurumun ya da bir siyasi yapının meselesi değildir.
Toplumun ortak değerleri zayıfladığında, hak ve adalet yalnızca işimize geldiği zaman savunulduğunda çürüme kök salmaya başlar.
Yunus Emre, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” der.
Kendini bilmeyenden, haddini ve sorumluluğunu bilmeyenden; ne toplum adına ne de geleceğe dair umut adına çok fazla beklenti içine girilebilir.
Çünkü insanın kendisini bilmesi, yalnızca kim olduğunu bilmesi değildir. Nerede duracağını, başkasının hakkının başladığı yerde kendi çıkarının bittiğini de bilmektir.
Toplumsal ve siyasal hayatın hangi kademesinde olursak olalım, hakkı ve hukuku yalnızca kendimiz için savunuyorsak, bir gün savunduğumuzu sandığımız hak da hukuk da dönüp bizi çarpar.
Çünkü adalet, kişiye göre değişen bir ölçü değildir.
Bugün başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalan, yarın kendi kapısına gelen haksızlık karşısında sesini yükselttiğinde kimseyi ikna edemez.
Ve er ya da geç gerçekle yüzleşmek zorunda kalırız.
Bugün zengin olan biraz daha zengin olmanın, güçlü olan biraz daha güçlenmenin derdinde.
Çıkar ve menfaat ilişkileri öylesine güçlü örüntüler oluşturuyor ki insanların önüne adeta birer at gözlüğü takılıyor. Kendi çıkarının dışındaki hiçbir şeyi görmek istemeyenler, başkasının uğradığı haksızlığı önemsemiyor.
Empati kuramayan, toplumsal duyarlılığını kaybeden bireyler; toplumun ortak değerlerine değil, kendi çıkar çevrelerine yakın durmayı tercih ediyor.
İşte tam da burada Aziz İhsan Aktaşlar gibi isimlerin etrafında oluşan ilişkiler ağı üzerinden yeniden düşünmek gerekiyor.
Mesele yalnızca bir kişinin kim olduğu değildir.
Mesele, o kişilerin etrafında oluşan düzenin hangi değerler üzerinden kurulduğudur.
Hak, hukuk, adalet ve vicdan yerine çıkar ilişkileri öne çıktığında; insanların kimlerle yan yana durduğundan çok, neden yan yana durduğu önem kazanır.
Çünkü bazen insanın yanında kimlerin olduğu, aslında nasıl bir dünyayı savunduğunu da gösterir.
Abdullah Papur’un sözlerinde olduğu gibi, insanların; “camlardan ses gelmiyor yavrum, yüzün görünmüyor” diyecek bir yalnızlığa mahkûm olması da mümkündür.
Bugün başkasının hakkını görmezden gelenler, yarın kendi haklarını ararken aynı toplumdan adalet bekleyecekler.
Ama adalet, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir kavram değildir.
Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için güvence değildir.
Toplumsal çürüme, büyük olaylarla bir anda başlamaz.
Küçük haksızlıklara sessiz kalmakla başlar.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demekle başlar.
Kendi tarafımızdakinin yanlışını görmezden gelip karşı tarafın yanlışını büyütmekle başlar.
Hukuku kişiye göre, adaleti makama göre, ahlakı çıkara göre değiştirmekle başlar.
Ve sonunda öyle bir noktaya geliriz ki herkes adaletten söz eder ama kimse adaletin kendi çıkarına dokunmayan kısmından vazgeçmek istemez.
Asıl mesele de budur.
Toplumun çürümesi, kötülük yapanların çoğalmasından önce; iyilerin, yapılan kötülüğe sessiz kalmasıyla hızlanır.
Bu yüzden mesele yalnızca Aziz İhsan Aktaşlar değildir.
Mesele, Aziz İhsan Aktaşların ortaya çıkmasına imkân veren zihniyettir.
Mesele, haksızlığa karşı çıkarken kimin yaptığına değil, ne yapıldığına bakabilmektir.
Çünkü hak gerçekten haksa, kimden geldiğinin önemi yoktur.
Hukuk gerçekten hukuksa, kime uygulandığının önemi yoktur.
Ve adalet gerçekten adaletse, tarafı olmaz.
Toplumun kurtuluşu da tam burada başlar:
Kendimiz için istediğimiz hakkı başkası için de savunabildiğimiz gün…
Kendi tarafımızın yanlışına da itiraz edebildiğimiz gün…
Çıkarımızın karşısında bile olsa doğrunun yanında durabildiğimiz gün…
Belki o zaman çürümenin önüne geçebiliriz.
Yoksa isimler değişir, makamlar değişir, taraflar değişir…
Ama Aziz İhsanlar bitmez.