İZVERİ

Köşe yazısı

BEKLENTİ VE BESLENTİ!

Borsada beklenti, siyasette hem beklenti hem beslenti! Geleceğe dair beklenti, bugünün gerçeklerinden daha belirleyici olabilir. Türkiye’de siyaset sahası…

Yayınlandı: 10 Ekim 2026 10:57

Paylaş

Borsada beklenti, siyasette hem beklenti hem beslenti!

Geleceğe dair beklenti, bugünün gerçeklerinden daha belirleyici her dem !

Türkiye’de siyaset sahası ile hisse senedi piyasası arasındaki benzerlik gerçekten dikkat çekici!

Borsada güçlü ve köklü şirketlerin hisseleri her zaman çarçabuk yükselmez. Bazen uzun süre yatay seyreder, yatırımcısına ciddi kazançlar sağlamasa da değerini korur çoğu kez!

Buna karşılık, henüz yeni piyasaya çıkmış bir hisse senedi, beklentilerin etkisiyle tavan serileri yaparak yatırımcısını kısa sürede mutlu edebilir. Ancak bir süre sonra beklenen gelişimi gösteremeyen bu hisseler ya sert düşüşler yaşar ya da yatırımcıların radarından çıkar.

Siyaset sahasında da benzer bir durum söz konusu!

ANAP, DYP, SHP ve DSP derken bir dönem Türk siyasetinde belirleyici olan pek çok parti bugün ya siyaset sahnesinden çekildi ya da eski ağırlığını kaybetti. Özetle, bir zamanlar siyasetin merkezinde bulunan bu partilerin artık siyasî denklemde belirleyici bir ağırlığı yok.

Buna karşılık, 1999 genel seçimlerinde baraj altında kalan CHP bugün hâlâ siyasetin önemli aktörlerinden biri. MHP de farklı dönemlerde yaşadığı iniş çıkışlara rağmen varlığını sürdürüyor.

Burada ideolojik zemin, köklü teşkilat yapısı ve seçmen bağlılığı gibi unsurların önemini görüyoruz. Bu özellikler partilerin siyasî ömürlerini uzatabiliyor. Ancak uzun ömürlü olmakla büyük sıçrama yapmak aynı şey değil!

Borsada beklenti satın alınır. Şirketin mali yapısı, kârı ve zararı elbette önemli fakat hisse senedinin yükselişinde geleceğe ilişkin beklentiler de belirleyici!

Siyasette de durum farklı değil. Seçmen yalnızca geçmişte yapılanları değerlendirmez; kendisine nasıl bir gelecek sunulduğuna da bakar. Beklenti oluşturamayan, değişim umudu veremeyen bir parti, mevcut iktidarı eleştirmekle yetinirse iktidar alternatifi olma iddiasını güçlendirmekte zorlanır.

AK Parti'nin farklılaşan konumu

İşin ilginç taraflarından biri de Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasî serüveni!

2002'den bu yana iktidarda bulunan AK Parti, aradan geçen uzun yıllara ve defalarca gündeme gelen siyasî tükeniş tartışmalarına rağmen iktidarını korumayı başardı. Bu sürekliliği yalnızca muhalefetin hatalarıyla açıklamak da yeterli değildir.

Seçmen desteğini koruma kapasitesi, teşkilat yapısı, ittifak siyaseti, liderlik, politikalar ve seçmen beklentileri birlikte değerlendirilmeli bu mevzuda!

AK Parti ve Cumhur İttifakı seçimlerden kazançlı çıktığında siyasî alanlarını koruyup genişletme imkânı bulurken muhalefet partileri çoğu zaman kendi iç tartışmalarıyla gündeme geliyor.

Ancak muhalefetin eleştiri yapması elbette siyasetin gereğidir. Asıl sorun, eleştirinin seçmene sunulacak somut bir gelecek tasavvurunun yerini almasıdır.

Çünkü millet eleştiriyi dinler, değerlendirir; fakat bir noktadan sonra kendisi için ne önerildiğini bilmek ister.

İktidardan memnun olmayan seçmen bile karşısında güven veren, uygulanabilir bir program ve inandırıcı bir yönetim alternatifi göremiyorsa tercihini değiştirmeyebilir. Değiştirdiğinde ise bunun nedeni yalnızca mevcut iktidardan uzaklaşmak değil, başka bir seçeneğe yönelme arzusudur.

Birlikten kuvvet doğar ama…

Siyasette ittifakların önemi burada ortaya çıkıyor.

İktidar cephesi ittifak ilişkilerini korumaya veya genişletmeye çalışırken muhalefet cephesindeki ayrışmalar, ortak hareket etme kapasitesini zayıflatabiliyor.

MHP'nin Cumhur İttifakı içindeki konumu, İYİ Partinin kuruluşu ve sonrasındaki siyasî gelişmeler, CHP'den ayrılan isimlerin yeni parti girişimleri, Ak Partiden kopan Gelecek ve DEVA partilerinin ortaya çıkışı bu açıdan incelenebilir.

Gelecek gelmeyecek!

Kendini feshetti, DEVA direniyor!

Yeni siyasî alternatif girişimlerin sonuçları ise örgütsel kapasite, seçmen desteği, program ve ittifak ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Ne var ki burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek var:

Birlikten kuvvet doğar; fakat birliği sağlamak adına bütün liderlik iddialarını bastırmak da ayrılıkların önünü açabilir ve nitekim

"baş ol da soğan başı ol" deyimi de cezbedici her zaman!

Jullis Sezar bile "Roma'da ikinci adam olacağıma Galya'da birinci adam olmayı tercih ederim" demiş nitekim!

Bu insanın doğasında var ve şartları zorlamamak lazım!

Bir siyasî yapıda kendisini ifade etme, sorumluluk üstlenme ve karar süreçlerine katılma imkânı bulamayan aktörlerin ayrı bir yol araması şaşırtıcı değildir. Geçmişte de bugün de siyasetin değişmeyen meselelerinden biri budur.

Dolayısıyla mesele yalnızca parçalanmamak değil, farklılıkları ortak bir hedef etrafında yönetebilmektir.

Yüz seksen parti, kaç gerçek alternatif?

ABD'nin iki büyük partinin belirleyici olduğu siyasî sistemi, Türkiye'deki çok partili yapı ile karşılaştırıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.

Türkiye'de çok sayıda partinin bulunması, tek başına siyasî çeşitliliğin seçmene etkili alternatifler sunduğu anlamına gelmez. Parti sayısının artmasıyla temsil gücünün artması aynı şey değildir.

Her yeni parti, toplumsal bir ihtiyaca karşılık geliyorsa anlamlıdır. Ancak aynı seçmen tabanına seslenen, birbirinden belirgin biçimde ayrışmayan ve ortak hedefler etrafında buluşamayan yapıların çoğalması, siyasî enerjinin dağılmasına da yol açabilir.

Belki yarın parti sayısı iki yüzü bulacak!

Peki, asıl mesele kaç parti kurulduğu mu, yoksa kaçının seçmene inandırıcı bir gelecek sunabildiği mi?

Bence üzerinde durulması gereken soru tam da budur.

Muhalefetin çıkarması gereken ders

Borsada bir hisse senedinin geçmişte kazandırmış olması, gelecekte de kazandıracağını garanti etmez. Aynı şekilde bir partinin geçmişte köklü olması da gelecekte iktidar olmasını kendiliğinden sağlamaz.

Geçmiş, güven oluşturabilir; teşkilat, dayanıklılık sağlayabilir; ideoloji, seçmen bağlılığını koruyabilir.

Fakat bunların hiçbiri, geleceğe ilişkin beklentinin yerini bütünüyle tutamaz.

Siyasette seçmen yalnızca kimin yanlış yaptığını değil, kimin neyi, nasıl ve hangi kaynaklarla yapacağını da bilmek ister.

İlaveten daha da önemli bir diğer konuda ekip ruhudur, köklü partilerde seçmen lider eksenli yürümeyebilir ve ekip kalitesi de beklenir.

Beklentiyi yarayan görünürde liderdir ama arkasında yer alan ekibin donanımı da bir o kadar önemlidir ve bu konuda Ak Partinin ve özelde Sayın Cumhurbaşkanının yeteneği takdîre şâyân kim ne derse desin!

Oy vermek isteyen için sorun yok ama oy vermemek için bahane uretenleri çekebilmek önemli, kâr orada saklı çünkü!

Ekonomiden eğitime, adaletten dış politikaya kadar somut politikalar ortaya koymak; bunların nasıl uygulanacağını açıklamak ve verilen sözlerin arkasında durabilecek bir yönetim anlayışı sergilemek gerekir.

Üstelik beklenti yaratmak, yalnızca vaat sıralamak değildir. İnandırıcılık, tutarlılık ve uygulama kapasitesi de gerektirir.

İşte siyasetin temel meselesi burada düğümleniyor:

İktidarı eleştirmek başka, iktidara alternatif olmak başkadır.

Seçmen, kendisine yalnızca mevcut durumun kötü olduğunu anlatanları değil, daha iyi bir geleceğin nasıl kurulabileceğini açıklayanları da değerlendirmek ister.

Borsada beklenti yaratamayan hisse yükseliş ivmesi kazanmakta zorlanır. Siyasette de geleceğe ilişkin inandırıcı bir beklenti oluşturamayan partinin iktidar iddiası zayıflar.

Öyleyse muhalefetin önündeki temel soru şudur:

Seçmene yalnızca neye karşı olduğunu mu anlatacak, yoksa neyi, nasıl değiştireceğini de gösterecek mi?

Çünkü değişmeyen gerçek şudur:

Beslentiler beklentiden beslenir ilkin...

Beklenti yaratacaksın ki işe yarayacaksın!

Numan CENGİZ Araştırmacı İlahiyatçı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk