İZVERİ

Köşe yazısı

CHP’DE ARINMA, DEVLETTE ARINMA !

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP’de arınma, devlette arınma” sözünü boşuna mı söyledi?

Yayınlandı: 18 Eylül 2026 23:26

Güncellendi: 9 Ekim 2026 05:11

Paylaş

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP’de arınma, devlette arınma” sözünü boşuna mı söyledi?

Bazen bir siyasi sözün anlamını, söylendiği gün değil; aradan geçen zaman ve peş peşe yaşanan gelişmeler gösterir.

Bugün yaşananlara baktığımda, Kılıçdaroğlu’nun uzun zamandır dile getirdiği “arınma” kavramının yalnızca CHP’nin iç meseleleriyle sınırlı olmadığını düşünüyorum.

Çünkü mesele sadece bir siyasi partinin temizlenmesi değildir.

Mesele devletin kurumlarının da görevini yapması, yapılan yanlışların üzerine gidilmesi ve “kim olursa olsun hesabı sorulsun” anlayışının hâkim olmasıdır.

Kılıçdaroğlu’nun siyaset anlayışında yıllardır öne çıkan temel meselelerden biri de budur.

Kul hakkı yenmeyecek.

Yetimin hakkı korunacak.

Kamu kaynakları yağmalanmayacak.

Sermaye piyasalarında vatandaşın alın teri üzerinden oyun kurulmayacak.

Ve en önemlisi;

Devlet, olup biteni seyretmeyecek.

BORSADA SORULAR HAVADA KALMADI

Daha dün Kılıçdaroğlu, sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler nedeniyle CHP Ekonomi Masası'nı topladı ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e son derece açık sorular yöneltti.

“Madem ki sorunları biliyordunuz, neden zamanında önlem almadınız?”

“Sizi engelleyen güç kimdi?”

“Mağdurların mağduriyetini hangi kaynaklardan gidereceksiniz?”

“Vurgunun parasal boyutu nedir?”

Kılıçdaroğlu ayrıca, denetimle görevli kurumların neden görevlerini yapmadığının ve yatırımcıların risklerinin boyutunun açıklanmasını istedi.

Aradan çok geçmeden Adalet Bakanı Akın Gürlek, sermaye piyasalarındaki manipülatif işlemlere ilişkin soruşturmalarda 4 şüphelinin tutuklandığını, 51 kişi hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulandığını ve bu kişilerin malvarlıkları hakkında tedbir kararı alındığını açıkladı.

Şimdi insan ister istemez soruyor:

Devlet kurumları daha ne kadar erken harekete geçmeli?

Kılıçdaroğlu’nun soruları burada önem kazanıyor.

Çünkü mesele sadece “bir operasyon yapıldı” demek değildir.

Asıl mesele;

Bu noktaya nasıl gelindi?

Kimler ne kazandı?

Kimler kaybetti?

Denetim mekanizmaları neden daha önce çalışmadı?

Bunların cevabını bulmaktır.

UYUŞTURUCU BARONLARI MESELESİ

Kılıçdaroğlu'nun yıllardır üzerinde durduğu bir başka konu da suç ekonomisi ve uyuşturucu ağları.

Bugün Adalet Bakanı Akın Gürlek de uyuşturucu baronlarına ve uluslararası suç ağlarına yönelik operasyonların sürdüğünü açıklıyor. Bakan Gürlek, geçtiğimiz günlerde uluslararası uyuşturucu ticareti yapan bir örgütün lideri olduğu belirtilen İslam Yakut'un yakalandığını ve Mersin'de Güney Amerika'dan getirilen kokainin sevkiyatını planlayan bir uyuşturucu ağına operasyon düzenlendiğini duyurdu.

Bugün ayrıca İstanbul'da uyuşturucu soruşturması kapsamında 18 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Elbette bunların her birinin hukuki süreci ayrı.

Ama devlet açısından değişmeyen bir gerçek var:

Uyuşturucu baronunun da, sokaktaki satıcının da, arkasındaki para trafiğinin de üzerine gidilmek zorunda.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele sadece birkaç kişinin gözaltına alınması değildir.

Para nereye gidiyor?

Kim finanse ediyor?

Kim koruyor?

Kim bundan kazanç sağlıyor?

Devletin bakması gereken yer tam da burasıdır.

“YETİMİN HAKKINI YEDİRMEYİZ” SÖZÜNÜN KARŞILIĞI

Kılıçdaroğlu'nun siyasette yıllardır kullandığı temel ifadelerden biri de kul hakkı ve yetim hakkı meselesidir.

Bunun karşılığı yalnızca siyasi nutuk değildir.

Bunun karşılığı;

haksız kazancın üzerine gitmektir.

Yolsuzluğun üzerine gitmektir.

Kamu kaynaklarının hesabını sormaktır.

Vatandaşın alın terini korumaktır.

Bugün sermaye piyasalarında manipülasyon iddiaları nedeniyle yürütülen soruşturmalarda malvarlıklarına tedbir konulması da bu açıdan kamuoyunun dikkatini çekiyor.

FAİLİ MEÇHULLERDE DOSYALAR YENİDEN AÇILIYOR

Bir başka dikkat çekici gelişme ise faili meçhul dosyalar konusunda yaşanıyor.

Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı oluşturuldu ve geçmişte sonuçlandırılamayan dosyaların güncel teknolojik imkânlarla yeniden incelenmesine başlandı.

Adalet Bakanlığı, eylül ayında 46 dosyada 52 maktulün bulunduğu faili meçhul olayların aydınlatıldığını açıkladı.

Bu da önemli.

Çünkü adaletin zamanı olmaz.

Bir cinayetin üzerinden beş yıl geçmesi, on yıl geçmesi, yirmi yıl geçmesi gerçeği değiştirmez.

Faili meçhul kalmışsa, devletin görevi dosyanın peşini bırakmamaktır.

Nitekim Adalet Bakanlığı da “Aradan kaç yıl geçerse geçsin suçun ve suçlunun peşini bırakmayacağız” açıklamasını yaptı.

PEKİ BÜTÜN BUNLAR NEYİ GÖSTERİYOR?

İşte benim anlatmak istediğim tam da burada başlıyor.

Kılıçdaroğlu'nun “CHP’de arınma, devlette arınma” anlayışının merkezinde, siyasetin yalnızca iktidar mücadelesi olmadığı düşüncesi var.

Siyaset aynı zamanda;

hesap sorma,

denetleme,

hukukun üstünlüğünü savunma,

kamu hakkını koruma

ve

devletin kurumlarının görevini yapmasını isteme meselesidir.

Bugün borsada soruşturma yürütülüyor.

Uyuşturucu ağlarına operasyon yapılıyor.

Uluslararası dolandırıcılık yapılanmalarına yönelik operasyonlar gerçekleştiriliyor.

Faili meçhul dosyalar yeniden inceleniyor.

Nitekim bugün Adalet Bakanlığı, İstanbul ve Muğla'da uluslararası yasa dışı forex ve kripto dolandırıcılığı yapılanmasına yönelik operasyonda 175 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Bakanlığın açıklamasına göre soruşturmada İsrail bağlantılı kişilerin ağırlıkta olduğu tespit edilen yapılanmanın yabancı ülke vatandaşlarını sahte yatırım vaatleriyle dolandırdığı değerlendiriliyor.

Bunların her biri kendi hukuki dosyasıdır.

Ama devlet açısından ortak soru bellidir:

Suç varsa, üzerine gidilecek mi?

İşte mesele budur.

“FÜZELERİN SESİNDEN BALIKLAR ÜREMİYOR” DİYENLER...

Bir de bütün bunların yanında siyasetin garip bir tarafı var.

Ülkenin ekonomik sorunlarını, uyuşturucu trafiğini, finansal manipülasyonları, faili meçhulleri, yolsuzluk iddialarını ve devletin denetim mekanizmalarını konuşmak yerine hâlâ birbirine laf yetiştirenler var.

Kimileri füzelerin sesinden balıkların üremediğini anlatıyor.

Sonra denizden balık çıkınca da,

“Balık çıktı, yeriz.”

diyebiliyor.

İşte siyasetin geldiği nokta bazen tam olarak budur.

Oysa devlet yönetimi böyle bir şey değildir.

Devlet yönetimi;

bugün söylediğini yarın inkâr etmemek,

yanlış varsa düzeltmek,

suç varsa soruşturmak,

mağdur varsa hakkını aramak

ve

vatandaşın alın terini korumaktır.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun “CHP’de arınma, devlette arınma” sözünü ben bu çerçevede okuyorum.

Bu sözün gerçek karşılığının ne olduğunu ise zaman, kurumların attığı adımlar ve hukuki süreçlerin sonuçları gösterecek.

Çünkü bir siyasi liderin bir konuda soru sorması başka şeydir;

o soruların ardından devlet mekanizmalarının harekete geçmesi başka şey.

İkisi arasında doğrudan nedensellik kurmak için ayrıca kanıt gerekir.

Ama şu da inkâr edilemez:

Kılıçdaroğlu'nun sorduğu sorular ile bugün kamuoyunun tartıştığı meseleler arasında dikkat çekici bir konu örtüşmesi var.

Ve biz bunu konuşmaya devam edeceğiz.

Çünkü mesele şahıs meselesi değil.

Mesele devlet meselesidir.

Mesele hukuk meselesidir.

Mesele alın teri meselesidir.

Mesele yetimin hakkı meselesidir.

Ve belki de en önemlisi:

Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluşundan beri taşıdığı “devlete istikamet verme” iddiasının bugün ne anlama geldiğidir.

Anlatmaya devam edeceğiz.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk