Haftalardır haberlerde ve sosyal medyada izliyoruz…
Bağımsız Maden İş Sendikasının örgütlü ve yetkili olduğu maden ocaklarında çalışan emekçiler, maden ocağının ve aynı zamanda 21 kilometre kare tapulu arazisi olan Yıldız SSS Holding tarafında açlığa mahkûm ediliyor…
Günlerdir Ankara sokaklarında eylem yapıyorlar, sokaklarda yatıp sokaklarda yaşıyorlar.
Açlık grevi dahil her türlü direniş ve mücadeleyi sürdürüyorlar…
Sarayın kapısına, Bakanlığın kapısına, patronun kapısına dayanıyorlar, dertlerini anlatıyor aylardır verilmeyen ücretlerini istiyorlar…
I-ıhh tık yok…
Sadece ses vermemekle kalmıyorlar, üzerlerine polisi göndererek “sendika başkanı Gökay Çakır’ı, örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’yu tutuklatıyorlar…”
Ve o bir avuç madenci Spartaküs’e nazire edercesine polise bağırıyorlar;
“Hepimiz Başaran Aksu’yuz, hepimiz Gökay Çakır’ız”
İşçilerin gözaltı işlemindeki bu duruşunun videosunu izlediğimde gözlerim yaşardı…
Sınıf bilinci denen duruş işte budur…
Ve işin en acısı nedir biliyor musunuz?
“Bir avuç emekçinin ekmek ve özgürlük mücadelesini tek başlarına vermesidir…”
Milyonlarca oy alan ve doğal olarak emekçilerin siyasi partisi olma iddiasındaki CHP, Yeni Parti, TİP, DEM ve diğer sol-sosyal demokrat partiler o sokaklarda yoklar…
Sadece sosyal medyadan destek mesajları yayınlıyorlar…
Demokrasi talep ediyorsunuz değil mi, buyurun işte emekçilerin yaşadığı sokaklara, demokrasi işte tamda orada…
Ve en çok üzüldüğüm ise “eylemleri, direnişleri, grevleri ile işçi sınıfı tarihine altın harflerle yazılan DİSK’i maden işçilerinin yanında göremeyişimdir…”
Dayanışma grevleriyle emekçinin hakkını gasp eden patronlara baş eğdiren ve onların korkulu rüyası olan DİSK’in kitlesel değil, kadrosal desteği bile çok anlamlı bir dayanışma olurdu.
“Emek en yüce değerdir ve kutsaldır” sözü, yalnızca çalışmayı öven bir ifade değildir.
Aynı zamanda insanın üretme gücüne, alın terine, sabrına ve onuruna duyulan saygının güçlü bir anlatımıdır.
Emek; zaman vermektir, sabretmektir, öğrenmektir, yanılmak ve yeniden denemek, her gün dünyayı yeniden kurmaktır.
Emeği kutsal kılan, onun insan hayatındaki dönüştürücü gücüdür.
İnsan, emek vererek doğayı biçimlendirir, bilgiyi çoğaltır, kültürü yaşatır ve geleceği kurar.
Emek, insan onuruyla doğrudan ilişkilidir.
Çalışan insan, kendi yaşamını ve toplumsal hayatı yeniden kurma ve ihtiyaçlarını karşılama konusunda birincil unsur olduğundan nasıl yönetileceğini de kendisinin belirleme hakkı vardır.
Bunun yolu da emekçilerin her alanda örgütlenmesinden geçer.
Emekçiler örgütlü değillerse saygı gösterilmez ve haliyle böyle bir toplumda emekçiler her türlü zilletle karşı karşıya kalırlar…
Emekçilerin yıllar boyunca ortaya koyduğu çabanın karşılığını alamaması, yalnızca emekçileri değil, toplumun tamamını etkiler.
Çünkü emeğin karşılığının verilmediği yerde güvensizlik, umutsuzluk ve eşitsizlik artar, adaletsizlik kol gezer…
Demokrasi ancak ve ancak emekçilerin güçlü şekilde örgütlü oldukları toplumlarda var olurlar…
Ancak en önemlisi emeğin toplumsal bir değer olmasıdır.
Emeğinin karşılığı verilmeyen emekçilerin uğradığı haksızlıklara karşı mücadele ve direnme tüm emekçilerin ve emekçi örgütlerinin var oluş nedenidir.
