Eğitimde Eşitlik Tartışması: Kamusallığın Aşınması ve Karma Eğitimin Gerilemesi
2026-2027 eğitim-öğretim yılı bugün itibarıyla başladı. Yaklaşık 17-20 milyon öğrenci ve 1,2 milyonu aşkın öğretmen yeniden sınıflarına döndü. Ancak bu açılış, alışılmış gündemin ötesinde iki temel sorunu daha görünür kılıyor: kamusal eğitimin sistematik biçimde zayıflatılması ve karma eğitimin fiilen delinmesi. Bu iki başlık birbirinden bağımsız görünse de aynı eğilimin iki yüzüdür: eğitimin eşitlik üreten bir kurum olmaktan çıkıp mevcut eşitsizlikleri yeniden üreten bir yapıya dönüşmesi.
Kamusal eğitim geriliyor, özel eğitim büyüyor
Son yılların verileri net bir tabloyu ortaya koyuyor. Devlet okullarındaki öğrenci sayısı sınırlı oranlarda artarken özel okullardaki öğrenci sayısı uzun dönemde yüzde 500’ün üzerinde yükseldi. Özel okul sayısı da benzer bir patlama gösterdi; bugün ülke genelindeki okulların yaklaşık beşte biri özel statüde. Bu fark tesadüfi değil. Kamu okullarının kaynak, personel ve altyapı bakımından yıllardır kendi haline bırakılmasının doğrudan sonucudur.
Kayıt döneminde velilerden istenen “bağış”, “kayıt parası” ve çeşitli katkı payları, kamusal eğitimin fiilen ücretli bir hizmete dönüştüğünün somut göstergesidir. Bazı okullarda öğrenci güvenliği gerekçesiyle uygulanan arama-kontrol prosedürleri de, devlet okulunun hangi koşullarda ayakta kalmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Okul öncesi eğitimde de benzer bir eşitsizlik yapısı işliyor. Devlet kurumlarında okul öncesi eğitim ücretliyken, küçük yaş gruplarına yönelik dini içerikli kurslar ücretsiz ve yaygın hale getirildi. Ekonomik olarak zorlanan aileler için bu durum “tercih” değil, “mecburiyet” haline geliyor. Eğitim politikasının sınıfsal sonuçları burada açıkça görünüyor.
Karma eğitim: İlke değil, istisna mı oluyor?
İkinci ve daha derin mesele karma eğitimin durumudur. Türkiye’de halihazırda sekiz farklı kentte yalnızca kız öğrencilerin devam edebildiği ortaokullar fiilen faaliyettedir. Bu uygulama kamuoyuna genellikle “kız çocuklarının okullaşmasını artırmak” gerekçesiyle sunuluyor. Oysa resmi veriler bu gerekçeyi doğrulamıyor. Zorunlu eğitim çağında olup örgün eğitime hiç devam etmeyen çocuk sayısı yüz binlerle ifade ediliyor ve bu çocukların önemli bir bölümünü erkekler oluşturuyor. Erkek çocuklar genellikle ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda kaldıkları için eğitimden kopuyor. Kız çocuklarının okuldan uzaklaşmasının başlıca nedenleri ise erken yaşta evlilik ve ev içi sorumluluklar.
Başka bir deyişle, eğitim dışında kalma sorununun kaynağı cinsiyetlerin aynı sınıfta bulunması değil; yoksulluk, çocuk işçiliği ve çocuk evlilikleridir. Ayrı okul modeli bu sorunların hiçbirine çözüm getirmiyor; yalnızca eşitlikçi bir ilkeyi geriletiyor. Karma eğitimin “seçenek” haline getirilmesi yönündeki tartışmalar ve uygulamalar, eğitimi toplumsal cinsiyet temelinde ayrıştırmanın zeminini hazırlıyor.
İki başlığın ortak paydası
Kamusal eğitimin zayıflatılması ile karma eğitimin aşındırılması, görünüşte farklı iki konu olsa da aynı zeminde buluşuyor: eğitimde eşitlik ilkesinin giderek gerilemesi. Bir tarafta parası olanla olmayanın farklı okullarda, farklı imkânlarla eğitim görmesi; diğer tarafta kız ve erkek öğrencilerin daha okul sıralarında ayrıştırılması söz konusu. Her iki eğilim de aynı sonuca hizmet ediyor: eğitimin, toplumsal eşitliği üreten bir kurum olmaktan çıkıp var olan eşitsizlikleri yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşmesi.
Savunulması gereken ilkeler
Eğitimde savunulması gereken ilkeler bellidir: parasız, kamusal ve karma eğitim. Bu üç ilke, tek tek hak mücadeleleri değil, birbirini tamamlayan bir bütünün parçalarıdır. Okul kayıt parası talep edilmemesi, ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği, devlet okullarına yeterli kaynak ayrılması ve karma eğitimin bir “seçenek” değil temel ilke olarak korunması — bunların hepsi aynı taleple, eğitimde eşitlik talebiyle birleşiyor.
Bugün okul kapısından giren her çocuğun geleceği, büyük ölçüde bu ilkelerin ne kadar kararlılıkla savunulabildiğine bağlı olacaktır. Eğitimin kamusal niteliğini ve karma karakterini korumak, yalnızca bugünün değil, yarının Türkiye’sinin de temel meselesidir.





