ESKİ SİYASETİN YENİ SURETLERİ: HESAP VAKTİ
CHP’nin bölünmeleri, kopuşları, yeni siyasi arayışları ve parti içerisindeki bitmeyen iktidar mücadeleleri üzerine çok şey yazıldı. Kimi bunu dış operasyonlarla, kimi kişisel hesaplarla, kimi de partinin kendi içerisindeki yapısal sorunlarla açıkladı.
Fakat bütün bu tartışmaların üzerinde duran daha basit bir gerçek var:
Siyasette hiçbir yapı sonsuza kadar aynı kadrolarla, aynı yöntemlerle ve aynı bahanelerle ayakta kalamaz.
Doğal seleksiyon siyasette de işler.
Bazen birileri partiden ayrılır.
Bazen yeni parti kurar.
Bazen eski kimliğini bırakıp yeni bir siyasi kimlik edinir.
Bazen de partinin içerisinde kalıp yıllardır taşıdığı pozisyonu “yenilik” söylemiyle yeniden sunar.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü siyasi değişim, isim değişikliği değildir.
Bir tabelayı değiştirmek kolaydır.
Bir sloganı yenilemek kolaydır.
Bir kürsüye çıkıp “değişim” demek kolaydır.
Zor olan, insanın kendi siyasi geçmişini önüne koyup şu soruya cevap vermesidir:
“Ben bu düzenin neresindeydim?”
YENİ YÜZLER Mİ, ESKİ SİYASETİN YENİ SURETLERİ Mİ?
Siyasetin en eski numaralarından biri şudur:
Dün sistemin içerisinde olursunuz.
Bugün sistemi eleştirirsiniz.
Dün karar mekanizmalarının yanında durursunuz.
Bugün o kararların sonuçlarından şikâyet edersiniz.
Dün örgütün sorunlarını görmezden gelirsiniz.
Bugün örgütü kurtarmaktan söz edersiniz.
Dün susarsınız.
Bugün yüksek sesle “değişim” dersiniz.
Peki ne değişmiştir?
Siz mi, yoksa yalnızca siyasi konumunuz mu?
İşte CHP’nin bugün yüzleşmesi gereken soru budur.
Çünkü siyasi hafıza, seçimden seçime sıfırlanan bir bilgisayar değildir.
Geçmişte üstlenilen görevler, alınan pozisyonlar, yapılan tercihler ve verilen mücadeleler bir siyasetçinin siyasi sicilinin parçasıdır.
Kimse bundan rahatsız olmamalı.
Çünkü hesap sormak düşmanlık değildir.
Siyasette hesap sormak, demokratik hafızanın kendisidir.
GENEL BAŞKANLIK KOLTUĞU KIDEM TAZMİNATI DEĞİLDİR
CHP’de her kriz döneminde aynı siyasi havuzdan isimlerin yeniden genel başkanlık tartışmasına taşınması artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Gürsel Erol’un 17-18 Eylül’de yaptığı açıklamalarda kendisini aday görmediğini belirtmesi bir yana, kulislerde adı geçen isimler arasında Muharrem İnce, Oğuz Kaan Salıcı ve başka eski aktörlerin bulunması, CHP’deki tartışmanın neden sürekli aynı çevrede dolaştığını yeniden gündeme getiriyor.
Buradaki mesele, kimsenin aday olma hakkını tartışmak değildir.
Mesele, adaylık iddiasının siyasi karşılığının ne olduğudur.
Çünkü genel başkanlık;
milletvekilliğinin doğal terfisi değildir.
Genel başkan yardımcılığının emeklilik ikramiyesi değildir.
Örgüt yöneticiliğinin kıdem ödülü değildir.
Kulislerde adınızın geçmesi hiç değildir.
Genel başkanlık iddiası ortaya koyuyorsanız önce şu sorulara cevap vermelisiniz:
Ne yaptınız?
Neyi değiştirdiniz?
Hangi sorunu çözdünüz?
Hangi siyasi bedeli ödediniz?
Bugün vaat ettiğiniz değişimi neden dün gerçekleştiremediniz?
Bunlara cevap vermeden yalnızca koltuğun adını söylemek, siyasi program değil; makam arzusunun ilanıdır.
MUHARREM İNCE: SİYASİ HAFIZANIN SORDUĞU SORU
Muharrem İnce’nin siyasi geçmişi CHP açısından tartışılması mümkün olmayan bir hafıza alanı oluşturuyor: CHP içerisindeki genel başkanlık yarışları, 2018 Cumhurbaşkanlığı adaylığı, CHP’den ayrılıp Memleket Partisi’ni kurması ve sonrasında CHP’ye dönüşü.
Bunların tamamı siyasi tercih alanıdır.
Fakat tam da bu nedenle soru daha basittir:
Ne değişti?
Dün ayrılmayı gerektiren siyasi gerekçeler bugün ortadan kalktı mı?
Dün eleştirilen siyasi yapı bugün neden yeniden tercih ediliyor?
CHP’ye dönüş yeni bir siyasi sentez mi ortaya koyuyor, yoksa eski siyasi hikâyenin yeniden dolaşıma sokulması mı?
Bunlar düşmanlık soruları değildir.
Siyaset sorularıdır.
Ve siyasette soruların cevabı sloganla verilmez.
Çünkü bir rozet, geçmişi silmez.
Bir dönüş, siyasi hafızayı ortadan kaldırmaz.
Adres değişebilir; siyasi sicil değişmez.
OĞUZ KAAN SALICI: ÖRGÜT SİYASETİNİN MUHASEBESİ
Oğuz Kaan Salıcı’nın adı da genel başkanlık tartışmalarında geçen isimlerden biri.
Fakat onu diğerlerinden ayıran önemli bir nokta var:
Geçmişte CHP Genel Başkan Yardımcılığı yaptı ve örgüt yönetiminde sorumluluk üstlendi.
O halde kendisine sorulacak soru da doğal olarak daha somut olacaktır:
Yönettiğiniz örgütte neyi değiştirdiniz?
Hangi yapısal sorunu çözdünüz?
Parti içi demokrasiyi hangi noktaya taşıdınız?
Örgütü hangi ölçüde güçlendirdiniz?
Bugün savunduğunuz değişimin hangi unsurlarını dün hayata geçirdiniz?
Bunlar sorulmadan “değişim” demek kolaydır.
Çünkü siyasi geçmişi olmayan birinin vaatleriyle, geçmişte o yapının yönetiminde bulunmuş birinin vaatleri aynı ölçüde değerlendirilemez.
Yetki varsa sorumluluk da vardır.
Sorumluluk varsa siyasi bilanço da vardır.
Ve bilanço varsa hesap da vardır.
GÜRSEL EROL VE DİĞERLERİ: KULİSİN ÖTESİNE GEÇEBİLMEK
Gürsel Erol’un kendisini genel başkanlık için aday görmediğini açıklamış olması kendi siyasi tercihidir.
Ancak genel başkanlık kulislerinde adı geçen diğer isimler için de aynı ölçü geçerlidir.
İsimlerin değişmesi soruları değiştirmemeli.
Dün ne yaptınız?
Bugün ne öneriyorsunuz?
Yarın neyi değiştireceksiniz?
Dün yapamadığınızı yarın neden yapabileceksiniz?
Siyasetin gerçek sınavı burada başlar.
Çünkü bir siyasetçiyi “yeni” yapan yeni bir cümle değildir.
Yeni bir siyasi sonuçtur.
Yeni bir kurumdur.
Yeni bir yöntemdir.
Yeni bir örgüt kültürüdür.
Yeni bir hesap verebilirlik anlayışıdır.
Bunlar yoksa “yenilik” yalnızca retorikten ibarettir.
YENİ PARTİLERİN AYNASI
CHP’den koparak kurulan yeni siyasi oluşumlar da önemli bir gerçeği gösterdi:
Partiden ayrılmak, kendiliğinden yeni siyaset üretmez.
Ama bunun tersi de doğrudur:
Partide kalmak, kendiliğinden yenilenmek anlamına gelmez.
Dışarı çıkan eski siyaseti yeni bir tabelayla sürdürebilir.
İçeride kalan aynı anlayışı başka isimlerle yaşatabilir.
Böylece herkes değişimden söz ederken, aslında değişen yalnızca adres olur.
İşte siyasi seleksiyonun asıl sorusu burada ortaya çıkar:
Tabelalar mı değişiyor, yoksa siyaset mi?
Çünkü toplumun ihtiyacı yeni isimlerden önce yeni bir siyaset anlayışıdır.
CHP’NİN SORUNU İSİM DEĞİL, SİYASİ KÜLTÜR
Burada başka bir yanılgıya da düşmemek gerekir.
Eski olan herkes kötü değildir.
Yeni olan herkes iyi değildir.
Bir insanın uzun yıllar siyaset yapmış olması tek başına kusur değildir.
Fakat uzun yıllar siyaset yapmış olmak da eleştiriden muafiyet belgesi değildir.
Ölçü şurada aranmalıdır:
Liyakat.
Tutarlılık.
Örgüt iradesi.
Demokratik hesap verebilirlik.
Siyasi sorumluluk.
Program.
Bunlar varsa geçmişte görev yapmış olmak engel değildir.
Bunlar yoksa geçmişteki makamlar da siyasi referans olamaz.
Çünkü CHP’nin ihtiyacı yeni bir “kurtarıcı” üretmek değil, kurtarıcı arayışını gereksiz hale getirecek kurumsal bir düzen kurmaktır.
ARTIK KENDİ SİYASİ SİCİLLERİYLE YÜZLEŞSİNLER
Genel başkanlık için adı geçen veya kendisini geleceğin genel başkanı olarak gören herkesin önüne aynı dosya konulmalıdır.
Ne yaptınız?
Neyi değiştirdiniz?
Neyi başaramadınız?
Nerede sustunuz?
Nerede itiraz ettiniz?
Hangi kararın arkasında durdunuz?
Hangi kararın sorumluluğunu üstlendiniz?
Ve en önemlisi:
Bugün değiştireceğinizi söylediğiniz şeyi, dün neden değiştirmediniz?
İşte bu soruya verilecek cevap, yüzlerce seçim konuşmasından daha değerlidir.
Çünkü siyaset, geleceğe dair vaatlerden ibaret değildir.
Geçmişin muhasebesidir.
KOLTUKTAN ÖNCE SİYASİ BİLANÇO
CHP’nin artık yeni bir isim arayışından önce yeni bir ölçüye ihtiyacı var.
Kimsenin geçmişi kutsal değildir.
Kimsenin geçmişi de tek başına mahkûmiyet gerekçesi değildir.
Ama herkesin geçmişi hesaba dahildir.
Bu yüzden sıralama basit olmalıdır:
Önce siyasi sicil.
Sonra siyasi fikir.
Sonra program.
Sonra örgütün iradesi.
En son makam.
Bunun tersine çevrildiği yerde siyaset, fikir yarışından çıkar; makam yarışına dönüşür.
Ve CHP’nin bugün en fazla kaçınması gereken şey de budur.
Çünkü mesele kimin koltuğa oturacağı değildir.
Mesele, koltuğa oturan kişinin hangi siyasi anlayışı beraberinde getireceğidir.
SON SÖZ: SİYASET HAFIZADIR
Artık kimse dününü bugünün sloganlarının arkasına saklamamalı.
Kimse geçmişte taşıdığı sorumlulukları unutup kendisini yalnızca bugünkü eleştirileriyle tanımlamamalı.
Kimse “değişim” kelimesini, kendi siyasi geçmişinin muhasebesinden kaçış rampasına dönüştürmemeli.
Çünkü siyaset hafızadır.
Ve hafıza şunu sorar:
Dün neredeydiniz?
Ne yaptınız?
Neye itiraz ettiniz?
Neye sessiz kaldınız?
Bugün ne vaat ediyorsunuz?
Ve nihayet:
Dün değiştiremediğiniz CHP’yi, bugün başına geçerek nasıl değiştireceksiniz?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü gerçek yenilenme, isimlerin değişmesi değildir.
Gerçek yenilenme, aynı siyasi anlayışın yeni isimlerle yeniden üretilmesini engellemektir.
Aksi halde değişen yalnızca yüzler olur.
Siyaset yerinde kalır.





