Türkiye siyasetinde yaşanan gelişmeler, yalnızca siyasi partilerin iç meselesi olarak değerlendirilemeyecek kadar önemli bir noktaya gelmiştir.
Özellikle CHP’de yaşanan hukuki süreç, mutlak butlan kararı ve sonrasında ortaya çıkan siyasi tablo, beraberinde birçok tartışmayı da getirmiştir.
Mahkemenin verdiği mutlak butlan kararıyla yok hükmünde olanlar, 928 günlük işgaliye yönetim anlayışını ganimet olarak görenler, yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelenler ve çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla yargılananların bulunduğu bir siyasi tablo söz konusu.
Mecliste fezlekeleri bekleyen isimlerin de yer aldığı bu süreçte, FETÖ ve dış güçlerin desteğiyle hareket edildiği yönündeki iddialar eşliğinde, ismi dahi tartışma konusu olan Yeni Parti ortaya çıktı.
Yeni Parti'nin kuruluşuna en çok sevinenler ise geçmişte maklube sofralarında bir araya gelen isimler arasından çıktı.
Firari FETÖ'cü Tarık Toros'un sosyal medya üzerinden yaptığı yayında kullandığı, “Her şey planlandığı gibi yürüyor. Ana muhalefet olduk.” ifadeleri, üzerinde özellikle durulması gereken bir açıklamadır.
CHP'den 91 milletvekilinin ayrılarak Özgür Özel öncülüğünde kurulan Yeni Parti çatısı altında toplanması ve Meclis'te yeni ana muhalefet konumuna geçmesi sonrasında, bu yapının kimler tarafından desteklendiği sorusu daha da önem kazanmıştır.
Ana muhalefetin kimler tarafından şekillendirildiğine ve kimlerin bu süreçten memnuniyet duyduğuna ilişkin tartışmalar, 15 Temmuz hain darbe girişiminin mimarlarından biri olan FETÖ firarilerinin açıklamalarıyla farklı bir boyut kazanmıştır.
Yeni Parti'nin bu hafta ilk grup toplantısını gerçekleştirmesinin ardından, vatanımızın ve milletimizin bütünlüğüne kasteden FETÖ'cü Tarık Toros'un, CHP'den Yeni Parti'ye geçen 91 milletvekilinin sayısında artış olabileceğini vurgulaması da dikkat çekicidir.
Peki, bu açıklamalar ne anlama geliyor?
Türkiye'nin ana muhalefetinin geleceği hakkında firari FETÖ'cülerin bu kadar rahat konuşabilmesi, siyasetin üzerinde durması gereken ciddi bir meseledir.
Elbette bir kişinin açıklaması tek başına siyasi bir ilişkinin veya organizasyonun kanıtı değildir. Ancak bu açıklamaların kimler tarafından, hangi beklentilerle yapıldığının sorgulanması gerekir.
Algı ve manipülasyonlara, propagandalara devam ediliyor.
Türkiye siyasetini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek isteyenlerin açıklamaları karşısında sessiz kalınmamalıdır.
Bunca hainliği gerçekleştirenlerin Türkiye siyasetine açıkça müdahil olmaya çalışması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.
Mecliste bekleyen fezlekeler görüşüldükten, hukuki süreçler tamamlandıktan sonra kimin ne yaptığı, kimin hangi sorumluluğu taşıdığı çok daha net görülecektir.
Siyaseti kendi ikbali için yapanların artık kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor: Türkiye'nin geleceği mi, yoksa kişisel ve siyasi çıkarlar mı?





