Lidere sadakat, yanlışına ortaklık değildir!
Boşuna vakanüvis denmemiş muhterem! Hadise olaydır, vak'a ise olgudur. Olayları kaydetmek başka, olayların arkasındaki olguyu tespit etmek başkadır. Hadiselere takılıp yorum yapmakla siyasete bir şey katamazsınız; asıl mesele, görünenin arkasındaki gerçeği bulabilmektir.
Çünkü siyaset, yalnızca olup bitenleri değerlendirmek değil, olup bitenlerin nedenlerini ve muhtemel sonuçlarını da öngörebilmektir.
İNSANİYET BAŞKA, SİYASET BAŞKA!
Dün, İsmail Saymaz ile Murat Ağırel'e Sayın Kemal Kılıçdaroğlu tarafından bir geçmiş olsun mesajı gönderildi. Hâliyle, yıllardır bu isimlerle ve temsil ettikleri yayın çizgisiyle mücadele eden Kılıçdaroğlu sevdalısı vatandaşların bir bölümünde ciddi bir infial yaşandı.
Normal de!
Konuyu Sayın Kılıçdaroğlu açısından değerlendirdiğimizde, bu davranış kişisel olarak insaniyet, nezaket ve erdemlilik çerçevesinde yorumlanabilir.
Kendisini eleştiren, hatta kendisine hakaret eden bir insana dahi geçmiş olsun dileğinde bulunması, bir açıdan takdîre şâyân!
Bunda anlaşılmayacak bir şey yok.
Yanlış olan, insani bir davranışın siyasi sonuçlarının hesaba katılmaması ve siyasi bir kişiliğin bu davranışı uluorta tartışmalara malzeme hâline getirecek bir zeminde gerçekleştirmesidir.
Zira siyasetçinin attığı her adım, yalnızca kişisel niyetiyle değerlendirilmez. O adımın zamanlaması, siyasi atmosferi, kamuoyundaki karşılığı ve temsil ettiği kitlenin hassasiyetleri de dikkate alınır.
Siyasi zeminin bu kadar gerildiği bir dönemde, söz konusu davranışın herkes tarafından sıradan bir insani nezaket olarak karşılanmasını beklemek saflık olur.
Mesele, geçmiş olsun mesajı gönderilmesine karşı çıkmak değildir. Mesele, kişisel erdem ile siyasi sorumluluk arasındaki ince çizgiyi gözetebilmektir.
SİYASETTE TEAMÜL VARDIR!
Vaktiyle de söyledik.
Deniz Göktaş ziyareti dâhil, genel başkan ve parti açısından kayda değer bir siyasi kazanım üretmeyecek bazı hareketlerin gereksiz tartışmalara kapı aralayabileceğini ifade ettik. Atamalarda daha dikkatli davranılması gerektiğini belirttik. Parti disiplinine aykırı tutum sergileyen sorumluların davranışlarının masaya yatırılması ve gerekli durumlarda ihraç mekanizmasının işletilmesi gerektiğini de dile getirdik.
Bütün bunları söylerken maksadımız birilerini hedef göstermek değil, partinin ve liderliğin zarar görmesini önlemekti.
Gelinen noktada, daha önce dile getirdiğimiz endişelerin yeniden gündeme gelmesi üzücüdür.
Elbette liderin tercih yetkisi vardır. Ancak hiçbir siyasi yetki sınırsız değildir. Liderlik, yalnızca karar verme yetkisi değil, kararların sonuçlarını üstlenme sorumluluğudur da.
Siyasetin kendine özgü teamülleri, hassasiyetleri ve dengeleri vardır. Bunları yok sayarak hareket etmek, iyi niyetli bir davranışı dahi siyasi açıdan maliyetli hâle getirebilir.
Siyasette yanlış yapanın bileti kesilir. Kesilmiyorsa bu defa bileti kesmeyenin sorumluluğu sorgulanır!
Halkın meseleye bakışı çoğu zaman bu kadar yalın ve nettir. Siyasi gerçeklikten kopuk, geleceğe dönük ütopik söylemlerle seçmenin kaygılarını ortadan kaldırmak mümkün değildir.
KUSURSUZ BİAT, LİDERE İYİLİK DEĞİLDİR!
Vur de vuralım, öl de ölelim anlayışını andıran koşulsuz biat kültürüyle lidere güzelleme yapmak, sanıldığı gibi lidere yardımcı olmak değildir.
Gerçek sadakat, liderin her kararını alkışlamak değil; yanlış yapma ihtimali belirdiğinde kendisini uyarmaktır.
Lidere yardımcı olmak, yanlışını örtmek değil, yanlış yapmasını önlemektir.
Aksi hâlde etrafındaki herkesin kendisini haklı bulduğu bir lider, zamanla gerçeklerden uzaklaşır. Kendisine yalnızca duymak istediklerini söyleyenler, farkında olmadan onu en büyük hatalarına doğru sürükleyebilir.
Liderin çevresindeki insanların görevi, her şartta alkış tutmak değil, gerektiğinde açıkça itiraz edebilmektir.
Çünkü liderin yanlış yapmasını engellemek de liderliğe hizmettir.
Ne var ki görünen o ki bazı durumlarda ekip, yukarıya yardımcı olmak yerine liderin hata yapmasına zemin hazırlayan bir görüntü sergiliyor. Burada niyet okumak yerine sonuçlara bakmak gerekir. Ortaya çıkan tablo, yapılan tercihlerin ve bu tercihleri hazırlayan değerlendirmelerin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Üstelik mesele yalnızca bir ziyaret veya geçmiş olsun mesajından ibaret değildir. Mesele, tekrarlanan siyasi iletişim hatalarının neden önlenemediğidir.
Bu kaçıncı hata böyle?
MUHALEFETİN HATA LÜKSÜ YOK!
Türkiye'nin siyasi gerçekleri ortadadır. Muhalefetin hata yapma alanı daralmışken, seçmenin güvenini kazanmak ve korumak her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir.
Bu şartlarda her adımın hesabı yapılmalı, her tercih siyasi sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Eleştirenleri isyankâr gibi gören, onları tukaka ilan eden bir anlayışın; buna karşılık açıkça tartışma doğuran tutumlar sergileyen kişilere önemli makamlar ve görevler vermesi, izaha muhtaç bir çelişkidir.
Bir tarafta parti içi eleştiriyi disiplinsizlik olarak değerlendirmek, diğer tarafta tartışmalı davranışları görmezden gelmek…
Bu yaklaşımın tutarlı bir siyasi mantıkla açıklanması gerekir.
Bugüne kadar, Parti Meclisi dâhil olmak üzere teşkilat yapılanmasında yaşanan kimi sorunların doğrudan Sayın Genel Başkan'dan değil, çevresindeki kişilerin tutumlarından kaynaklandığı ve kendisinin yanlış yönlendirildiği düşüncesi ağırlık kazanmıştı.
Ancak artık Kılıçdaroğlu'nu sevenlerin bir bölümü de bu kanaati yeniden değerlendirmeye başlıyor.
Zira aynı türden hatalar tekrarlandığında, sorumluluğu sürekli alt kademelere yüklemek mümkün olmaz. Bir noktadan sonra kararları veren, tercihleri onaylayan ve gerekli müdahaleleri yapmayan en üst makam da sorgulanır.
Bu, kişisel bir husumet değil, siyasi sorumluluğun doğal sonucudur.
TEFLON TAVA DA BİR GÜN ERİR!
Liderlik, hatadan azade olmak değildir. Fakat liderlik, yapılan hataların sorumluluğunu sürekli başkalarına aktararak kendini koruma altında tutmak da değildir.
Teflon tava misali, hiçbir şey üzerine yapışmıyormuş gibi görünmek siyasette kalıcı bir koruma sağlamaz.
Kızgın yağın içinde uzun süre kalan tava, dışarıdan sağlam görünse bile kaplaması aşındığında işlevini kaybetmeye başlar. Teflon kaplama bozulduğunda yalnızca tava zarar görmez; yemeğin niteliği de bozulur, mutfaktaki düzen de…
Siyasette de durum farklı değildir.
Liderin çevresindeki hatalar biriktikçe, her defasında sorumluluk başka kişilere yüklenerek mesele kapatılmaya çalışıldıkça, en sonunda siyasi yıpranma doğrudan liderliğe sirayet eder.
Teflonun kaplaması aşındığında tava yalnızca yapışmakla kalmaz; zamanında müdahale edilmezse bütün düzeni de bozar!
Bu nedenle liderlik, hatalardan muaf tutulma makamı değil, hataları zamanında görme, düzeltme ve sorumluluğunu üstlenme makamıdır.
YUMRUK MASAYA VURULMALI!
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu aşamada yapması gereken, parti yönetimindeki sorunları açıkça değerlendirmek, kendisini yanlış yönlendiren veya parti disiplinine aykırı davranan kim varsa konuyu somut deliller ve adil bir değerlendirmeyle ele almak, gerekli tedbirleri gecikmeden uygulamaktır.
Elbette kararlar kişisel kanaatlerle değil, somut olaylar ve tutarlı ölçütlerle verilmelidir. Disiplin herkese eşit uygulanmalı; makamı, yakınlığı veya siyasi konumu ne olursa olsun herkes aynı sorumluluk anlayışına tabi tutulmalıdır.
Fakat karar vermek kadar zamanında karar vermek de önemlidir.
Genel Başkan'ın masaya yumruğunu kesin ve net biçimde vurması, otoritesini göstermesi ve sorunları süratle çözmesi gerekmektedir.
Çünkü geciken müdahalenin maliyeti giderek artar. Sorunlar büyüdükçe güven aşınır, güven aşındıkça da liderliğin hareket alanı daralır.
Yavaş tükürüğün sakala zararı var!
Siyasette bazı meseleler vardır ki zamanında müdahaleyle çözülür; ertelendikçe daha büyük sorunlara dönüşür. Bugün yapılması gereken, geçmişte kimin haklı çıktığını tartışmaktan ziyade aynı hataların yarın tekrarlanmasını önlemektir.
Unutulmamalıdır ki tarih, yalnızca yaşanan hadiseleri kaydetmez; o hadiselerin arkasındaki vakıaları da sorgular.
Hadise geçer, tartışma diner, gündem değişir. Fakat yanlış yönetimin bıraktığı iz, siyasi hafızada yaşamaya devam eder.
Vakanüvisin görevi hadiseyi kaydetmek; siyasetçinin görevi ise aynı hatanın yeniden yaşanmasını önlemektir.
Çünkü hadise değil, vak'a kaydedilir!
Numan CENGİZ
Araştırmacı İlahiyatçı Yazar





