İZVERİ

Köşe yazısı

HÂKİMİN REFERANSI HUKUK MU, İKTİDAR MI?

Adaletin kapısını liyakat mi, referans mı açıyor? Hâkim ve savcı atamalarındaki ayrıcalık iddiaları, yargıya güveni yeniden sorgulatıyor!

Yayınlandı: 13 Ekim 2026 12:05

Güncellendi: 13 Ekim 2026 14:06

Paylaş

HÂKİMİN REFERANSI HUKUK MU, İKTİDAR MI?

Yargının bağımsızlığı yalnız mahkeme salonlarında değil, hâkim ve savcıların nasıl seçildiğinde başlar. Peki Türkiye’de liyakat ile ayrıcalık arasındaki çizgi nereden geçiyor?

Bir ülkede adaletin çökmesi için mahkemelerin kapısına kilit vurulması gerekmez. Yurttaşın, karşısındaki hâkimin kararını hukuka göre mi yoksa başka ilişkilerin gölgesinde mi verdiğinden kuşkulanması yeterlidir.

Ankara 2 No’lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir’in açıklamaları, Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmasını yeniden alevlendirdi.

İki yılda barolarına kayıtlı 70 avukatın hâkim ve savcı olduğunu, kendilerinin referans verdiğini ve bakanlığın ayrıcalık tanıdığını söyledi. Ardından sözlerinin bağlamından koparıldığını savundu.

Peki bu açıklamanın yarattığı sorular da geri çekilmiş mi oldu?

ADALETİN KAPISINDA LİYAKAT Mİ, REFERANS MI?

Yetmiş avukatın atanması tek başına usulsüzlük kanıtı değildir. Ancak kamu görevlilerinin seçiminde ayrıcalık bulunduğu izlenimi, demokratik bir hukuk devletinde açıklığa kavuşturulması gereken ciddi bir meseledir.

Çünkü referans, mesleki yeterliliğe ilişkin bilgi vermekten çıkıp atamalarda belirleyici bir ilişki ağına dönüşürse, liyakat ilkesi anlamını yitirir.

Asıl soru şudur: Hâkim ve savcı adaylarını mesleki yetkinlikleri mi, yoksa erişebildikleri nüfuz çevreleri mi öne çıkarıyor?

DEVLETİN KADROLARI KİMİN?

Max Weber’in modern devlet anlayışında bürokrasinin meşruiyeti, kişisel sadakate değil, kurallara ve uzmanlığa dayanır.

Oysa kamu görevine girişte ayrıcalık kuşkusu doğduğunda, devlet ile iktidar arasındaki sınır da tartışmaya açılır.

AKP yirmi dört yıldır ülkeyi yönetiyor. Dolayısıyla yargı atamalarının şeffaflığına ve kamu kurumlarına duyulan güvene ilişkin soruların siyasi muhatabı da mevcut iktidardır.

Bir hâkimin siyasi düşüncesi olabilir; ancak verdiği kararın siyasi sahibi olamaz.

Bir savcının kişisel ilişkileri olabilir; ancak kamu yetkisini o ilişkilerin karşılığı olarak kullanamaz.

Devletin kadroları hiçbir partinin mülkü, adalet makamları hiçbir çevrenin ayrıcalığı değildir!

YARGIYA GÜVEN NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığı düşüncesi yalnız devlet organlarının birbirinden ayrılmasını değil, gücün başka bir güç tarafından sınırlandırılmasını da anlatır.

Yargı, yürütmenin işlemlerini denetleyebilecek bağımsızlığa sahip değilse yurttaşın devlet karşısındaki güvenceleri zayıflar.

Bu nedenle mesele yalnız bir baro başkanının sözleri değildir. O sözlerin neden böylesine ciddi bir güven tartışması yarattığıdır.

Adalet Bakanlığı ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu, iddiaları somut verilerle açıklığa kavuşturmalıdır. Atama ölçütleri, sınavlar ve mülakat süreçleri denetlenebilir olmalıdır.

Çünkü adalet yalnız doğru karar vermek değil, o kararın bağımsız biçimde verildiğine güven duyulmasını da sağlamaktır.

Ve iktidara sorulması gereken soru açıktır:

Hâkimlerin nasıl seçildiğini şeffaf biçimde açıklayamayan bir devlet, yurttaşlarından mahkemelere koşulsuz güvenmelerini nasıl bekleyebilir?

Adaletin terazisini tutan ellerin hangi ölçütlerle seçildiğini bilmek, herkesin hakkıdır.

Hakan URUN

13 Ekim 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

2 dk