İNSANI UNUTMAMAK: İOANNA KUÇURADİ’NİN ARDINDAN
Bazı insanlar bu dünyadan ayrıldığında geride yalnızca bir boşluk bırakmaz.
Bir düşünce biçimi eksilir.
Bir ses susar.
Bir hafıza biraz daha sessizleşir.
Ve insan, kaybettiği kişinin ardından aslında neyi kaybettiğini düşünmeye başlar.
Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin vefatı da böyle bir kayıptır.
Türkiye, yalnızca değerli bir filozofunu ve seçkin bir akademisyenini değil; insanı düşüncenin merkezine yerleştiren, insan onurunu felsefi bir sorumluluk olarak ele alan büyük bir düşünce insanını kaybetmiştir.
89 yıllık ömrünü düşünmeye, öğretmeye, sorgulamaya ve insanı anlamaya adayan Kuçuradi’nin ardından duyduğumuz üzüntü, bir akademisyenin ölümünden duyulan sıradan bir hüzün değildir.
Bu, düşünce dünyamızın önemli bir sesini kaybetmenin hüznüdür.
İoanna Kuçuradi, 4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğdu.
1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi; 1965’te doktorasını tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra akademik yaşamının en önemli dönemlerinden birini Hacettepe Üniversitesi’nde geçirdi. 1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu ve 2003 yılına kadar bölüm başkanlığını yürüttü. Türkiye Felsefe Kurumu’nun da uzun yıllar başkanlığını yaptı.
Fakat onun biyografisini yalnızca görevler, unvanlar ve tarihler üzerinden okumak, Kuçuradi’yi anlamak için yeterli değildir.
Çünkü onun asıl hikâyesi, insan ve değerleri üzerine ömür boyu sürdürdüğü düşünsel arayışta saklıdır.
İnsan ve Değerleri, Etik, Nietzsche ve İnsan, Schopenhauer ve İnsan ve daha birçok çalışmasıyla yalnızca Türkiye felsefesine değil, insan hakları ve etik düşüncesine de kalıcı katkılar sundu. Türkiye Felsefe Kurumu'nun Etik hakkındaki değerlendirmesinde de Kuçuradi'nin yaklaşımının, insanların birbirleriyle ve kendileriyle ilişkilerindeki değer sorunlarına ışık tutmayı amaçladığı belirtiliyor.
Ama onun bıraktığı miras, kitaplarının toplamından çok daha büyüktür.
Çünkü bazı kitaplar okunur ve kitaplıkta kalır.
Bazı düşünceler ise insanın zihninde yaşamaya devam eder.
Kuçuradi'nin felsefesinde insan, hiçbir zaman yalnızca bir kavram değildi.
İnsan; hakları olan, değeri olan, onuru olan bir varlıktı.
Ve belki de onun düşüncesinin bugün bizi en fazla sarsması gereken tarafı budur.
Çünkü insan haklarından söz etmek kolaydır.
Adaletten söz etmek kolaydır.
Özgürlükten, eşitlikten, demokrasiden bahsetmek de kolaydır.
Asıl mesele, bütün bu kavramları kendimiz için istediğimiz kadar başkaları için de savunabilmektir.
Sevmediğimiz bir insanın hakkı söz konusu olduğunda…
Bizimle aynı düşünmeyen birinin özgürlüğü gündeme geldiğinde…
Çoğunluğun hoşuna gitmeyen bir insanın onurunu korumak gerektiğinde…
İşte etik tam orada başlar.
İşte insan hakları tam orada sınanır.
Ve belki de insanın gerçek karakteri tam orada ortaya çıkar.
Kuçuradi'nin düşüncesi bize hazır reçeteler vermedi.
Daha zor bir şey yaptı:
Bizi düşünmeye mecbur bıraktı.
Bir insanı neden değerli buluyoruz?
Değer verdiğimiz şey gerçekten değerli mi?
Bir davranışı neden doğru veya yanlış kabul ediyoruz?
Bir insanın hakkını, onun kim olduğuna bakarak mı değerlendiriyoruz?
Adalet bizim için evrensel bir ilke mi, yoksa yalnızca bize dokunduğunda hatırladığımız bir kavram mı?
Bunlar kolay sorular değildir.
Zaten felsefenin görevi de kolay sorular sormak değildir.
Felsefe, insanı zaman zaman kendi rahatlığından çıkarır.
Kendi önyargılarıyla karşılaştırır.
Kendi doğrularını yeniden düşünmeye zorlar.
Kuçuradi'nin düşünsel mirası da tam olarak böyle bir mirastır.
İnsanı kendisiyle yüzleştiren bir miras.
Bugün onun ardından üzülürken, aslında biraz da içinde yaşadığımız zamanı düşünmek gerekiyor.
Sözün çok, düşüncenin azaldığı…
Hükümlerin çoğaldığı, sorgulamanın azaldığı…
İnsanların birbirlerini anlamaya çalışmadan birbirleri hakkında karar verdiği…
Bir insanın önce kimliğinin, siyasi görüşünün, inancının veya ait olduğu grubun görüldüğü bir çağda yaşıyoruz.
Oysa Kuçuradi'nin bize hatırlattığı temel gerçek çok daha yalındır:
Karşımızdaki insan, bütün kimliklerinden önce insandır.
Ve insan olmak, başkalarının merhametine bırakılmış bir ayrıcalık değildir.
İnsan onuru, çoğunluğun lütfu değildir.
İnsan hakkı, iktidarın hediyesi değildir.
İnsanın değeri, bizim ona biçtiğimiz değerle başlamaz.
Belki de Kuçuradi'nin düşüncesinin en derin tarafı burada ortaya çıkar:
İnsanı araç olmaktan çıkarıp amaç olarak görebilmek.
Bir akademisyenin gerçek mirası yalnızca kitaplarında bulunmaz.
Yetiştirdiği öğrencilerde bulunur.
Onlara kazandırdığı düşünme biçiminde…
Bir kavramı sorgulama cesaretinde…
Bir haksızlık karşısında susmama iradesinde…
Ve yıllar sonra, hiç tanımadığı bir insanın hakkını savunan başka bir insanın vicdanında…
İşte düşüncenin ölümsüzlüğü budur.
Düşünür ölür; düşünce yaşamaya devam eder.
Kuçuradi'nin öğrencileri, eserleri ve Türkiye'de felsefe ile insan hakları alanında oluşturduğu kurumlar bu mirasın taşıyıcılarıdır. Hacettepe Üniversitesi'nin resmi tarihçesine göre onun kurduğu Felsefe Bölümü, Türkiye'deki erken felsefe bölümlerinden biri olarak 1969'da faaliyete geçti ve Kuçuradi 2003'e kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.
Bu nedenle bugün onun ardından yalnızca “başımız sağ olsun” demek yetmez.
Biraz da başımızı öne eğip düşünmek gerekir.
Çünkü Kuçuradi'nin ardından bize bir soru kalıyor:
İnsanı gerçekten ne kadar önemsiyoruz?
İnsan haklarını yalnızca kendimiz için mi istiyoruz?
Adaleti yalnızca bize yapıldığında mı hatırlıyoruz?
Özgürlüğü yalnızca bizim sözümüz söz konusu olduğunda mı savunuyoruz?
Yoksa bütün bunların gerçekten evrensel değerler olduğuna inanıyor muyuz?
Bu sorulara vereceğimiz cevap, belki de İoanna Kuçuradi'nin mirasına ne kadar sahip çıktığımızın en gerçek ölçüsü olacaktır.
Çünkü bir filozofu anmanın en güzel yolu, onun adını tekrar etmek değildir.
Onun düşüncesini yaşamaktır.
Bugün bir filozofu uğurluyoruz.
Fakat aslında onun düşüncelerinin önünde yeni bir sayfa açıyoruz.
Çünkü insan var olduğu sürece;
değer sorunu olacak,
adalet aranacak,
haklar tartışılacak,
özgürlük sorgulanacak,
insan onuru savunulacak.
Ve bütün bu tartışmaların içinde Kuçuradi'nin sesi, bir yerlerden yeniden duyulacak:
İnsanı unutmayın.
İnsanı bir sayıdan ibaret görmeyin.
Bir kimliğe hapsetmeyin.
Bir siyasi aidiyete indirgemeyin.
Bir araca dönüştürmeyin.
Onun onurunu, sizin düşüncenizden bağımsız olarak koruyun.
Çünkü medeniyetin gerçek ölçüsü, ne kadar büyük binalar yaptığımız değil;
insana ne kadar değer verdiğimizdir.
İoanna Kuçuradi artık aramızda değil.
Fakat bazı insanlar ölümle susmaz.
Onların sesi, geride bıraktıkları düşüncelerde çoğalır.
Bir öğrencinin zihninde…
Bir kitabın sayfalarında…
Bir öğretmenin dersinde…
Bir insan hakları savunucusunun mücadelesinde…
Bir haksızlık karşısında “hayır” diyebilen insanın vicdanında…
Kuçuradi'nin düşüncesi de böyle yaşayacaktır.
Belki de bir filozof için bundan daha büyük bir ölümsüzlük yoktur:
Kendisinden sonra gelen insanların daha iyi düşünmesine katkıda bulunmak.
Prof. Dr. İoanna Kuçuradi'yi saygıyla, minnetle ve derin bir hüzünle anıyorum.
Ailesine, öğrencilerine, akademi dünyasına ve bütün sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Ardında yalnızca eserler bırakmadı.
İnsanı yeniden düşünmek için bize bir sorumluluk bıraktı.
Şimdi bize düşen, o sorumluluğu taşımaktır.
İnsan onurunu korumak.
İnsanın hakkını savunmak.
Etiği hayatın dışına itmemek.
Ve bütün gürültünün içinde, bütün ayrışmaların ve çatışmaların arasında en temel gerçeği unutmamak:
ÖNCE İNSAN.
Huzur içinde olsun.
Düşüncesi, eserleri ve yetiştirdiği kuşaklarla yaşamaya devam etsin.





