Siyaseti temiz ve geçmişi şaibesizler yapmalıdır.
25 yıllık Türkiye siyasetinde ne yaşandıysa benim hırsızım iyi senin hırsızın kötü olanlar yüründen ülke siyaseten kirlendi ve bugün Devlette arınmaya ihtiyaç duyuluyor.
Kirliliğe bulaşan devlet değil, devletin kadrolarına kirli siyasetten dolayı gelen halkı ve hakkı temsil etmesi gerekenlerin hırsızlıkları arsızlıkları yüzünden siyaseti ve siyasetçiliği kendilerine rant kapısı olarak görmektedir.
Siyaset, milletin derdine derman olma sanatı olmaktan çıkıp, kendi rantını yaratma kapısına dönüştüğünde en büyük zararı yine bu toplum görüyor. Bugün geldiğimiz noktada herkesin ortak feryadı tek bir cümlede özetleniyor: Karnından konuşan siyasetçiler istemiyoruz!
Türkiye siyaseti, temiz ve geçmişi şaibesiz kadrolar tarafından yönetilmeyi çoktan hak etti. Ancak son çeyrek asırdan bu yana ne yaşandıysa, hep o sığ ve yozlaşmış zihniyet yüzünden yaşandı: "Benim hırsızım iyi, senin hırsızın kötü."
İşte bu kör tarafçılık, bu "bizimki yapsa da görmezden gelelim" anlayışı ülke siyasetini kökten kirlatti. Bugün herkes devlette bir "arınma" ihtiyacından bahsediyor. Ama burada teşhisi doğru koymak lazım: Kirlenen devletin kendisi değil; kirli siyasetin devlet kadrolarına taşıdığı zihniyettir. Halkı ve hakkı temsil etmesi gerekenlerin gösterdiği hırsızlıklar, arsızlıklar ve doymazlıklar, siyaset kurumunu milletin gözünde bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp kişisel rant kapısı haline getirdi.
Açıkça konuşalım: Arınma tek bir partide ya da sadece devlet organlarında sınırlı kalamaz.
Eğer gerçekten temiz bir gelecek istiyorsak bu arınma;
Toplumun her kesiminde,
Siyasette, sokakta ve ticaret evreninde,
İçeride ve dışarıda,
En önemlisi de insanın kendi iç dünyasında başlamalıdır.
Kirliliği üreten ve o kirlilikten beslenen kim varsa, amansız bir toplumsal baskıyla siyaset sahnesinden ve kamu hayatından uzaklaştırılmalıdır.
Bu arınma dalgası medyayı da kapsamak zorunda. Haberi, gerçeği ve kamuoyunun algısını kendi ticari veya siyasi rantı uğruna eğip büken medya düzeninin önüne geçilmeden temiz bir siyaset kuramayız.
Artık "Senin adamın, benim adamım" devri kapanmalıdır. Bir göreve gelmenin, devleti temsil etmenin tek ölçütü liyakat olmak zorundadır. Sadakat kişilere değil, adalete ve liyakate olmalıdır.
Siyaseti ve toplumu yeniden ayağa kaldıracak tek şey; tutarlı, dürüst ve şaibesiz bir duruştur. Kirliliğe prim vermediğimiz, hırsızın kimliğine bakmadan karşısında durabildiğimiz gün, arzuladığımız o aydınlık geleceğe adımı atmış olacağız.
Arınma sadece CHP'de veya devlette olamaz..
Toplumun her kesiminde, içeride dışarıda, sokakta ve insanın iç dünyasında olmalıdır.





