Kemal Kılıçdaroğlu Sevenlerini Üzen Kare: “Vız Gelip Tırıs Gitti mi?”
Geçmişte “Vız gelir, tırıs gider” denilmişti. Bugün ise kamuoyunun önünde başka bir tartışma var: Gazetecilik faaliyeti ile algı operasyonu arasındaki sınır nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen kesimlerde tepkiye neden olan bir kare, CHP çevresindeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Geçmişte Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz gezisine dahil edilen bazı isimler kamuoyunda tartışma konusu olmuş, gelen eleştirilere karşı İmamoğlu’nun “Vız gelir, tırıs gider” ifadeleri gündeme gelmişti.

Bugün ise benzer bir tartışma farklı bir başlık üzerinden yaşanıyor.
İddiaya göre, Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemediği sözleri söylemiş gibi gösteren, kulis haberciliği görüntüsü altında çeşitli algı ve manipülasyonlara başvurduğu öne sürülen bazı isimlerin bir araya getirildiği bir oluşum, kamuoyunda ciddi şekilde sorgulanıyor.
Özellikle Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerin ötesine geçerek hakaret boyutuna ulaştığı değerlendirilen paylaşımlar, “Hakaret etmek gazetecilik faaliyeti midir?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Asıl soru: Bu isimleri kim organize etti?
Tartışmanın belki de en önemli noktası ise Gaziantep gezisi.
Kamuoyunda, gazeteci olmadığı ifade edilen bazı kişilerin gazeteci statüsüyle Gaziantep gezisine dahil edildiği yönündeki iddialar konuşuluyor.
Eğer bu iddialar doğruysa cevap bekleyen soru oldukça açık:
Bu isimleri kim organize etti?
Daha da önemlisi, gazetecilik faaliyetiyle algı operasyonu arasında sınırın ortadan kalktığı izlenimini oluşturan bu organizasyonun arkasında kimler bulunuyor?
Kamuoyunda “Algı operasyonu operatörlerini kim, hangi amaçla bir araya getirdi?” sorusunun sorulması da bu nedenle dikkat çekiyor.
Gazetecilik; bir siyasi aktörü yüceltmek ya da hedef almak için değil, gerçeğin peşinden gitmek, iddiaları doğrulamak ve kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için yapılır.
Eleştiri elbette olacaktır.
Ancak eleştiri ile hakaret, gazetecilik ile propaganda, haber ile algı operasyonu birbirine karıştırıldığında ortaya ciddi bir etik sorun çıkar.
Bugün tartışılması gereken yalnızca “Kim kiminle aynı karede?” sorusu değildir.
Asıl tartışılması gereken:
Kim, kimi hangi sıfatla bir geziye dahil etti?
Bu isimlerin belirlenmesindeki kriter neydi?
Gazetecilik ölçütleri neye göre uygulandı?
Ve kamuoyunda tartışılan bu organizasyonun sorumluluğu kime ait?
Bu soruların cevabı verilmeden, ortaya çıkan görüntülerin yalnızca bir “kare” olarak değerlendirilmesi mümkün görünmüyor.
Çünkü mesele bir fotoğraf karesinden çok daha büyük:
Gazetecilik mi yapılıyor, algı mı yönetiliyor?
Kamuoyunun beklediği ise çok basit:
Açıklık, şeffaflık ve gerçek.





