Kılıçdaroğlu ve Özel Farkı
Biz toplum olarak siyasetçileri çoğu zaman söylediklerinden önce görüntüleriyle kodluyoruz. Miting meydanındaki hâli, kürsü hâkimiyeti, sokakta vatandaşla kurduğu ilişki, yaptığı bir gaf, verdiği bir tepki… Bunların hepsi zihnimizde bir siyasetçi profili oluşturuyor. Söylem-eylem bütünlüğü, dürüstlük, siyasi ahlak ve tutarlılık gibi asıl meseleleri ise ne yazık ki çoğu zaman bunların ardından konuşuyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca tam da bunun üzerinden yıpratıldı. Gaf videoları servis edildi, “liderlik vasfı yok” denildi, kişiliği ve siyasi kimliği üzerine türlü türlü hikâyeler üretildi. Buna karşılık başka liderlere aynı ölçüde eleştirel yaklaşmak yerine olmadık meziyetler atfedildi, methiyeler düzüldü, en sıradan davranışlardan dahi büyük liderlik hikâyeleri çıkarıldı.
Özgür Özel de belli ki bu methiyelerden fazlasıyla nasibini almış.
Bugün sokakta kendisine ikram edilen böreği elinin tersiyle itip, bir başka vatandaşa da “Allah seni kahretsin.” diyebilecek noktaya gelmiş durumda. Ardından da savunmalar hazır: “Çok baskı altında”, “Üzerinde büyük bir yük var”, “Artık o da patlıyor…”
İyi de Kemal Bey yıllarca hangi baskıların altında siyaset yaptı?
O zaman aynı ölçüyü ona da uygulamak gerekmez miydi? Bugünkü gerekçeleri geçmişe doğru işletirsek Kemal Bey’in bizi gördüğünde tokatlaması gerekirdi herhâlde.
Ama mesele aslında bunların da ötesinde.
Siyasette makam insanın karakterini yeniden yazmaz; çoğu zaman zaten var olanı daha görünür hâle getirir. Güç, yetki ve alkış arttıkça insanın özü de daha fazla ortaya çıkar.
Özel özünü göstere dursun.
Biz özümüzle, sözümüzle ve partimize yakışan adapla siyaset yapmaya devam edenlerle yol yürüyelim.
Bu da tarihe düşülmüş küçük bir not olarak burada kalsın.





