İZVERİ

KOLTUKTAN ÖNCE KURUMUN GELECEĞİ !!!

İZVERİ

Türk siyaseti, hamaset dolu söylemlerin havada uçuştuğu, ancak iş karar almaya geldiğinde maskelerin birer birer düştüğü kritik eşiklerle doludur. Siyasi partilerin gerçek vizyonu, barışçıl günlerde attıkları sloganlarla değil; oy oranlarının, sayısal dengelerin ve koltuk hesaplarının masaya yatırıldığı o uzlaşma ya da yol ayrımı anlarında belli olur.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanvekilliği seçimi öncesinde yaşanan süreç, tam da bu bahsettiğimiz “samimiyet sınavı”nın en taze örneğidir.
Tabloya matematiksel bir netlikle bakalım: Türkiye Belediyeler Birliği meclisinde muhalefet bloğunun sayısal üstünlüğü aşikâr. CHP’nin 261, YENİ Parti’nin 131 delegesi bulunuyor. Sadece bu iki partinin yan yana gelmesiyle 392 oya ulaşılıyor. Diğer muhalefet partileri de eklendiğinde bu rakam daha da yükseliyor. Karşı tarafta ise AK Parti ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı’nın toplamı 361 civarında kalıyor.
Matematik bağırıyor: Muhalefet birlikte hareket ederse TBB yönetimi Cumhur blokuna geçmeyecek.

Siyasetin doğal ve geleneksel teamüllerine göre; oy oranı ve temsil gücü en yüksek olan ana muhalefet partisinin (CHP) kendi adayını çıkarması, diğer partilerin de bu adaya destek vermesi beklenirdi. Nitekim CHP, Cumhur İttifakı’nın mevzi kazanmasını önlemek adına ilk günden itibaren diyalog ve uzlaşı zeminini zorladı.
Ancak süreç ilerlediğinde YENİ Parti, daha önce Abdurrahim Tutdere ismini önerip bu isim üzerinde prensip uzlaşısına varılmasına rağmen kendi kararından vazgeçti ve Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’yi öne sürdü.
İşte tam bu noktada Türk siyasetinin kilit sorusu belirdi: “Benim dediğim olmayacaksa Varsın AKP kazansın mı?” yoksa “Kişisel ve kurumsal egoları bir kenara bırakıp ortak mevziyi korumak mı?”

İşte bu eşikte CHP, siyasal tarihe geçecek stratejik ve olgun bir tutum sergiledi. Kendi sayısal çoğunluğuna, oy ağırlığına ve temsil hakkına dayanarak masayı devirmek ya da “Benim adayımı kabul etmiyorsanız oyları böleriz” resti çekmek yerine; uzlaşı kapısını kapatmadı. Aday çıkarmama ve YENİ Parti’nin adayı Ayşe Ünlüce’yi destekleme kararı aldı.

Bu tutum, sıradan bir “aday geri çekme” hamlesi değildir. Bu tutum, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile harmanlanan ve muhalefet blokuna kazandırılan “helalleşme”, “geniş tabanlı ittifak” ve “sorumlu siyaset” anlayışının kurumsallaştığının en açık kanıtıdır.

Bu yaklaşım bize üç temel gerçeği gösteriyor:

CHP, parti içi başarıyı ya da bir koltuğu kazanmayı, kurumun iktidar blokuna geçmesini engelleme hedefinin gerisine koyabilmiştir.

Siyasette büyüklük, yalnızca delege sayısıyla değil; kriz anlarında krizden beslenmek yerine çözümü üreten taraf olabilmekle ölçülür. CHP burada “büyüklük bende kalsın” mantığıyla değil, muhalefet seçmeninin iradesini koruma sorumluluğuyla hareket etmiştir.

Kimin gerçekten AKP karşıtı ve değişimden yana olduğu, kimin ise dar parti hesaplarına sıkıştığı bu kararla bir kez daha netleşmiştir. “Kim kimin aparatı?” sorusunun cevabı, nutuklarda değil, sandık önüne koyulduğunda atılan imzalardadır.

Sözün özü şu; koltuk sevdasına düşmeden, “önce memleket ve kurumların geleceği” diyerek fedakârlığı üstlenen bu siyasal basiret takdire şayandır. CHP’nin ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun açtığı bu mücadele ve uzlaşı kulvarı, gündelik heveslerin üzerinde duran, olgun bir demokrasi bilincinin tecellisidir.

Tarih, sadece kazanan adayları değil; ortak çıkar uğruna masada fedakârlık yapabilen sorumlu liderlikleri ve vizyoner anlayışları da yazacaktır.

Kaynak: Ataocağı

Haberi hazırlayan

İzveri editör masası

Editör masası

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk