İZVERİ

Köşe yazısı

Makyajlanan Karanlık: 46 Yıl Sonra İki 12 Eylül ve Anayasa İllüzyonu

Makyajlanan Karanlık: 46 Yıl Sonra İki 12 Eylül ve Anayasa İllüzyonu Türkiye’nin toplumsal hafızasında, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin kabuk bağlamayan, aksine her yıl…

Yayınlandı: 12 Eylül 2026 13:30

Güncellendi: 5 Ekim 2026 13:11

Paylaş

Makyajlanan Karanlık: 46 Yıl Sonra İki 12 Eylül ve Anayasa İllüzyonu

Türkiye’nin toplumsal hafızasında, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin kabuk bağlamayan, aksine her yıl dönümünde ülkenin bugünkü yapısal çıkmazlarını daha berrak görmemizi sağlayan bir milat vardır: 12 Eylül 1980. Bugün, o meşum askeri darbenin 46. yıl dönümü. Ancak bu kırılmayı yalnızca geçmişte kalmış askeri bir müdahale olarak okumak, bugünün Türkiye’sini eksik anlamaktır. Karşımızda duran gerçek, faşist cuntanın inşa ettiği o gerici ve piyasacı düzenin hiç değişmeden, aksine yeni aktörler eliyle derinleştirilerek sürdürüldüğüdür.

1980 darbesi, emperyalizmin ve yerli sermaye düzeninin işçi sınıfına, ülkenin ilerici birikimine ve sola indirdiği en ağır darbeydi. Arkasındaki esas motivasyon, 24 Ocak Kararları ile ülkeyi kuralsız bir serbest piyasa vahşetine teslim etmek ve bu sömürüye karşı durabilecek örgütlü iradeyi ezmekti. Cuntanın kurduğu bu rejim, cumhuriyetin tarihsel doğrultusuna radikal bir darbe indirerek yerine holdinglerin ve tarikatların önünü açan "Türk-İslam Sentezi"ni yerleştirdi. Okullara zorunlu din dersleri getiren, kamusal eğitimi çökerten ve toplumu korkuyla apolitikleştiren bu cunta aklı, aslında bugünün de kurucu harcıydı.

Bu noktada Türkiye tarihinin önünde iki kritik eşik durmaktadır: 12 Eylül 1980 ve 12 Eylül 2010. İkinci dönemeç, ilk cuntanın yarattığı iklimin üzerine oturan liberal-gerici iktidar bloğunun yargıyı ve devleti tamamen ele geçirdiği, 1980 rejiminin ete kemiğe bürünmüş nihai bir çıktısıydı. Darbe karşıtlığı retoriğine sığınanların, 12 Eylül’ün getirdiği tüm emek düşmanı yasalara, sendikal barajlara ve YÖK gibi kurumlara sıkı sıkıya sarılması bir çelişki değildir; sınıfsal ve ideolojik bir sürekliliktir. Kenan Evren’in açtığı o karanlık yolda, bugün aynı ekonomik programı ve gerici kuşatmayı uygulayan mevcut siyasi iktidar yürümektedir.

Bugün ülkeyi yönetenlerin, anayasayı ve mahkeme kararlarını hiçe sayanların, emekçilerin kazanılmış haklarını gasp edenlerin meydanlarda yeniden "yeni ve özgürlükçü anayasa" vaat etmesi trajikomik bir illüzyondur. Egemenlerin derdi darbe hukukuyla hesaplaşmak değil; emperyalist merkezlerin ve holdinglerin çıkarlarına uygun, dikensiz bir sömürü bahçesi yaratmaktır. Türkiye’nin ihtiyacı, 12 Eylül düzenine yeni bir anayasa makyajı yapılması ya da kapalı kapılar ardında yürütülen komisyon pazarlıkları değildir.

Gerçek bir hesaplaşma, geçmişin mağduriyet anlatılarına sıkışıp kalmayı reddederek; fabrikalarda, sokaklarda ve kampüslerde bu köhne düzene karşı örgütlü iradeyi büyütmekten geçer. Türkiye’nin kurtuluşu; laikliğin tartışmasız biçimde egemen olduğu, işçilerin siyaset yapma ve hak arama özgürlüğünün güvenceye alındığı, ülke kaynaklarının toplum yararına kullanıldığı eşitlikçi ve bağımsız bir düzendedir. 46 yıl önce postal sesleriyle gasp edilen geleceğimiz, ancak ve ancak bu düzene karşı verilecek topyekûn bir mücadeleyle yeniden kazanılacaktır.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

2 dk