İZVERİ

Köşe yazısı

NEREDE O ESKİ MEMURLAR ? YAMALI HIRKADAN DEVLET MEMURLUĞUNA…

Üstünde yamalı bir hırka, altında yırtık pırtık bir blue jean… Haydi gelin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bir göz atalım.

Yayınlandı: 24 Eylül 2026 23:31

Güncellendi: 9 Ekim 2026 05:11

Paylaş

YAMALI HIRKADAN DEVLET MEMURLUĞUNA…

Üstünde yamalı bir hırka, altında yırtık pırtık bir blue jean…

Haydi gelin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bir göz atalım.

“Neden devlet memurları kanununu inceleyeceğiz?” diye sorabilirsiniz.

Çünkü devlet memurluğu yalnızca maaş alınan bir meslek değil; aynı zamanda kamuya karşı sorumluluğu, ciddiyeti ve temsil görevini de beraberinde getiren bir görevdir.

Bugünlerde öğretmenlere önlük giydirileceği konuşuluyor.

Bana sorarsanız, bari çocukluğumuzdaki siyah önlüklerden olsun…

Çünkü mesele yalnızca bir kıyafet meselesi değil. Mesele, kamu görevlisinin görev yaptığı kuruma ve temsil ettiği makama duyduğu saygının dış görünüşüne de yansımasıdır.

NEREDE O ESKİ MEMURLAR?

Geçmişte bir kamu kurumuna gittiğinizde, koridorlarda farklı bir düzen ve ciddiyet hissederdiniz.

Okula gittiğinizde öğretmenin duruşu, kıyafeti, konuşması ve öğrencisine yaklaşımıyla bir “öğretmen” olduğu daha ilk bakışta anlaşılırdı.

Erkek öğretmen denildiğinde akla takım elbise, gömlek, kravat ve bakımlı bir görünüm gelirdi.

Kadın öğretmenler ise zarafetin ve özenin simgesiydi.

Elbette bugün herkesin aynı kıyafeti giymesini savunmak başka, kamu hizmetinin gerektirdiği ciddiyet ve temsil sorumluluğunu savunmak başka…

Ancak bugün bazı kamu kurumlarına gittiğimizde insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Kamu kurumuna mı geldik, yoksa sıradan bir günlük yaşam alanına mı?

Yırtık pırtık blue jeanler, gelişigüzel kıyafetler, bakımsız sakallar…

Sakallar ayrı telden, bıyıklar ayrı telden halaya devam ediyor.

Elbette bir insanın kişisel tercihlerine saygı göstermek gerekir. Fakat kamu görevlisi olmak, yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir. Çünkü kamu görevlisi aynı zamanda devletin ve kamu hizmetinin görünen yüzüdür.

MESELE SADECE ÖNLÜK DEĞİL

Öğretmenlere önlük giydirilmesi tartışılırken asıl konuşmamız gereken konu belki de tam olarak budur.

Önlük tek başına ne eğitimi düzeltir ne de öğretmeni daha iyi öğretmen yapar.

Fakat kıyafet, düzenin, ciddiyetin ve kurumsal kimliğin bir parçası olabilir.

Geçmişte kamu kurumlarında gördüğümüz o özenli görünümün tamamen kaybolmasını da “özgürlük” kavramının arkasına sığınarak açıklamak doğru değildir.

Özgürlük ile özensizlik aynı şey değildir.

Rahatlık ile kurumsal ciddiyetsizlik de aynı şey değildir.

HALKÇILIK VE İNKILAPÇILIK NE SÖYLÜYOR?

Cumhuriyet'in temel ilkelerinden Halkçılık; toplumda ayrıcalıkları ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı, vatandaşların hukuk karşısında eşitliğini esas alır.

İnkılapçılık ise toplumun çağdaş, akılcı ve modern bir yapıya ulaşması için yapılan yenilikleri ifade eder.

Kıyafet meselesine de yalnızca “ne giydiğimiz” üzerinden değil, kamu hizmetinin nasıl temsil edildiği üzerinden bakmak gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet anlayışında dış görünüşten kurumsal düzene, eğitimden kamu hizmetine kadar çağdaşlaşma bir bütün olarak ele alınmıştır.

Bugün ise bazen çağdaşlığı, her türlü kurumsal ölçünün ortadan kaldırılması gibi algılıyoruz.

Oysa çağdaşlık; özensizlik değil, aksine kendine, görevine ve topluma duyulan saygıdır.

DEVLET MEMURU OLMAK

Devlet memuru olmak, yalnızca bir kadroya atanmak değildir.

Bir okulda öğretmen, hastanede sağlık çalışanı, adliyede görevli, belediyede personel ya da herhangi bir kamu kurumunda çalışan kişi; yaptığı işle birlikte kurumunu da temsil eder.

Bu nedenle kamu görevlisinin kıyafeti elbette tek başına liyakat ölçüsü değildir.

Ama duruşu, temizliği, bakımı ve kurumun ciddiyetine uygun görünümü, kamu hizmetindeki temsil kültürünün bir parçasıdır.

Bugün “memur” dediğimizde aklımıza eskisi kadar düzenli, bakımlı ve kurumsal bir görüntü gelmiyorsa, burada sadece kıyafeti değil, kaybettiğimiz bazı değerleri de konuşmamız gerekir.

Çünkü mesele takım elbise veya önlükten ibaret değildir.

Mesele özen meselesidir.

Mesele ciddiyet meselesidir.

Mesele temsil meselesidir.

Ve belki de en önemlisi, devlet hizmetinin itibarını koruma meselesidir.

Eskiden kamu kurumlarına girdiğimizde gördüğümüz o düzeni, o zarafeti ve o ciddiyeti bugün yeniden hatırlamamız gerekiyor.

Bunun yolu herkesi aynı kalıba sokmaktan mı geçer, yoksa kamu hizmetinde ortak bir temsil ve özen kültürü oluşturmaktan mı?

Asıl tartışmamız gereken soru belki de budur.

Peki siz hangi memuru, hangi öğretmeni tercih edersiniz?

Görevini yalnızca yapanı mı,

yoksa görevini yaparken temsil ettiği kuruma da özen göstereni mi?

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk