SANDIK VAR, DEĞİŞİM YOK!
STK’LARDA, SENDİKALARDA VE MESLEK ÖRGÜTLERİNDE ON YILLARCA SÜREN BAŞKANLIKLAR: ÜYELERİN TERCİHİ Mİ, SİYASİ GÜÇ DENGELERİ Mİ?
Türkiye'de kamu görevlileri için yaş haddi var.
Ama milyonlarca insanı temsil eden bazı oda, birlik, konfederasyon ve meslek örgütlerinde başkanlık koltuğunun adeta son kullanma tarihi yok.
Rakamlar çarpıcı:
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu: 71 yaşında, 2001'den beri başkan; yaklaşık 25 yıl.
Ankara Ticaret Borsası Başkanı Faik Yavuz: 73 yaşında, 1999'dan beri başkan; yaklaşık 27 yıl.
TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken: 77 yaşında, 2007'den beri başkan; yaklaşık 19 yıl.
TESKOMB Genel Başkanı Abdulkadir Akgül: 67 yaşında, 2003'ten beri başkan; yaklaşık 23 yıl.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar: 68 yaşında, yaklaşık 20 yıldır başkan.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay: 72 yaşında, 2013'ten beri başkan; yaklaşık 13 yıl.
Bu tablo ister istemez şu soruyu doğuruyor:
Bu isimler yalnızca üyelerinin ve delegelerinin tercihiyle mi yıllardır görevde kalıyor, yoksa siyasi ve ekonomik güç dengeleri de bu devamlılıkta rol oynuyor mu?
Bu soruya "siyasi güç sayesinde kaldılar" diye kesin cevap vermek için somut kanıt gerekir. Çünkü seçimleri delegeler yapıyor ve aynı kişilerin tekrar seçilmesi üyelerin iradesinin bir sonucu olabilir.
Fakat diğer taraftan siyasi ilişkiler de ortada.
Örneğin Abdulkadir Akgül, TESKOMB Başkanlığının yanı sıra AK Parti'den milletvekilliği yapmış, parti genel merkezinde görev almış bir isim.
Dolayısıyla soru artık yalnızca "Kim seçti?" değildir.
"Seçimin yapıldığı güç dengeleri nasıldı?" sorusu da sorulmalıdır.
Çünkü iktidarla görüşmek başka, iktidarın gücüyle koltuğu korumak başkadır.
İkincisi için kanıt gerekir; fakat demokratik denetim açısından soru sormak meşrudur.
SANDIK VAR, DEĞİŞİM NEREDE?
Aynı kişinin tekrar tekrar seçilmesi tek başına antidemokratik değildir.
Ancak demokrasi yalnızca sandığın kurulmasından ibaret değildir.
Aday olabilmek, rakip çıkabilmek, eşit şartlarda yarışabilmek ve gerektiğinde yönetimi değiştirebilmek de demokrasinin parçasıdır.
25 yıldır aynı makamda bulunan bir başkana karşı yeni bir adayın ortaya çıkması ne kadar kolay?
27 yıldır aynı kurumun başındaki yönetime karşı yeni bir kadronun örgütlenmesi ne kadar mümkün?
13, 19, 20 veya 23 yıldır aynı koltuklarda bulunan yöneticilere karşı genç kuşakların gerçek bir rekabet oluşturması ne kadar kolay?
İşte asıl mesele burada.
Bir başkanın uzun süre seçilmesi üyelerin tercihi olabilir.
Ama aynı sistemde alternatiflerin neden sürekli zayıf kaldığı da sorgulanmalıdır.
KOLTUK KURUMUN ÖNÜNE GEÇMEMELİ
Tecrübe ve kurumsal hafıza değerlidir. Uzun süre görev yapmak da tek başına yanlış değildir.
Fakat makam zaman içinde kişiselleşir, aynı çevreler yönetimde kalır ve yeni isimlerin önüne fiili engeller çıkarsa sorun artık tecrübe değil, kurumsal yenilenmedir.
Bir oda başkanı odanın sahibi değildir.
Bir sendika başkanı sendikanın sahibi değildir.
Bir konfederasyon başkanı konfederasyonun sahibi değildir.
Hepsi üyelerin emanetidir.
Güçlü kurum, başkan değiştiğinde de güçlü kalabilen kurumdur.
STK'LARIN DEMOKRASİ SINAVI
STK'lar, sendikalar ve meslek kuruluşları işçinin, esnafın, çiftçinin, tüccarın ve meslek mensuplarının sesidir.
Hükümetle görüşmeleri, bakanlarla masaya oturmaları, siyasi iktidarla müzakere etmeleri doğaldır.
Sorun ilişki kurmaları değildir.
Sorun, bu ilişkilerin temsil bağımsızlığını etkileyip etkilemediğidir.
Bir oda başkanının bakanla görüşmesi normaldir.
Ancak siyasi gücün oda seçimlerini belirlediği iddiası çok daha farklıdır ve somut kanıt gerektirir.
Bu nedenle tartışmayı suçlamalar üzerinden değil, şeffaflık üzerinden yürütmek gerekir:
Adaylar eşit şartlarda yarışıyor mu?
Delegelik sistemi açık mı?
Yeni adayların örgütlenmesi mümkün mü?
Üyeler yönetimi gerçekten değiştirebilecek güce sahip mi?
Seçim süreçleri şeffaf mı?
Demokrasi yalnızca seçim günü değil, seçim sürecinin tamamıdır.
ÇÖZÜM KİŞİLERDE DEĞİL, KURALLARDA
Mesele "Kim gitsin?" değil.
Hiçbir makam neden kalıcı olmasın?
Başkanlıkta dönem sınırlaması getirilebilir mi?
İki veya üç dönemden sonra yeni kadroların önü açılabilir mi?
Delegelik sistemi şeffaflaştırılabilir mi?
Gençlerin ve kadınların yönetimlere katılımı artırılabilir mi?
Adayların eşit şartlarda yarışması güvence altına alınabilir mi?
Üyelerin yönetime hesap sorma mekanizmaları güçlendirilebilir mi?
Bunlar kişileri hedef alan değil, kurumları güçlendiren önerilerdir.
Çünkü bugün bir isim değişir, yarın başka biri gelir.
Kurallar değişmezse sorun da değişmez.
MESELE İSİMLER DEĞİL, SİSTEM
Hisarcıklıoğlu'nun 25 yılı...
Yavuz'un 27 yılı...
Palandöken'in 19 yılı...
Akgül'ün 23 yılı...
Bayraktar'ın yaklaşık 20 yılı...
Atalay'ın 13 yılı...
Bu süreler tek başına "siyasi güç sayesinde görevde kaldılar" demeye yetmez.
Ama şu soruyu sormaya yeter:
Üyeler gerçekten değişim istemiyor mu, yoksa siyasi, ekonomik ve örgütsel güç dengeleri değişimi zorlaştırıyor mu?
Bu sorunun cevabı peşin hükümle değil, şeffaf seçim ve gerçek rekabetle ortaya çıkar.
Türkiye'nin ihtiyacı ömürlük başkanlar değil, başkanlardan daha güçlü kurumlardır.
Çünkü demokrasi yalnızca seçmek değildir.
Seçilebilmek, yarışabilmek ve gerektiğinde değiştirebilmektir.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
KAMUDA YAŞ HADDİ VARSA, MİLYONLARCA İNSANI TEMSİL EDEN ÖRGÜTLERDE NEDEN DAHA GÜÇLÜ YENİLENME KURALLARI OLMASIN?
Koltuklar geçici, kurumlar kalıcı olmalı.
Sandık varsa değişim ihtimali de olmalı.





