Halkın ruhunu anlamak, yalnızca halkın dilini kullanmakla mümkün değildir.
Asıl mesele, o dilin arkasındaki felsefeyi çözebilmektir.
Özellikle Anadolu insanının kullandığı ikilemeler, üzerinde durulduğunda çok şey anlatır.
Mesela “yalan yanlış” derken Anadolu insanı daha ilk anda yanlışlığa işaret eder.
“Doğru dürüst” derken ise doğruluğun yanına dürüstlüğü koyar.
“Eğri büğrü” dediğinde mesele yalnızca yapısal olarak eğrilik değildir. Sonradan eğrilmiş, bükülmüş olana da ayrı bir anlam yükler.
“Top tüfek” der.
Çünkü yalnızca top yetmez; tüfek, yani asker de gerekir.
Neticede kaleye bayrağı top değil, asker diker!
İşte halkın dili böyle ayrıntılarla doludur.
Kelimenin kendisinden ziyade semantiği, çağrışımı, kullanım biçimi ve toplumdaki karşılığı önemlidir.
Siyasetçinin de bunları dikkate alması kaçınılmazdır.
Bir insan öldüğünde Anadolu insanı:
“Allah rahmet eylesin.”
der.
Ya da:
“Nur içinde yatsın.”
der.
Böyle bir atmosferin içinde kalkıp “ışıklar içinde uyusun” dediğinizde, bunu ölen kişinin yakını başka türlü algılayabiliyorsa, mesele artık kelime seçiminin ötesine geçer.
Darılma monşer!
Çünkü bu milletin bir hafızası, bir inanç dünyası, bir kültürel refleksi vardır.
Dini atmosferin yoğun olduğu bir ortamda, o atmosferle ilgisiz söylemler insanlara itici gelebilir.
Kendini bu milletten görüyorsan, bu milletin yalnızca diline değil, ruhuna da uygun bir tarz geliştireceksin monşer!
Seçim yaklaşınca halkın kafasına çivi çakar gibi konuşmayacaksın.
Her gün azar azar mıh çakarsan canı acımaz kimsenin.
Ama seçimden seçime gelip kafasına çekiçle çivi çakarsan, kimse bundan hoşlanmaz.
Çünkü çoğu zaman neden yaptığından ziyade nasıl yaptığın önemlidir.
Parmak sallayarak, üstenci bir tavırla oy alamazsın.
Gerektiğinde yer sofrasına da oturacaksın.
Tiksineceksen, çekineceksen o sofradan, mesele zaten orada başlar monşer!
Kadıköy Çankaya değildir.
Türkiye'nin her yeri Kadıköy değildir.
Âşık Mahzuni Şerif merhumun o meşhur ifadesindeki gibi, hayatı “viskiden gayrısına dudak sürmemiş” bir zihniyetle Anadolu'yu anlamaya çalışırsan, aradaki mesafeyi kapatamazsın.
Varamıyorsun da zaten!
Kendi sahte cennetinde şah olabilirsin.
Ama sandık, kimin şah olduğunu halkın tercihleri üzerinden gösterir.
Büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere, zamanında Sayın Kılıçdaroğlu döneminde kazanılan yerlerin bazı belediye başkanlarının bugün başka bir siyasi mahalleye yönelmesi üzerine de bir şey söylemek gerekir:
İnsan siyasi tercihini değiştirebilir.
Bu, demokratik siyasetin bir parçasıdır.
Fakat üzerindeki kiri temizlemek için parti değiştirmek, başka bir meseledir.
Çünkü AK Parti daksil değildir.
Yanlışını silip seni tertemiz hâle getirecek bir mekanizma da değildir; olmamalıdır.
Olursa, bu kez başka bir tartışmanın kapısı açılır.
Sayın Gürlek'in bu konuda taviz vereceği kanaatinde değilim şahsen.
Bunu zaman gösterecek.
Elbette başka sebeplerle gidenler olabilir.
Bu, siyasi tercihtir.
Ona diyecek bir şey yok.
Ama daha önce de yazdık:
Bir kişi temizse gittiği yerde de temizdir; kirliyse gittiği yeri de kirletir.
Tecrübeli bir siyasetçi ve duayen bir isim olan Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu ayrımı göz ardı edeceğini sanmıyorum.
Bununla birlikte, soruşturma aşamasında bulunan veya davası devam eden kişilerin palas pandıras siyasi transferlerinin kamuoyunda soru işareti oluşturması da göz ardı edilemez.
Hangi partiden olursa olsun, konusu usulsüzlük olan bir meseleye siyasi aidiyet üzerinden sahip çıkılmamalıdır.
Çünkü adalet; keyfe, şekle, zamana veya mahalleye göre değişmez.
Keyfe keder davranırsanız, sonunda keyiften edersiniz.
Bile bile hiç kimse tezeği koklamaz.
Taze gübreye ancak sinekler konar.
Bu hesap tutar mı?
Zaman gösterecek.
Ama siyasetin temel meselesi şudur:
Halkın dilini taklit etmek değil, halkın dilinin arkasındaki ruhu anlayabilmek.
Çünkü halk, kendisine söylenen sözü değil yalnızca;
o sözün nasıl söylendiğini, neden söylendiğini ve söyleyenin gerçekten kendilerinden olup olmadığını da tartar.
Numan CENGİZ
Araştırmacı İlahiyatçı Yazar





