İnsan şartların ürünüdür;
ama şartları yaratan da yine kendisidir!
Kendi kurduğu düzenin zamanla mahkûmu olur insanoğlu.
Çevresinde olup bitenleri tabulaştırır, alışkanlıklarını tecrübe diye kutsar, zihnini geçmişin kalıplarına ipotek eder.
İçgüdüsel bir eylem değildir bu; ama nedense hayvandan da pek farkı yoktur!
Kuş gördüğü yuvayı yapar misali...
İnsan da alışkanlıklarını tecrübe sosuyla kutsayıp gelecek kuşaklara pahalıya satan bir tüccara dönüşür.
Ticarette, eğitimde, siyasette, dinde...
Hemen hemen her alanda bu böyledir.
Kayseriliyseniz kafanızın ticarete çalıştığı düşünülür.
Çorumluysanız tarım ürünleri, hele leblebi sizden sorulur!
Endülüslü âlim Câhiz de asırlar önce bu minvalde bir tespitte bulunmuş ve kabaca, “Arap ticarette, Acem siyasette, Türk savaşta üstün.” demiştir.
Atalarımız da kendi tecrübelerinden hareketle “Arabın dini imanı para” demiş.
Bütün bunlar, toplumların tarihî tecrübelerinin ve çevresel şartlarının sonraki kuşaklarda belirli sosyolojik yatkınlıklar oluşturduğuna işaret eder.
Nitekim siyasette de durum hâlâ böyledir.
Ankara Yenimahalle'de Batıkent'te doğup büyüdüysen solcu, Çankaya'da yetiştiysen yine solcu; Altındağ'da, Karapürçek'te büyüdüysen sağcı olman beklenir!
Elbette bu bir kader değildir.
Fakat çevre, aile, eğitim, sosyal ağlar, kültürel aktarım ve kuşaktan kuşağa taşınan alışkanlıklar; siyasî tercihlerin oluşmasında küçümsenemeyecek bir rol oynar.
Ve bütün bunların arkasında gözden kaçırılmaması gereken bir başka gerçek vardır:
NÜFUS!
Sağ, yaklaşık otuz yıldır seçimlerde daha geniş bir toplumsal tabana sahip.
Solun hâlâ tam anlamıyla kavrayamadığı meselelerden biri de bu.
Nüfus üretmeden siyasal nüfuz üretilemez!
Ecevit döneminde CHP'nin yüzde 44'lere ulaştığı dönemlerde sol seçmenin aile yapısı da bugünkünden farklıydı; daha kalabalık aileler ve daha yüksek çocuk sayıları vardı.
Bugün ise solun kemik seçmen tabanı kabaca %30–35 bandında seyrediyor; bunun da önemli bir bölümü DEM tabanıyla kesişiyor.
Bütün bu olumsuz tabloya rağmen 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Kılıçdaroğlu'nun %48'e ulaşmış olması, kendi seçmen tabanı açısından küçümsenecek bir başarı değildir.
Partinin öz oyu yaklaşık yüzde 25'ler civarındaysa, mesele yalnızca sandık stratejisiyle çözülecek kadar basit değildir.
Demografi siyasetin sessiz motorudur.
Evde köpek beslemekle siyaset şekillenmiyor monşer!
Bebek beslemek lazım!
Çünkü köpeğin oyu yok...
Ama bebek büyüyünce oy kullanıyor.
Ve nihayet:
NÜFUSUN YOKSA, NÜFÛZUN DA OLAMAZ!**
Numan CENGİZ
Araştırmacı Yazar





