İZVERİ

Köşe yazısı

UYARAN DA KEFİL OLAN DA HESAP VERMELİ!

Kılıçdaroğlu “uyardım” diyor, Özel konuşmayı reddediyor. Cemil Tugay tartışmasında soru açık: Kim araştırdı, kim kefil oldu, kim hesap verecek?

Yayınlandı: 11 Ekim 2026 18:32

Paylaş

UYARAN DA KEFİL OLAN DA HESAP VERMELİ!

Siyaset, yalnızca söylenenlerin değil, susulanların ve yapılmayanların da hesabını vermeyi gerektirir. Kılıçdaroğlu ile Özel’in Cemil Tugay tartışması, tam da bu nedenle bir yetki, sorumluluk ve siyasi ahlak meselesidir.

Kılıçdaroğlu, Tugay hakkındaki bilgileri Özel’e aktardığını ve yeniden aday gösterilmemesi gerektiğini söylediğini belirtiyor. Özel ise böyle bir konuşmanın gerçekleşmediğini savunuyor.

Biri “Uyardım” diyor, diğeri konuşmayı reddediyor. Fakat sorumluluk, iki açıklamanın arasına saklanamaz!

Sayın Kılıçdaroğlu, bugün dile getirdiğiniz ilişkileri genel başkanlığınız sırasında biliyorsanız neden kurumsal inceleme başlatmadınız? Disiplin mekanizmasını neden işletmediniz? Yeniden aday gösterilmesini sakıncalı bulduğunuz bir isim hakkında, yetki elinizdeyken hangi işlemi yaptınız?

“Ben uyardım” demek yeterli değildir. Parti, liderlerin birbirine devrettiği bir sır kasası; ciddi iddialar da ihtiyaç duyulduğunda kullanılacak siyasi kozlar değildir.

Sayın Özel, sizin sorumluluğunuz ise o görüşmenin yapılıp yapılmadığından çok daha geniştir.

Tugay hakkındaki söylentiler parti çevrelerinde konuşuluyor, İstanbul’da yaşayan sade bir partili olarak bana bile ulaşıyordu. Söylentiler elbette kanıt değildir. Ancak yönetimin görevi onları araştırmaktır; kürsüden kesin hükümlerle üzerlerini kapatmak değil!

“Sütte leke var, onda yok” derken hangi incelemenin sonucunu açıklıyordunuz? Hangi belgeleri gördünüz? Hangi bulgularla iddiaları “iftira” ilan ettiniz?

Kılıçdaroğlu’nun sizi uyarmadığını savunmanız, bu soruları yanıtlamıyor. “Bana söylenmedi” demek, “Araştırdım ve asılsız olduğunu ortaya koydum” demek değildir!

Üstelik şimdi bu sözü yalnızca Ferdi Zeyrek için kullandığınızı söylüyorsunuz. Oysa Tugay için verdiğiniz kefaletin kaydı ortada. Böylece açıklamanız, ilk soruya ikinci bir soru ekliyor:

Dün neden kefil oldunuz, bugün neden o kefaleti reddediyorsunuz?

Burada sorgulanan bizim hafızamız değil, sizin iki açıklamanız arasındaki çelişkidir. Siyasi güven, geçmişteki sözleri bugünün ihtiyacına göre yeniden tarif ederek korunamaz.

Bir genel başkanın kefaleti, kişisel bir iltifat değildir. Örgütten emek, seçmenden oy, kamuoyundan güven istemektir. O güveni istediyseniz, dayanağını açıklayacaksınız.

CHP’de adayları belirleyen şey kurumsal denetim mi, genel başkanın kişisel kanaati mi? İddiaları araştıracak mekanizmalar mı işliyor, yoksa liderin kefaleti bütün soruları susturmaya mı yetiyor?

Sosyal demokrasi, kendi yönetimini hesap vermekten muaf tutarak savunulamaz. İktidardan istenen şeffaflık, parti yönetimine gelince rafa kaldırılamaz!

Kılıçdaroğlu, bildikleri karşısında ne yaptığını açıklamalıdır. Özel ise neyi araştırdığını, neden kefil olduğunu ve kayıttaki sözü bugün neden reddettiğini yanıtlamalıdır.

Yetkiyi kullanırken genel başkan, hesap sorulurken yalnızca bir konuşmanın tarafı olamazsınız!

Bu partinin emekçilerine ve seçmenlerine açıklama borcunuz var. Birbirinize değil!

Hakan URUN

11 Ekim 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

2 dk