30 BİN AVRODAN MİLYONLARA!
SAYIN GÖKÇEK, SİZE BU RAHATLIĞI VEREN PARA MI, İKTİDAR MI?
Bazı dosyalar vardır; açıldığında yalnızca içindeki belgeler değil, bir düzenin bütün kirli ihtimalleri masaya dökülür.
Gökçek ailesinin Almanya’daki milyonlarca avroluk ekonomik faaliyetlerine ilişkin tartışma artık böyle bir dosyadır.
Çünkü mesele Almanya değildir.
Mesele Düsseldorf’taki bina değildir.
Mesele HAMAG da değildir.
Mesele:
PARA.
Ve o paranın arkasındaki güçtür.
⸻
Gazeteci Murat Ağırel belgeleri ortaya koydu.
Almanya’da HAMAG…
Kuruluş sermayesi:
30 bin avro.
Sonra Düsseldorf’ta yaklaşık 3,85 milyon avroluk gayrimenkul.
Ardından Velbert’te 5 dükkân ve 18 daireden oluştuğu belirtilen kompleks için 8,5 milyon avroluk satın alma sözleşmesi.
Sonra Lüksemburg’da yaklaşık:
280 MİLYON AVRO
değerindeki bir alışveriş merkezinin satın alınması için görüşme yapıldığı iddiası.
Rakamları özellikle çarpıtmıyorum.
8,5 milyon avroluk işlemin tamamlandığını söylemiyorum.
280 milyon avroluk alışveriş merkezinin satın alındığını hiç söylemiyorum.
Çünkü buna ilişkin elimizde kanıt yok.
Ama tam da bu nedenle tek bir şeyi soruyorum:
30 bin avroluk şirket hikâyesinden milyonlarca avroluk finansal kapasiteye nasıl ulaşıldı?
Formülü açıklayın.
Türkiye’de milyonlarca insan da öğrensin.
⸻
Sonra mesele daha da büyüdü.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı resen soruşturma başlattı.
Soruşturulan iddia:
“Yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı.”
Bu ifade bizim değil.
Savcılığın soruşturduğu iddianın tanımı.
Dolayısıyla artık karşımızda yalnızca bir gazetecinin haberi yok.
Devletin açtığı bir soruşturma var.
Bu, Melih Gökçek’in suçlu olduğu anlamına gelmez.
Paranın yasadışı olduğunu da kanıtlamaz.
Ama bundan sonra:
“Bunların hepsi dedikodu.”
deyip kaçmak da mümkün değildir.
Çünkü artık soru sosyal medyada değil.
Savcının önündedir.
⸻
Melih Gökçek de çıkıp:
“Veremeyeceğim hesabım yoktur.”
dedi.
İşte benim asıl takıldığım cümle bu.
Çünkü insan ister istemez soruyor:
Bu nasıl bir rahatlık Sayın Gökçek?
Belgelerinize mi bu kadar güveniyorsunuz?
Öyleyse harika.
Koyun ortaya.
Mesele bitsin.
Yoksa bu rahatlığın arkasında başka bir güven mi var?
Yıllarca aynı siyasi hareketin en güçlü belediye başkanlarından biri olmanın verdiği güven mi?
Partinizin hâlâ iktidarda olmasının verdiği güven mi?
Devletin bütün mekanizmalarının sizi sonuna kadar soruşturamayacağına dair bir rahatlık mı?
Bunların hiçbirini iddia etmiyorum.
Ama sormak zorundayım:
AKP İKTİDARDA OLMASAYDI DA BU KADAR RAHAT OLUR MUYDUNUZ?
İşte bu soru yalnızca Melih Gökçek’i değil;
iktidarı da rahatsız etmelidir.
Çünkü hukuk devletinde önemli olan bir siyasetçinin kendisini güvende hissetmesi değildir.
Önemli olan:
Kime yakın olursa olsun hukuktan kaçamayacağını bilmesidir.
⸻
Melih Gökçek Ankara’yı 23 yıl yönetti.
Yirmi üç yıl!
Bir belediye başkanlığı süresinden değil;
neredeyse bir kuşağın ömründen söz ediyoruz.
Şimdi o siyasi dönemin ardından ailesinin yurtdışındaki milyonlarca avroluk ekonomik faaliyetleri tartışılıyor.
O halde kamuoyu sormayacak da kim soracak?
Servetin kaynağını emekliye mi soracağız?
Asgari ücretliye mi?
Ay sonunu getiremeyen memura mı?
Kredi kartının asgarisini ödeyemeyen vatandaşa mı?
Onların parası nereden geliyor biliyoruz.
Emekten.
Bizim merak ettiğimiz başka:
Siyasetin çevresindeki milyonlar nereden geliyor?
⸻
Ve bu noktada benim Gökçek dosyasından daha büyük bir sorum var:
Murat Ağırel bu belgeleri ortaya çıkarmasaydı devlet ne yapacaktı?
HAMAG’ı kim araştıracaktı?
Milyonlarca avroluk gayrimenkulleri kim sorgulayacaktı?
Türkiye’den Almanya’ya gittiği ileri sürülen paraları kim takip edecekti?
Bir gazetecinin ulaşabildiği para hareketlerine devlet daha önce ulaşmış mıydı?
Ulaşmışsa ne yaptı?
Ulaşmamışsa neden?
Çünkü bu devlet vatandaşın cebindeki üç kuruşun peşine düşmekte oldukça başarılı.
Vergini geciktir:
Bulur.
SGK borcun olsun:
Bulur.
Trafik cezan olsun:
Bulur.
Kredi borcun olsun:
Bulur.
Maaşına haciz gelir:
Bulur.
O zaman kusura bakmayın.
Vatandaşın da sormaya hakkı vardır:
ÜÇ KURUŞUN PEŞİNE DÜŞEN DEVLET, MİLYONLARCA AVRO GEÇERKEN NEREDEYDİ?
İşte asıl rahatsız edici soru budur.
⸻
Şimdi savcılığın önünde tarihi bir fırsat var.
Parayı takip etmek.
Ama gerçekten takip etmek.
Türkiye’de hangi hesaptan çıktıysa oraya kadar gitmek.
Almanya’da hangi hesaba girdiyse görmek.
Gayrimenkullerin finansmanını incelemek.
Vergi kayıtlarını karşılaştırmak.
Gerekirse uluslararası mali mekanizmaları işletmek.
Ve önüne kim çıkarsa çıksın devam etmek.
Çünkü para parti üyesi değildir.
Para milletvekili değildir.
Para belediye başkanı değildir.
Paranın dokunulmazlığı yoktur.
Bir hesaptan çıkar.
Başka hesaba girer.
Ve arkasında iz bırakır.
Onun için:
PARAYI TAKİP EDİN.
Sonunda kimin kapısı çıkıyorsa o kapıyı çalın.
⸻
İşte bu soruşturma bu nedenle yalnızca Melih Gökçek’in sınavı değildir.
Savcılığın sınavıdır.
Mali denetimin sınavıdır.
İktidarın sınavıdır.
Ve sonunda:
Türkiye’de hukukun gerçekten güçlülerin kapısını çalıp çalamadığının sınavıdır.
Çünkü güçsüzü soruşturmak kolaydır.
Borçlunun hesabına bloke koymak kolaydır.
Garibanın maaşından kesinti yapmak kolaydır.
Asıl hukuk;
kapının arkasında siyasi güç olduğunu bildiği halde o kapıyı çalabilendir.
⸻
Belki yarın bütün belgeler ortaya çıkar.
Belki bütün paranın kaynağının yasal olduğu görülür.
Vergisinin ödendiği anlaşılır.
Finansmanın tamamı belgelenir.
O zaman çıkar:
“Yanılmışız.”
deriz.
Hiç sorun değil.
Çünkü bizim derdimiz bir insanı suçlu ilan etmek değil.
Bizim derdimiz:
Hesap sorulabilir bir ülke.
Ama bunun tersi ortaya çıkarsa da kimse:
“Eski belediye başkanıdır.”
“Bizim partilidir.”
“Bize çok hizmet etti.”
demesin.
Çünkü hukukta vefa olmaz.
Hukukta hesap olur.
⸻
Şimdi sıra Melih Gökçek’te.
Kendi cümlenizle geldiniz:
“Veremeyeceğim hesabım yok.”
Peki Sayın Gökçek.
O halde bağırmaya gerek yok.
Gazeteciyle kavga etmeye gerek yok.
Siyasi nutka hiç gerek yok.
Mikrofonu bırakın.
Dekontu koyun.
Bırakın şirket kayıtları konuşsun.
Bırakın banka hareketleri konuşsun.
Bırakın vergi kayıtları konuşsun.
Ve millet görsün:
30 bin avro nerede bitti?
Milyonlar nerede başladı?
⸻
Çünkü artık iki ihtimal var:
Ya bütün bu milyonların açıklanabilir, yasal ve belgeli bir kaynağı var.
O zaman gösterirsiniz ve mesele kapanır.
Ya da açıklanamayan bir şey vardır.
O zaman da mesele artık gazetecinin değil;
yargının meselesidir.
O nedenle son sözüm yalnızca Melih Gökçek’e değil.
Savcılığa da.
Mali denetim kurumlarına da.
İktidara da:
PARAYI TAKİP EDİN!
Nereye gidiyorsa gidin.
Kime uzanıyorsa uzansın.
Hangi siyasi kapının önünde duruyorsa dursun.
Ve Melih Gökçek’e de kendi cümlesini hatırlatalım:
“Veremeyeceğim hesabım yok.”
Güzel.
O zaman buyurun Sayın Gökçek:
HESABI VERİN!
Ama sözle değil.
DEKONTLA!
Çünkü bu dosyanın sonunda yalnızca milyonlarca avronun nereden geldiğini öğrenmeyeceğiz.
Bir şey daha öğreneceğiz:
Türkiye’de hukuk gerçekten paranın peşinden mi gidiyor;
yoksa para, siyasetin gölgesine girdiğinde hukuk yolunu mu değiştiriyor?
Hakan URUN
31 Ağustos 2026



