37 KLASÖRLÜK SESSİZLİK
37 klasör bulunduğu söyleniyor.
Mali kayıtlar.
Dekontlar.
Bağış listeleri.
Banka belgeleri.
Toplantı tutanakları.
İlk bakışta bir cemaatin arşivi gibi görünüyor.
Ben başka bir şey görüyorum:
Devletin yıllarca cevaplamadığı soruların arşivini.
Çünkü 37 klasör bir gecede dolmaz.
Şirketler bir gecede kurulmaz.
Servet bir gecede birikmez.
Siyasi ilişkiler bir gecede oluşmaz.
Bir yapı gerçekten bugün soruşturma dosyasında tarif edildiği ölçekte büyümüşse, artık yalnızca şunu sormak yetmez:
“Ne yapmışlar?”
Şunu da sormak gerekir:
“Bütün bunlar olurken devlet ne yapmış?”
⸻
Türkiye’nin cemaat hikâyesi aslında şaşırtıcı derecede tanıdık.
Önce küçüktürler.
Sonra yurt açarlar.
Vakıf kurarlar.
Şirketleşirler.
Para büyür.
İnsan sayısı büyür.
Oy potansiyeli büyür.
Ve bir gün siyaset onları keşfeder.
Çünkü siyasetin çok sevdiği üç şey aynı yerde toplanmıştır:
Para.
Örgüt.
Oy.
İşte din ile siyasetin arasındaki en tehlikeli ilişki tam burada başlar.
Cemaat siyasetçide devletin kapısını görür.
Siyasetçi cemaatte sandığın anahtarını.
Sonra iki taraf birbirine yaklaşır.
Fotoğraflar çekilir.
Ziyaretler yapılır.
Kapılar açılır.
Talepler dinlenir.
Ve kimse buna “ortaklık” demez.
Ta ki ortaklık bozulana kadar.
⸻
Sonra bir sabah operasyon başlar.
Şirketler aranır.
Kasalar açılır.
Telefonlar incelenir.
MASAK raporları konuşulur.
Ve devlet büyük bir şaşkınlıkla ilan eder:
“Bunlar çok büyümüş!”
İşte artık bu cümleyi kabul etmiyorum.
Çünkü devlet şaşırmaz.
Devlet bilir.
Tapuyu bilir.
Vergiyi bilir.
Şirketi bilir.
Bankayı bilir.
Para hareketlerini bilir.
Yurtları bilir.
Dernekleri bilir.
Yıllarca büyüyen örgütlü yapıları bilir.
Eğer bilmiyorsa ortada başka bir skandal vardır.
Biliyor ve gereğini yapmıyorsa…
Çok daha büyük bir skandal vardır.
⸻
Bugün soruşturmanın yolu eski bir İçişleri Bakanı adına tahsis edilmiş araçlara kadar uzanıyor.
Adalet Bakanı kamuoyu önünde HTS kayıtlarından söz ediyor.
Yeni isimler gözaltına alınıyor.
Şirketlere ve derneklere kayyım kararları geliyor.
Bütün bunlar elbette soruşturma aşamasındaki bulgu ve iddialardır.
Kimse yargılama yapılmadan suçlu ilan edilemez.
Ama tam da hukuk adına şu sorunun cevabı verilmelidir:
Bu ilişkiler ne zaman başladı?
Çünkü bugünün soruşturma dosyasında karşımıza çıkan temaslar dün kurulmuşsa…
Dünün siyasi ilişkilerini araştırmadan bugünün mali ilişkilerini anlayamazsınız.
⸻
Bülent Arınç’ın ortaya attığı soru bu nedenle önemlidir:
“AK Parti’yi destekleselerdi operasyon olur muydu?”
Bu soru doğruysa ürkütücüdür.
Yanlışsa cevaplanmalıdır.
Çünkü bir cemaatin hukuki durumunun iktidara verdiği siyasi desteğe göre değiştiği kuşkusu bile devlet açısından ağırdır.
Suç, iktidarı destekleyince suç olmaktan çıkmaz.
Usulsüzlük, seçimde doğru tarafa oy verince helalleşmez.
Kara para varsa sahibinin siyasi tercihi sorulmaz.
Hukuk şunu sormaz:
“Bize oy verdin mi?”
Şunu sorar:
“Suç işledin mi?”
Aradaki fark devleti devlet yapan farktır.
⸻
FETÖ’den sonra Türkiye’nin öğrenmesi gereken ders buydu.
Ama galiba yanlış ders çıkardık.
“Cemaatlerle devlet arasında mesafe olacak” demedik.
Sanki:
“Yanlış cemaatle fazla yakınlaşmayacaksın”
dedik.
İşte asıl felaket budur.
Çünkü bir cemaat gider.
Diğeri gelir.
Bir şeyh gider.
Başka şeyh gelir.
Bir holding çöker.
Başka ekonomik ağ kurulur.
Ama siyaset oy karşılığında devletin kapısını örgütlü yapılara açmaya devam ederse…
Sistem aynen kalır.
⸻
Bu yüzden 37 klasörü açmak yetmez.
Devletin hafızasını açın.
Kim kimi ziyaret etmiş?
Kim kimden randevu istemiş?
Kim hangi siyasetçiyle görüşmüş?
Kim hangi kamu görevlisine referans olmuş?
Hangi talepler iletilmiş?
Hangi kapılar açılmış?
Hangi raporlar hazırlanmış?
Ve en önemlisi:
Hangi raporların gereği yapılmamış?
Gerçek soruşturma burada başlar.
Çünkü bir cemaatin banka hesabını araştırmak kolaydır.
Asıl cesaret isteyen şey…
O hesabın siyasi karşılığını araştırmaktır.
⸻
Türkiye’nin önündeki mesele Alihan Kuriş değildir.
Yarın o isim unutulur.
Süleymancılar da değildir.
Yarın başka bir yapı konuşulur.
Mesele çok daha büyüktür.
Para + örgüt + oy = nüfuz.
Nüfuz denetlenmezse ayrıcalık üretir.
Ayrıcalık büyürse dokunulmazlık üretir.
Dokunulmazlık siyasetle birleşirse…
Devletin içinde devletten başka otoriteler doğar.
Ve o noktadan sonra devlet artık bütün yurttaşlarına eşit mesafede değildir.
Kapıyı çalan vatandaşla…
Telefon açtırabilen örgüt aynı ülkede yaşamaz.
⸻
O nedenle bugün 37 klasöre bakarken yalnızca içindeki paralara bakmayın.
Arasından siyaset çıkıyor mu, ona bakın.
Yalnızca dekontları okumayın.
İlişkileri okuyun.
Yalnızca şirketlerin sahiplerini araştırmayın.
Açılan devlet kapılarını araştırın.
Çünkü asıl skandal bir cemaatin çok zengin olması değildir.
Asıl skandal, ekonomik ve örgütlü gücün devlet karşısında ayrıcalığa dönüşebilmesidir.
Ve eğer böyle bir düzen kurulmuşsa…
Hesap yalnızca o kapıdan girenden sorulamaz.
Kapıyı açandan da sorulmalıdır.
Yoksa birkaç kişi tutuklanır.
Birkaç şirkete kayyım atanır.
Bir cemaat tasfiye edilir.
Dosya kapanır.
Sonra başka bir yapı aynı boşluğu doldurur.
Ve birkaç yıl sonra yine aynı şaşkınlığı oynarız:
“Nasıl bu kadar büyüdüler?”
Oysa cevabı biliyoruz.
Bazıları büyür.
Bazıları büyütülür.
Bazıları ise…
İşe yaradıkları sürece görülmez.
İşte araştırılması gereken asıl karanlık budur.
Çünkü bugün önümüzde duran şey yalnızca 37 klasörlük bir cemaat dosyası olmayabilir.
Belki de…
37 klasörlük bir devlet sessizliğidir.



