İZVERİ

Köşe yazısı

AMALAR VE ÂMÂLAR

Hakikatin İki Yüzü Bazen hakikati gizleyen, söylenen yalan değil; hakikatin önüne konulan bir “ama”dır! Konuşup konuşup cümlelerin sonuna “ama” ekleniyorsa bilinmelidir ki asıl…

Yayınlandı: 28 Ekim 2026 08:27

Paylaş

Hakikatin İki Yüzü

Bazen hakikati gizleyen, söylenen yalan değil; hakikatin önüne konulan bir “ama”dır!

Konuşup konuşup cümlelerin sonuna “ama” ekleniyorsa bilinmelidir ki asıl fikir, asıl maksat, o “ama”dan sonrasındadır. Çünkü insanın söyledikleri kadar, söylediklerinin arkasına sakladıkları da önemlidir.

Bunu anlamayan âmâdır; yani kördür.

Mercek gerçeği gösterir, lakin merceği tutan âmâ ise gördüğünü nasıl gösterecek? Hakikat ortadadır; mesele, ona bakmakta değil, onu görebilmektedir!

Bugün gelinen noktada, Cumhuriyet Bayramı’nı idrak ederken Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan paradoksu da görmezden gelemeyiz.

Cumhuriyet’in 103 yıllık çınarı, Cumhuriyet’in kurucu iradesinin ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan CHP, anketlerde ve bizim sahada gözlemlediğimiz tabloda, ne yazık ki baraj altı ihtimaliyle anılır hâle gelmişse burada durup düşünmek gerekmez mi?

Üstelik mesele yalnızca anketlerdeki rakamlar da değildir. Asıl mesele, partinin kendi üzerindeki ölü toprağını hâlâ atamamış olmasıdır.

Daha da vahimi, o toprağı silkeleyip atmak isteyenlerin önüne set çekildiği yönündeki eleştirilerdir.

Bir tarafta değişim ve toparlanma beklentisi, diğer tarafta kurultay hesapları…

Mezar kazıcılarının kazma kürekleri elden geçiriliyor, pasları silinip parlatılıyor; hançerler bileniyor!

Siyasetin enerjisi halka ulaşmak, ülkenin meselelerine çözüm üretmek yerine koltuk hesaplarına harcanıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.

Bunu görmemek için ya gözleri kapatmak ya da görünen hakikatin üzerini örtmek gerekir!

Vaziyet ortada; asıl tehlike ise stratejisizlikte, halkın ruh dünyasına inememekte ve toplumu doğru okuyamamaktadır.

Saha başka, genel merkez başka!

Genel merkez yöneticileri, genel başkan yardımcıları ve karar mekanizmalarında bulunanlar…

Yazın sıcak günlerinde klimalı odalarda oturup siyaset yaptınız. Şimdi kış geldi; havalar soğudu. Bu defa da sıcak odalarda siyaset yapmaya devam edeceksiniz.

Peki, saha ne olacak muhterem?

Saha, allem kallem!

Halkın umudu olması gereken bir parti, umut üretmek yerine kendi içinde kaosla anılıyorsa vatandaşın bundan etkilenmeyeceğini mi sanıyorsunuz?

Herkes ayrı telden çalıyor. Birinin söylediğini diğeri bozuyor; biri bir istikamete, öteki başka bir istikamete çekiyor. Böyle bir görüntüden sonuç alınamayacağını halk görüyor. Parti içindeki tartışmalar, vatandaşın gündelik sorunlarının önüne geçiyorsa seçmenin ümidinin kırılması da kaçınılmaz bir tartışma konusu hâline geliyor.

Siz kendi içinizdeki hesaplaşmalarla meşgulken vatandaş geçim derdinde, gençler gelecek kaygısında, aileler hayat pahalılığıyla mücadelede…

Peki, sizin gündeminiz ne?

Kurultay mı, koltuk mu, makam mı, yoksa halkın derdi mi?

İşte bütün mesele bu!

Sosyal medyada cankurtaranlık, siyasette karşılık!

Belli ki genel merkez çevresinde bazı kişiler üzerinden trol yapılanmaların oluştuğuna ve sosyal medyada sürekli yukarıya yağ çekildiğine ilişkin ciddi eleştiriler var. Bir de bütün bu faaliyetlerin arasına serpiştirilen “cankurtaran” imajları…

Sosyal medyada birilerini kurtarıyor görünmek kolaydır muhterem!

Lakin cankurtaran ne zaman görev yapar?

Denizde biri boğuluyorsa…

Peki, denizde yüzen olacak ki cankurtaran onu kurtarsın!

Denizde yüzen yoksa, sahiller bomboşsa, sahada karşılık bulunamıyorsa kimi, nereden ve nasıl kurtaracaksınız?

Sosyal medyadaki alkışlarla gerçek hayattaki karşılığı birbirine karıştırırsanız siyasetin en temel kuralını gözden kaçırırsınız: Ekrandaki görünürlük, sandıktaki karşılığın garantisi değildir.

Siz kendi çevrenizde alkışlanırken halkın ne düşündüğünü öğrenmiyorsanız, kendi yankınızı halkın sesi sanıyorsanız bir gün gerçekle yüzleşmek zorunda kalırsınız.

Ve o gün geldiğinde hiçbir trol yapılanması, hiçbir sosyal medya operasyonu, hiçbir yapay kahramanlık hikâyesi gerçeği değiştiremez!

Halkın değerlerini okumadan siyaset yapılır mı?

Defalarca söyledik: Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi tecrübesinden çıkarılacak dersler var. Siyasette kalıcı karşılık üretmek isteyenler, vatandaşın dinî ve millî değerlerini anlamak, bunlara saygı göstermek ve söylemlerini bu toplumsal gerçekliği dikkate alarak geliştirmek zorundadır.

Fakat söylediklerimiz ne kadar dikkate alınıyor?

Kellim kellim, lâ yenfa!

Ne desek boş; dinleyen eden yok!

Mesela, Gaziantep ziyareti başta olmak üzere, halkın hafızasında yer tutabilecek bir kutsal mekân, tarihî cami veya dinî merkez ziyareti yapıldı mı? Yapıldıysa bunun toplumsal karşılığı nasıl değerlendirildi?

Mesele, bir siyasetçinin camiye veya türbeye gitmesinden ibaret değildir. Mesele, toplumun tarihî ve manevî hafızasını tanımak, vatandaşın değer dünyasına yabancı olmadığını göstermek ve bunu samimiyetle yapabilmektir.

İki gençle sohbet etmek elbette kıymetlidir. Gençlerin derdini dinlemek, onların gelecek kaygılarını anlamak, beklentilerine kulak vermek siyasetin asli görevlerindendir.

Ancak gençlerle yapılan sohbet, toplumun manevî değerlerini anlamanın alternatifi değildir. Bir çarşı pazar ziyareti, bir AVM gezisi de tek başına toplumsal gerçekliği kavramaya yetmez.

Halkın gündelik hayatına dokunmak kadar, gönül dünyasını anlamak da gerekir.

Bir gençle yapılan sohbetin ardından tarihî bir camiyi ziyaret etmek, bir türbede toplumun hafızasına saygı göstermek veya dinî bir merkezde vatandaşlarla bir araya gelmek, samimi bir yaklaşımın parçası olabilir. Yeter ki bunlar seçim hesabına indirgenmesin, yapmacık bir gösteriye dönüşmesin.

Meclisi dualarla açan Mustafa Kemal Atatürk'ün yolundan bu şekilde yürünmez!

Çünkü halk, samimiyetle yapılanı da sırf görüntü vermek için yapılanı da kendi tecrübesi içinde değerlendirir.

Yanında halkın dilinden anlayan biri var mı?

Muhterem, iktidar olmak istiyorsanız toplumun bütün kesimlerini anlamak zorundasınız.

Sizinle aynı dili konuşan, aynı çevrelerde dolaşan, aynı düşünceleri tekrar eden kişilerle çevrili olmak yeterli değildir. Size itiraz edebilen, sahadan gelen gerçekleri aktarabilen, toplumun dinî ve millî hassasiyetlerini bilen, farklı kesimlerle sahici ilişki kurabilen insanlara ihtiyacınız var.

Çevrenizde dinî meseleleri bilen, toplumun inanç dünyasını doğru okuyabilen, siyasetin diliyle halkın dili arasında köprü kurabilen kişiler bulunuyor mu?

Bulunuyorsa onların görüşleri ne kadar dikkate alınıyor?

Bulunmuyorsa vatandaşın değerlerini nasıl anlayacaksınız?

Bir siyasetçinin her şeyi kendisinin bilmesi mümkün değildir. Asıl maharet, bilmediğini bilmek ve o alanda ehil insanlarla çalışmaktır.

Halka ulaşmak için yalnızca danışmanların hazırladığı metinlere, sosyal medya ekiplerinin ürettiği görüntülere ve genel merkez koridorlarında yapılan değerlendirmelere güvenemezsiniz.

Sahaya çıkacaksınız, dinleyeceksiniz, gözlemleyeceksiniz, gerektiğinde kendinizi sorgulayacaksınız.

Sizin hakkınızda söylenen her eleştiriyi düşmanlık, her itirazı ihanet, her farklı görüşü tehdit olarak görürseniz kendi gerçekliğinizi kendiniz üretir, sonra da o gerçekliğin içinde kaybolursunuz.

Son söz: “Ama”dan sonrasına bakın!

Yazının başlığına dönelim: Amalar ve âmâlar…

Siyasette herkes demokrasi der ama…

Herkes halkın iradesinden söz eder ama…

Herkes değişim ister ama…

Herkes iktidar olmak ister ama…

İşte o “ama”lardan sonra söylenenlere, daha da önemlisi yapılanlara bakmak gerekir.

Çünkü siyasetçinin gerçek niyeti yalnızca kürsüdeki sözlerinden değil, tercih ettiği yöntemlerden, kurduğu ilişkilerden, gösterdiği samimiyetten ve üstlendiği sorumluluktan anlaşılır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ihtiyacı, kendi içindeki hesaplaşmaları büyütmek değil; toplumla bağını güçlendirmek, stratejisini gerçekçi biçimde gözden geçirmek ve vatandaşın beklentilerine cevap verebilecek bir siyaset ortaya koymaktır.

Bunun yolu da eleştiriyi susturmaktan değil, eleştiriden yararlanmaktan geçer.

Sosyal medyada birbirine alkış tutanların oluşturduğu yankı odalarından çıkıp sokağın sesini duymak gerekir.

Unutmayın muhterem!

Mercek hakikati gösterir; fakat görmek istemeyene hiçbir mercek çare olmaz.

Hakikat ortadadır. Mesele, ona bakmak değil, onu görebilmektir.

Ve iktidar olmak istiyorsanız, önce halkı anlamak zorundasınız!

Başka yolu yok…

Numan CENGİZ

İlahiyatçı Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk