İZVERİ

Köşe yazısı

ANKARA’DA İSTİFA EDEN YALNIZ MANSUR YAVAŞ DEĞİL, İDEOLOJİDİR

Ankara’da istifa eden yalnız bir siyasetçi değil; siyasetin fikirden kişiye, örgütten lidere doğru savruluşudur. Asıl mesele: CHP Ankara’da neyi büyüttü?

Yayınlandı: 23 Eylül 2026 17:46

Güncellendi: 7 Ekim 2026 23:28

Paylaş

ANKARA’DA İSTİFA EDEN YALNIZ MANSUR YAVAŞ DEĞİL, İDEOLOJİDİR

Mansur Yavaş’ın CHP’den istifasına yalnızca “bir belediye başkanı partisinden ayrıldı” diye bakarsak asıl meseleyi kaçırırız.

Çünkü Ankara’da yaşanan şey bir istifadan daha büyük.

Bu, Türkiye siyasetinin yıllardır yaşadığı ideolojik çözülmenin fotoğrafıdır.

Ve mesele yalnız Mansur Yavaş değildir.

Mesele CHP’dir.

Mesele, siyasi partilerin neye dönüştüğüdür.

Mesele, programın yerini kişilerin; ideolojinin yerini anketlerin; örgütün yerini seçim mühendisliğinin aldığı bir siyaset düzenidir.

⸻

ÖNCE ŞU FOTOĞRAFA BAKALIM

Mansur Yavaş’ın siyasi geçmişi MHP’ye uzanıyor.

Mürsel Yıldızkaya ülkücü hareketten geliyor; Ülkü Ocakları ve MHP ilçe başkanlığı geçmişi var.

Satılmış Karakoç İYİ Parti ilçe başkanlığından CHP’ye geliyor.

Diğer tarafta yıllarca CHP örgütünde görev yapmış isimler var.

Sonra ne oluyor?

Farklı ideolojik geçmişlerden gelen bütün bu isimler aynı siyasi davranışta buluşuyor:

Mansur Yavaş ayrılıyor, onlar da ayrılıyor.

İşte ideolojik çöküş tam burada başlıyor.

Çünkü onları bir arada tutan ortak bir ekonomi programı yok.

Ortak bir sosyal demokrasi anlayışı yok.

Ortak bir laiklik tarifi yok.

Ortak bir sınıfsal perspektif yok.

Ortak bir devlet anlayışı bile tartışılmış değil.

Ama ortak bir isim var:

Mansur Yavaş.

Siyaset programdan kopup kişiye bağlandığında bunun adı “partilerüstülük” değildir.

Bunun adı kişiselleşmiş siyasettir.

⸻

CHP NEREDE HATA YAPTI?

Asıl rahatsız edici soru budur.

CHP yıllardır sağdan oy almak ile sağ siyasetçileri kendi bünyesine taşımak arasındaki farkı bulanıklaştırdı.

Oysa bunlar aynı şey değildir.

Sosyal demokrat bir parti elbette muhafazakârdan da milliyetçiden de liberalden de oy almak ister.

Almalıdır.

Ama bunun yolu kendi kimliğini silmek değildir.

Tam tersine:

Kendi programını toplumun farklı kesimlerine anlatmaktır.

Siyasetin görevi seçmene benzemek değildir.

Seçmeni kendi siyasal projesine ikna etmektir.

Fakat Türkiye’de giderek başka bir anlayış egemen oldu:

“Bu isim sağdan oy getirir.”

“Şu isim milliyetçi seçmende karşılık bulur.”

“Bu aday muhafazakârı ürkütmez.”

Sonra ideoloji masadan kaldırıldı.

Program çekmeceye konuldu.

Parti örgütüne:

“Seçimi kazandıracak adaya çalış.”

denildi.

Örgüt çalıştı.

Kazandırdı.

Sonra aday büyüdü.

Parti küçüldü.

Bugün şaşırıyoruz.

Neye?

Kendi ellerimizle yarattığımız siyasete mi?

⸻

PARTİ SEÇİM ŞİRKETİ DEĞİLDİR

Bir siyasi parti yalnızca aday gösteren bir tüzel kişilik değildir.

Hele CHP hiç değildir.

CHP’nin yüz yılı aşan bir tarihsel iddiası vardır.

Cumhuriyetçilik.

Halkçılık.

Laiklik.

Devletçilik.

Milliyetçilik.

Devrimcilik.

Bunları tartışırsınız.

Çağa göre yeniden yorumlarsınız.

Eleştirirsiniz.

Ama ortadan kaldıramazsınız.

Çünkü ideolojiyi çıkardığınız anda geriye siyasi parti değil, seçim kazanmak için kurulmuş organizasyon kalır.

Aday bulunur.

Anket yapılır.

“Kim kazanıyor?” diye bakılır.

Rozet takılır.

Örgüt sahaya sürülür.

Seçim kazanılır.

Sonra?

Aday:

“Ben partilerüstüyüm.”

der.

İşte trajedi burada.

Partinin örgütüyle seçilip partinin üzerinde konumlanmak, ideolojik siyasetin ölüm ilanıdır.

⸻

“HERKESE EŞİT HİZMET” BİR İDEOLOJİ DEĞİLDİR

Mansur Yavaş’ın savunmasının önemli bölümü belediyecilik üzerine:

Kimseyi ayırmadık.

Herkese eşit hizmet ettik.

Halkın parasını halka harcadık.

İyi.

Zaten öyle olmalı.

Ama bunların hiçbiri siyasal ideoloji değildir.

AKP’li belediye de herkese eşit hizmet etmek zorundadır.

MHP’li belediye de.

CHP’li belediye de.

Bağımsız belediye de.

Çünkü ayrımcılık yapmamak sosyal demokrasi değil, hukuk devletinin asgari gereğidir.

Sosyal demokrat belediyecilik başka bir şeydir.

Kent rantının kime aktarıldığıdır.

Kamusal alanın nasıl kullanıldığıdır.

Yoksullukla nasıl mücadele edildiğidir.

Gelir dağılımına nasıl müdahale edildiğidir.

Barınma hakkıdır.

Ulaşım hakkıdır.

Kamuculuktur.

Emekten yana tercihtir.

Yani mesele:

“Herkese hizmet ettim.”

değildir.

Mesele:

“Hangi toplumsal düzeni savunuyorsun?”

sorusudur.

Türkiye siyasetinin uzun zamandır kaçtığı soru tam olarak budur.

⸻

9 EYLÜL FOTOĞRAFI BU YÜZDEN ÖNEMLİ

CHP’nin kuruluş yıldönümünde parti etkinliği yerine Külliye’de olmak hukuken hiçbir sorun oluşturmaz.

Belediye başkanı Cumhurbaşkanıyla görüşür.

Mesele bu değildir.

Mesele siyasi semboldür.

Çünkü 9 Eylül sıradan bir tarih değildir.

Bir partinin hafızasıdır.

Aidiyet günüdür.

Ve siyasette bazen nerede olduğunuz kadar nerede olmadığınız da mesajdır.

Aradan iki hafta geçiyor.

CHP’den istifa geliyor.

Ardından belediye başkanları ayrılıyor.

Bu kronoloji bir gizli anlaşmanın kanıtı değildir.

Ama ideolojik aidiyetin ne kadar zayıfladığını gösteren son derece güçlü bir siyasi fotoğraftır.

⸻

“SEÇMEN İRADESİ SİYASETİN NAMUSUDUR”

Yavaş’ın açıklamasındaki en önemli cümle bu.

Fakat aynı zamanda en büyük paradoks da burada.

Çünkü kendisi hemen öncesinde şunu söylüyor:

İnsanlar sandıkta yalnızca kişiye değil, siyasi iradeye oy verir.

Doğru.

İşte ideoloji dediğimiz şey tam olarak burada başlar.

Seçmen yalnız Mansur Yavaş isimli kişiyi seçmez.

Bir siyasi teklifin adayını seçer.

O halde seçildikten sonra:

“Ben artık partilerüstüyüm.”

dediğiniz anda sandıktaki kolektif siyasi iradeyi kişinin şahsi meşruiyetine dönüştürmeye başlarsınız.

Bu yalnız Yavaş’ın meselesi değildir.

Türkiye siyasetinin kronik hastalığıdır:

Partiden seçiliriz, makamı kişiselleştiririz.

Sonra partiye ihtiyacımız kalmadığında:

“Millet beni seçti.”

deriz.

Hayır.

Millet yalnız sizi seçmedi.

Sizin de söylediğiniz gibi bir siyasi iradeyi seçti.

⸻

ASIL HESABI CHP KENDİNE SORMALI

Burada Mansur Yavaş’ı suçlayıp CHP’yi mağdur ilan etmek kolaydır.

Ama yanlış olur.

Çünkü bu düzeni CHP de yarattı.

Parti kendi ideolojik kadrolarını yetiştirmek yerine “seçimi kim kazanır?” sorusunu siyasetin merkezine koyduğunda bugünkü sonucu hazırladı.

Örgütün görevi düşünce üretmek olmaktan çıktı.

Adayın seçim makinesine dönüştü.

Üyenin görevi siyaset üretmek olmaktan çıktı.

Broşür dağıtmak oldu.

Programın yerini anket aldı.

İdeolojinin yerini iletişim stratejisi aldı.

Siyasetçinin yerini marka aldı.

Ve sonunda marka, kendisini yaratan organizasyondan daha büyük hale geldi.

Şimdi Ankara’da CHP’nin önündeki soru Mansur Yavaş’ın neden gittiği değildir.

Çok daha ağırdır:

Bir siyasi parti nasıl oldu da kendi belediye başkanlarının siyasi aidiyetini koruyamayacak kadar ideolojik olarak silikleşti?

⸻

BUGÜN YAVAŞ, YARIN BAŞKASI

Bu nedenle mesele kişisel değildir.

Bugün adı Mansur Yavaş olur.

Yarın başka biri.

Sağda da olur.

Solda da.

Çünkü ideolojinin boşalttığı koltuğa mutlaka lider kültü oturur.

Program yoksa lider vardır.

İlke yoksa karizma vardır.

Örgüt yoksa takipçi vardır.

Yurttaş yoksa taraftar vardır.

Ve sonunda siyasi parti, ortak bir dünya görüşünün örgütü olmaktan çıkar; popüler bir kişinin seçim aracına dönüşür.

İşte asıl yozlaşma budur.

Yolsuzluktan önce başlayan bir yozlaşma:

Fikrin yozlaşması.

Çünkü siyasal yozlaşma yalnız para çalmak değildir.

İnandığınız ilkeleri oy uğruna pazarlık konusu yapmak da yozlaşmadır.

Programınızı ankete göre değiştirmek de.

Partinizi adayın kişisel kariyerinin aracına dönüştürmek de.

Dün yanlış dediğinizi bugün oy getiriyor diye doğru ilan etmek de.

Ve en sonunda hangi partiye ait olduğunuzun bile önemini kaybetmesi de.

⸻

ANKARA’DA İSTİFA EDEN YALNIZ MANSUR YAVAŞ DEĞİL

Asıl trajedi budur.

Bir siyasetçi partiden ayrıldı.

Olabilir.

Demokrasilerde insanlar parti değiştirir.

Fakat bugün Ankara’daki tablo bize başka bir şeyi gösteriyor:

İdeoloji geri çekiliyor, kişi öne çıkıyor.

Parti geri çekiliyor, lider öne çıkıyor.

Program geri çekiliyor, anket öne çıkıyor.

Örgüt geri çekiliyor, siyasi marka öne çıkıyor.

Sonra hep birlikte soruyoruz:

Türkiye’de neden siyaset kurumsallaşamıyor?

Cevabı önümüzde.

Çünkü biz yıllardır güçlü kurumlar değil, güçlü adamlar üretiyoruz.

Ve bunu yalnız sağ yapmıyor.

Sol da aynı hastalığa yakalandığında geriye yalnız rozetlerin rengi değişiyor.

Siyasetin özü değişmiyor.

Bu nedenle Mansur Yavaş’ın istifasının ardından CHP’nin yapması gereken ilk şey yeni bir “kazanacak aday” aramak değildir.

Önce şu soruya cevap vermektir:

CHP neye inanıyor?

Çünkü bu sorunun cevabı güçlü değilse kimin aday olduğunun hiçbir önemi yoktur.

Bugün Mansur Yavaş gider.

Yarın başkası gelir.

O da büyür.

Parti yine küçülür.

Ve aynı hikâye yeniden yaşanır.

Mesele Mansur Yavaş değildir.

Mesele, Türkiye siyasetinin fikirlerden insanlara doğru yaptığı büyük geri çekilmedir.

Belki de Ankara’da bugün istifa eden yalnız Mansur Yavaş değildir.

İdeolojidir.

Ve ideolojinin boşalttığı yere her zaman aynı şey yerleşir:

Kişi kültü.

Hakan URUN

23 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

6 dk