İZVERİ

Köşe yazısı

ARINMA: ÇOCUKLARIMIZI DEĞİL, ONLARA BIRAKTIĞIMIZ DÜNYAYI SORGULAYALIM

Bir çocuk silahla okula kadar gelebiliyorsa yalnız çocuğu değil, kurduğumuz düzeni sorgulamalıyız. Türkiye’nin ihtiyacı: Toplumsal arınma.

Yayınlandı: 24 Eylül 2026 10:14

Güncellendi: 8 Ekim 2026 16:43

Paylaş

ARINMA: ÇOCUKLARIMIZI DEĞİL, ONLARA BIRAKTIĞIMIZ DÜNYAYI SORGULAYALIM

Turgutlu’da 15 yaşındaki bir çocuk silaha ulaştı.

Silahı aldı.

Okulunun yakınına kadar geldi.

Ateş açtı.

Çocuklar yaralandı.

Şimdi yine aynı soruları soracağız:

Okulda güvenlik yeterli miydi?

Kapıda polis olmalı mıydı?

Metal dedektörü konulmalı mıydı?

Kameralar artırılmalı mıydı?

Bunların hepsi konuşulsun.

Ama ben başka bir soru sormak istiyorum:

Bir çocuk silahla okul kapısına gelene kadar biz yetişkinler neredeydik?

Çünkü çocuk o kapıya yalnız gelmedi.

Arkasında bizim kurduğumuz bir dünya vardı.

Aile vardı.

Okul vardı.

Sokak vardı.

Televizyon vardı.

Sosyal medya vardı.

Siyaset vardı.

Devlet vardı.

Ve hepsinin içinde giderek sıradanlaştırdığımız bir şey vardı:

Şiddet.

⸻

ÇOCUK SİLAHA ULAŞMADAN DEVLET ÇOCUĞA ULAŞMALIYDI

CHP Grup Başkanvekili Serkan Sarı’nın Turgutlu saldırısından sonra söylediği cümle önemli:

“Çocuk silaha ulaşmadan devlet çocuğa ulaşmak zorundadır.”

Doğru.

Ama ben biraz daha ileri götüreyim.

Çocuk silaha ulaşmadan yalnız devlet değil;

aile çocuğa ulaşmalıydı.

Öğretmen ulaşmalıydı.

Rehber öğretmen ulaşmalıydı.

Mahalle ulaşmalıydı.

Sosyal hizmet uzmanı ulaşmalıydı.

Ve belki hepsinden önce:

Toplum kendi yarattığı şiddet kültürünün farkına varmalıydı.

Çünkü mesele yalnız bir çocuğun eline nasıl silah geçtiği değildir.

Asıl mesele o silahın çocuğun zihninde ne zaman bir çözüm aracına dönüştüğüdür.

Silah tetiğe basıldığı anda ortaya çıkmaz.

Önce zihinde meşrulaşır.

⸻

BELKİ DE TÜRKİYE’NİN İHTİYACI TAM OLARAK BUDUR: ARINMA

Kemal Kılıçdaroğlu bir süredir ısrarla bir kavram kullanıyor:

Arınma.

Kelimenin bugünkü siyasi kullanımındaki patentini ona teslim etmek gerekir.

Kılıçdaroğlu bunu ağırlıklı olarak siyaset, ahlak, temiz siyaset ve devlet düzeni üzerinden anlatıyor.

Ama bana göre kavramı orada bırakmak eksik olur.

Türkiye’nin ihtiyacı yalnız siyasette arınma değildir.

Toplumsal arınmadır.

Milli Eğitim’de arınma.

Ailede arınma.

Medyada arınma.

Sosyal medyada arınma.

Sokakta arınma.

Siyasetin dilinde arınma.

Devlet kurumlarında arınma.

Ve en önemlisi:

Zihniyetimizde arınma.

Çünkü arınma yalnız kötü insanları sistemden uzaklaştırmak değildir.

Kötülüğü üreten düzeni değiştirmektir.

⸻

MİLLİ EĞİTİM’DE ARINMA

Okul yalnız matematik öğretilen yer değildir.

Bir toplumun nasıl insan yetiştirmek istediğinin laboratuvarıdır.

Çocuğa sürekli sınav kazandırmaya çalışıp;

öfkesini yönetmeyi,

başkasına saygı göstermeyi,

kaybetmeyi,

itiraz etmeyi,

reddedilmeyi,

farklı olanla birlikte yaşamayı öğretemiyorsanız eğitim eksiktir.

Diploma verirsiniz.

Ama yurttaş yetiştiremezsiniz.

Okul güvenliği kapıya polis koymakla başlamaz.

Çocuğun zihnine şiddetin tek çözüm olmadığını yerleştirmekle başlar.

Rehberlik servisleri bunun için vardır.

Psikolojik destek bunun için vardır.

Öğretmen bunun için vardır.

Ama öğretmeni yalnız müfredat yetiştiren, öğrenciyi yalnız sınav çözen makineye dönüştürürseniz çocuğun ruhundaki kırılmayı kim görecek?

⸻

AİLEDE ARINMA

Sonra eve bakalım.

Çocuğa:

“Şiddet kötüdür.”

diyoruz.

Ama evde bağırıyoruz.

Hakaret ediyoruz.

Kadına yönelik şiddeti görüyor.

Trafikte iki yetişkinin birbirini öldüresiye dövdüğünü görüyor.

Silahı güç sembolü olarak görüyor.

“Adamlık” ile saldırganlık arasındaki sınırın sürekli silindiği bir kültürün içinde büyüyor.

Sonra çocuk şiddete yöneldiğinde şaşırıyoruz.

Çocuklar bizim söylediklerimizi değil;

normalleştirdiklerimizi öğreniyor.

⸻

SOSYAL MEDYADA ARINMA

Bir de çocuğun cebindeki dünyaya bakalım.

Telefonuna.

Bugünün çocuğu yalnız okulda sosyalleşmiyor.

Ekranda yaşıyor.

Orada arkadaş buluyor.

Orada dışlanıyor.

Orada aşağılanıyor.

Orada zorbalığa uğruyor.

Orada nefret öğreniyor.

Orada şiddeti izliyor.

Üstelik algoritmanın vicdanı yok.

Önüne ne kadar öfke koyarsanız o kadar dikkat çekiyor.

Ne kadar kavga varsa o kadar izleniyor.

Ne kadar aşağılama varsa o kadar paylaşılıyor.

Çünkü dijital dünyanın önemli bir bölümü insanın huzurundan değil, dikkatinden para kazanıyor.

Öfke de dikkatin en ucuz yakıtlarından biri.

İşte burada da arınmaya ihtiyacımız var.

Sansüre değil.

Dijital ahlaka.

⸻

TELEVİZYONDA ARINMA

Televizyonu açıyoruz.

Cinayet.

Kavga.

Hakaret.

Aşağılama.

Bağırma.

İnsanların özel hayatlarının teşhiri.

Bir insanın acısı bile reyting malzemesi olabiliyor.

Sonra akşam haberlerinde:

“Toplum neden bu kadar şiddetlendi?”

diye soruyoruz.

Belki önce aynaya bakmalıyız.

Çünkü reyting uğruna kötülüğü sürekli görünür kılıp ardından toplumdan erdem beklemek büyük bir çelişkidir.

⸻

SİYASETTE ARINMA

Ve elbette siyaset.

Çocuklara:

“Birbirinize saygılı olun.”

diyoruz.

Sonra ülkeyi yöneten yetişkinlerin birbirlerine söylediklerini dinliyorlar.

Hain.

Terörist.

Ahlaksız.

Düşman.

Satılmış.

Şerefsiz.

Siyasetin dili sürekli sertleşirken toplumun dilinin yumuşak kalmasını nasıl bekliyoruz?

Bir toplum yukarıdan aşağıya da öğrenir.

Siyasi liderlerin dili yalnız seçmeni etkilemez.

Toplumun birbirine nasıl konuşacağını da öğretir.

Bu nedenle arınma siyasette başlamalıdır ama siyasette bitmemelidir.

⸻

ARINMA İNSANLARI TASFİYE ETMEK DEĞİLDİR

Burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız.

Arınma kelimesi yanlış kullanılırsa tehlikelidir.

Çünkü kolayca:

“Bizden olmayanları temizleyelim.”

anlayışına dönüşebilir.

Benim kastettiğim bunun tam tersidir.

Arınma insanlardan değil;

kötülüğü üreten mekanizmalardan arınmaktır.

Liyakatsizlikten.

Şiddet kültüründen.

Silah romantizminden.

Nefret dilinden.

Akran zorbalığından.

Dijital linçten.

Kadına yönelik şiddeti sıradanlaştırmaktan.

Çocukları yalnızlaştırmaktan.

Eğitimi yalnız sınava indirgemekten.

Medyayı yalnız reytinge teslim etmekten.

Siyaseti yalnız iktidar kavgasına dönüştürmekten.

Çünkü insanları değiştirip düzeni değiştirmezseniz bir süre sonra aynı düzen yeni insanları da kendisine benzetir.

⸻

BİR ÇOCUĞU SUÇLAMAK EN KOLAYIDIR

Turgutlu’daki olay elbette adli olarak soruşturulacak.

Sorumluluklar hukuk tarafından belirlenecek.

Ama toplum olarak bizim işimiz mahkeme kurmak değil.

Daha zor bir şeyi yapmak:

Kendimizi sorgulamak.

15 yaşındaki bir çocuğu karşımıza oturtup:

“Sen nasıl böyle oldun?”

diye sormak kolay.

Asıl cesaret o çocuğun karşısına oturup:

“Biz sana nasıl bir dünya bıraktık?”

diye sormaktır.

Çünkü hiçbir çocuk boşlukta büyümez.

Bizim evlerimizde büyür.

Bizim okullarımızda büyür.

Bizim televizyonlarımızı izler.

Bizim sosyal medyamızı kullanır.

Bizim sokaklarımızda yürür.

Bizim siyasetçilerimizi dinler.

Sonra bizim toplumumuza dönüşür.

⸻

ARINMA BİR SİYASİ SLOGAN DEĞİL, TOPLUMSAL PROJE OLMALIDIR

Belki Kemal Bey’in ortaya attığı “arınma” kavramının asıl büyütülmesi gereken tarafı budur.

Arınmayı yalnız CHP’nin iç tartışmasına sıkıştırırsak küçültürüz.

Türkiye’nin büyük bir toplumsal arınma programına ihtiyacı var.

Ama bu program insanları tasfiye etmeye değil;

insanı zehirleyen düzeni değiştirmeye dayanmalı.

Milli Eğitim çocukların yalnız beynini değil karakterini de geliştirmeli.

Aile yalnız çocuğunu korumamalı, ona örnek olmalı.

Medya yalnız izlenmeyi değil toplumsal sorumluluğu düşünmeli.

Sosyal medya şirketleri yalnız etkileşimi değil çocukların güvenliğini de hesaba katmalı.

Devlet yalnız suç işlendikten sonra polisi göndermemeli; suç ortaya çıkmadan sosyal mekanizmaları çalıştırmalı.

Siyaset yalnız rakibini yenmeye değil toplumu bir arada tutmaya çalışmalı.

Çünkü mesele yalnız Turgutlu değildir.

Turgutlu bir alarmdır.

Ve alarm çaldığında yapılacak en büyük hata yalnız alarmın sesini kısmaktır.

Yangının nerede başladığını bulmak gerekir.

Bugün bir çocuk silahla okul kapısına kadar gelebildiyse yalnız o çocuğu sorgulamayalım.

Okulu sorgulayalım.

Aileyi sorgulayalım.

Medyayı sorgulayalım.

Sosyal medyayı sorgulayalım.

Sokağı sorgulayalım.

Devleti sorgulayalım.

Siyaseti sorgulayalım.

Ve en sonunda aynanın karşısına geçip kendimizi sorgulayalım.

Çünkü gerçek arınma başkasını temizlemek değildir.

Kendi ürettiğimiz kötülükle hesaplaşabilmektir.

Belki Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan büyük değişim de tam olarak budur:

İnsanı değil, insanı kirleten düzeni arındırmak.

Hakan URUN

24 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk