BELEDİYE BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİL, HALKIN EMANETİDİR!
Rüşvet iddiaları, yolsuzluk tartışmaları, siyasi transferler ve adaylık pazarlıklarıyla anılan değil; şeffaf, hesap verebilir ve halk için çalışan bir belediyecilik istiyoruz.
Son yıllarda belediyecilik denildiğinde; rüşvet iddiaları, yolsuzluk tartışmaları, siyasi transferler, makam pazarlıkları, kayırmacılık ve adaylıkların para karşılığında belirlendiğine ilişkin iddialar gündeme geliyorsa, artık ciddi biçimde düşünmenin zamanı gelmiştir.
Siyaset halka hizmet etmek yerine koltukların, makamların ve rantın paylaşımına dönüşüyorsa...
Belediyeler kamu hizmetinin kurumu olmaktan çıkıp siyasi güç mücadelelerinin ve ekonomik çıkar hesaplarının merkezine dönüşüyorsa...
Birilerinin siyasi ikbali, milyonlarca yurttaşın yaşam hakkının önüne geçiyorsa...
O zaman sormak gerekiyor:
Biz nasıl bir belediyecilik istiyoruz?
Biz yurttaş olarak belediyelerden saraylar istemiyoruz.
Gösterişli makam araçları, milyonlarca liralık reklam kampanyaları, şaşaalı açılışlar, bitmeyen afişler ve siyasi şovlar istemiyoruz.
Bizim istediğimiz çok daha basit:
Halkın parasını halka harcayan, halktan aldığı yetkinin hesabını halka veren bir belediyecilik istiyoruz.
Çünkü belediye başkanı kentin sahibi değildir.
Belediye meclisi kimsenin özel şirketi değildir.
Belediye bütçesi siyasi bir grubun kasası değildir.
Belediyenin arsaları, taşınmazları ve kamu kaynakları birkaç kişinin siyasi veya ekonomik geleceği için kullanılacak özel mülkler değildir.
Belediye halkın ortak malıdır.
Ve halkın ortak malını yöneten herkes, bunun hesabını vermek zorundadır.
BELEDİYE BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİL!
Bazı yöneticiler makam sahibi olduklarında kendilerini kentin sahibi zannetmeye başlayabiliyor.
Oysa belediye başkanlığı bir mülkiyet değildir.
Başkanlık koltuğu babadan oğula bırakılacak bir miras değildir.
Belediye meclis üyeliği bir ticari ayrıcalık değildir.
Siyasi parti yöneticiliği de kimseye kamu kaynakları üzerinde sınırsız tasarruf hakkı vermez.
O koltuklar emanettir.
Yetki emanettir.
Bütçe emanettir.
Kentin geleceği emanettir.
Ve emanete sahip çıkanın ilk görevi de hesap vermektir.
Bu nedenle yurttaş olarak soruyoruz:
Belediyenin parasını nereye harcadınız?
Hangi ihaleyi kime verdiniz?
Hangi taşınmazı neden sattınız?
Hangi belediye şirketi ne iş yaptı?
Kim kazandı?
Kim kaybetti?
Kamu kaynakları hangi gerekçeyle kullanıldı?
Bunları bilmek bizim hakkımızdır.
Çünkü şeffaflık bir lütuf değildir.
Hesap verebilirlik bir tercih değildir.
Bunlar yurttaşın en temel hakkıdır.
RANT DEĞİL, YAŞANABİLİR KENT İSTİYORUZ
Biz belediyecilik adı altında her boş alanın betonlaştırıldığı bir kent istemiyoruz.
Yeşil alanların imara açıldığı,
çocukların oynayacak alan bulamadığı,
yüksek binaların kentin siluetini bozduğu,
trafik sorunlarının büyüdüğü,
suyun, toprağın ve havanın kirletildiği bir şehir istemiyoruz.
Biz;
parkları olan,
yeşil alanları korunan,
sokakları temiz,
havası temiz,
suyu temiz ve içilebilir
bir kent istiyoruz.
İmar planlarının birkaç kişinin ekonomik beklentisine göre değil, bilimin, hukukun, şehircilik ilkelerinin ve kamu yararının gereklerine göre yapılmasını istiyoruz.
Çünkü kentler müteahhitlerin yatırım alanı değil, insanların yaşam alanıdır.
SU VE ULAŞIM LÜKS DEĞİLDİR
Dar gelirli yurttaşın, öğrencinin, emeklinin, işsizin ve asgari ücretlinin yaşam mücadelesi verdiği bir dönemde belediyelerin temel görevi insanları daha fazla ekonomik yük altında bırakmak olmamalıdır.
Güvenli ve içilebilir şehir şebeke suyu istiyoruz.
Ulaşımın herkes için erişilebilir olmasını istiyoruz.
Öğrencinin ulaşım parasını düşünmediği,
emeklinin temel belediye hizmetlerine erişmek için cebindeki son kuruşu harcamadığı,
dar gelirli ailenin kent içinde özgürce hareket edebildiği bir belediyecilik istiyoruz.
Su da ulaşım da insan hakkına yakışır biçimde erişilebilir olmalıdır.
AFET GELDİĞİNDE KAMERANIN KARŞISINA GEÇEN DEĞİL, ÖNCEDEN HAZIRLANAN BELEDİYE İSTİYORUZ
Yağmur yağdığında su altında kalan sokaklar istemiyoruz.
Her şiddetli yağışta çöken altyapı istemiyoruz.
Fırtınada yolları kapanan, deprem olduğunda toplanma alanı aranan kentler istemiyoruz.
Afet yönetimi, felaket olduktan sonra kameraların karşısına geçmek değildir.
Asıl belediyecilik, felaket gelmeden hazırlık yapmaktır.
Altyapı güçlendirilecek.
Dere yatakları korunacak.
Toplanma alanları artırılacak.
Riskli bölgeler tespit edilecek.
Yurttaş bilgilendirilecek.
Bilim insanları ve uzmanlarla birlikte çalışılacak.
Çünkü yurttaşın can güvenliği, herhangi bir siyasi hesabın üzerinde olmalıdır.
BELEDİYE BAŞKANI YEREL KRAL DEĞİLDİR!
Belediye başkanı kentin sahibi değildir.
Kentin hizmetkârıdır.
Seçimle verilen yetki, kişisel iktidara dönüşemez.
Başkanın görevi kendisini alkışlayanlarla fotoğraf çektirmek değil, kendisini seçen ve seçmeyen herkesin hakkını korumaktır.
Bir belediye başkanı;
muhalif mahalleyi cezalandıramaz,
kendisine yakın olana ayrıcalık sağlayamaz,
partilisine farklı hizmet götüremez,
eleştireni düşman ilan edemez.
Çünkü:
Oy veren de yurttaştır, vermeyen de.
Aynı vergi sistemine katkı sunan,
aynı yolları kullanan,
aynı suyu tüketen,
aynı kentte yaşayan herkes belediye hizmetlerinden eşit yararlanmalıdır.
BELEDİYE MECLİSİ, MÜTEAHHİTLER MECLİSİ DEĞİLDİR!
Belediye meclislerinin görevi birkaç kişinin çıkarını korumak değil, kentin ortak çıkarını savunmaktır.
İmar planları,
arsa kararları,
ruhsatlar,
satışlar,
kiralamalar,
belediye şirketleri,
büyük ihaleler...
Bunların tamamında temel ölçü tek olmalıdır:
Kamu yararı.
Belediye meclisi bir şirket yönetim kurulu gibi çalışamaz.
Belediye meclisi, gerçek anlamda halkın meclisi olmak zorundadır.
YOKSULLUĞU YÖNETEN DEĞİL, YOKSULLUĞU AZALTAN BELEDİYE İSTİYORUZ
Yoksulluğu seçim dönemlerinde hatırlayan belediyecilik istemiyoruz.
Seçim yaklaşınca yardım paketi dağıtan, fotoğraf çektiren, seçim bitince yurttaşı unutan anlayışı kabul etmiyoruz.
Sosyal belediyecilik, insanları ömür boyu yardıma muhtaç hale getirmek değildir.
Sosyal belediyecilik, insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlamaktır.
Gençlere istihdam,
kadınlara ekonomik fırsatlar,
esnafa destek,
üreticiye pazar,
çiftçiye katkı,
kooperatiflere imkân,
meslek edinme olanakları...
İstiyoruz.
Çünkü yurttaşa sadece yardım etmek değil, yurttaşın güçlenmesini sağlamak gerekir.
ÜRETİCİYİ KORUYAN KENT İSTİYORUZ
Kırsal alanı yok ederek kentleşmek kalkınma değildir.
Tarım arazilerini betonlaştırmak gelişmişlik değildir.
Üreticiyi yalnız bırakıp sonra pahalı gıdanın nedenini sormak çözüm değildir.
Belediyeler;
çiftçiyi,
köylüyü,
hayvancıyı,
küçük üreticiyi,
kooperatifleri desteklemelidir.
Yerel üretim güçlendirilmelidir.
Üretici ile tüketici doğrudan buluşturulmalıdır.
Sağlıklı gıda yurttaşa uygun fiyatlarla ulaştırılmalıdır.
Çünkü güçlü kent, güçlü üreticinin üzerinde yükselir.
KOOPERATİFÇİLİĞİ DESTEKLEYEN BELEDİYE İSTİYORUZ
Yurttaşın bir araya gelerek kurduğu tüketim, üretim ve dayanışma kooperatiflerinin önünün açılmasını istiyoruz.
Belediye, yurttaşın örgütlenmesinden korkmamalıdır.
Tam tersine;
dayanışmayı büyütmeli,
kooperatifleri desteklemeli,
yerel üretimi teşvik etmeli,
üretici ile tüketiciyi buluşturmalıdır.
Çünkü halkın örgütlenmesi belediyenin rakibi değil, demokrasinin gücüdür.
SANAT, KÜLTÜR VE SPOR HERKESİN HAKKIDIR
Bir kentin gelişmişliği yalnızca kaç kilometre asfalt döküldüğüyle ölçülmez.
Çocukların nerede oynadığı,
gençlerin nerede spor yaptığı,
insanların sanatla ne kadar buluşabildiği,
yaşlıların sosyal hayata ne kadar katılabildiği de önemlidir.
Kütüphaneler,
kültür merkezleri,
spor tesisleri,
gençlik merkezleri,
tiyatro,
müzik,
sanat etkinlikleri...
Bunlar lüks değildir.
İnsanca yaşamın parçasıdır.
VE ARTIK YETER!
Belediyeciliğin adı;
rüşvet iddialarıyla anılmasın.
Yolsuzluk tartışmalarıyla anılmasın.
Siyasi transferlerle anılmasın.
Makam pazarlıklarıyla anılmasın.
Kayırmacılıkla anılmasın.
Adaylık pazarlıklarıyla anılmasın.
Rant projeleriyle anılmasın.
Belediyeciliğin adı;
dürüstlükle anılsın.
şeffaflıkla anılsın.
adaletle anılsın.
hizmetle anılsın.
halkla anılsın.
Çünkü yurttaş artık belediye başkanının kendisine ne kadar büyük bir makam kurduğuna değil, kente ne kattığına bakmak istiyor.
Kaç tane afiş astığına değil,
kaç insanın hayatına dokunduğuna bakıyor.
Kaç tane açılış yaptığına değil,
kaç sorunu çözdüğüne bakıyor.
Kaç tane makam aracı kullandığına değil,
kamu parasını nasıl kullandığına bakıyor.
BELEDİYE HALKINDIR!
Artık kimse belediyeyi kendi siyasi çiftliği gibi görememelidir.
Kimse kamu kaynaklarını kendi çevresinin çıkarı için kullanamaz.
Kimse belediye bütçesini siyasi gelecek hesabına dönüştüremez.
Kimse yurttaşın vergisini kendi başarısı gibi sunamaz.
Çünkü o para halkın parasıdır.
O koltuk halkın verdiği yetkidir.
O şehir halkın evidir.
Ve halkın evinde hesabı halk sorar.
Biz;
yerel krallar istemiyoruz.
Rant belediyeciliği istemiyoruz.
Koltuk belediyeciliği istemiyoruz.
Kapalı kapılar ardında alınan kararları istemiyoruz.
Siyasi kayırmacılık istemiyoruz.
Yurttaşın iradesinin birkaç kişinin çıkarına teslim edilmesini istemiyoruz.
Biz;
şeffaf,
hesap verebilir,
adil,
katılımcı,
sosyal,
çevreci,
üreticiyi koruyan,
yoksulun yanında duran,
kamu kaynaklarını koruyan
ve halkın söz sahibi olduğu gerçek bir demokratik belediyecilik istiyoruz.
Çünkü belediye başkanları kentin sahibi değildir.
Meclis üyeleri kentin sahibi değildir.
Siyasi partiler kentin sahibi değildir.
Müteahhitler kentin sahibi değildir.
Kentin sahibi yurttaştır.
Ve belediye başkanlığı da belediye meclis üyeliği de bu gerçeğin üzerinde değildir.
Son sözümüz açık:
BELEDİYE BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİL, HALKIN EMANETİDİR!
RANT DEĞİL, HİZMET!
AYRICALIK DEĞİL, EŞİTLİK!
KOLTUK DEĞİL, HALK!
KAPALI KAPILAR DEĞİL, ŞEFFAFLIK!
YEREL KRALLIK DEĞİL, DEMOKRATİK BELEDİYECİLİK!
Ve nihayet:
HALK İÇİN, HALKLA BİRLİKTE, HALKIN BELEDİYESİ!



