BİLİYORDUNUZ! PEKİ NEDEN SEYRETTİNİZ?
Artık “haberimiz yoktu” diyemezsiniz.
“Birden ortaya çıktı” da diyemezsiniz.
Çünkü bunu muhalefet söylemiyor.
SPK söylüyor.
Kurulun açıklamasına göre bazı yatırım fonlarının düşük fiili dolaşımlı hisselerde ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığı 2025’in son çeyreğinde gözlemlendi.
Konu 2 Aralık 2025’te, Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geldi.
Yani devlet gördü.
Devlet konuştu.
Devlet biliyordu.
Sonra?
Aylar geçti.
Ve Eylül 2026’ya geldiğimizde 131 fonun tasfiyesini konuşuyoruz.
Yaklaşık 353 bin yatırımcıdan söz ediyoruz.
891 milyar liralık büyüklükten söz ediyoruz.
O halde soru çok basit:
BİLİYORDUNUZ. NEDEN BU NOKTAYA GELİNDİ?
23 YILDIR İKTİDARDASINIZ
Burada artık klasik AKP savunmalarının arkasına saklanamazsınız.
Çünkü 23 yıldır iktidardasınız.
SPK sizin döneminizin SPK’sı.
Ekonomi bürokrasisinin bugünkü yapısı sizin döneminizde şekillendi.
Sermaye piyasalarının bugünkü kuralları sizin döneminizde oluştu.
Denetleyen kurumlar devletin kurumları.
Ekonomiyi yöneten kadrolar sizin atadığınız kadrolar.
O halde işler iyi giderken:
“Biz yaptık!”
Kriz çıkınca:
“Piyasa yaptı!”
diyemezsiniz.
Yetki sizdeyse sorumluluk da sizdedir.
DEVLETİN GÖREVİ ENKAZA GELMEK DEĞİLDİR
Şimdi müdahale ediliyor.
Fonlar tasfiye ediliyor.
Likidite sağlanıyor.
Bankalar görevlendiriliyor.
Suç duyuruları yapılıyor.
İyi de devlet dediğiniz şey zaten bunun için var.
Ama devletin asıl başarısı yangın çıktıktan sonra itfaiyeyi göndermek değildir.
Yangını önlemektir.
SPK olağandışı fiyat hareketlerini 2025’te gördüyse neden Eylül 2026’da yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bir kriz konuşuyoruz?
Madem risk biliniyordu, neden zamanında kontrol altına alınamadı?
Madem sistem izleniyordu, nasıl bu kadar büyüdü?
Ve en önemlisi:
Bu süreç büyürken kimler para kazandı?
Bunun cevabını toplumun bilmeye hakkı var.
KÜÇÜK YATIRIMCIYA “FİNANSAL OKURYAZARLIK”, SİSTEME NE?
Yıllardır vatandaşa ne anlatılıyor?
Finansal okuryazarlık.
Riskinizi bilin.
Bilinçli yatırım yapın.
Doğru ürünü seçin.
Güzel.
Vatandaş bilinçli olacak.
Peki kurumlar?
Onlar da kurumsal olarak “okuryazar” olmak zorunda değil mi?
Vatandaş yanlış yatırım yaptığında:
“Riskini bilmeliydin.”
deniliyor.
Peki denetleyici kurum riski gördüğü halde sorun büyüyorsa ne denilecek?
İşte Türkiye’de tartışılması gereken asıl eşitsizlik burada.
Vatandaşın hatasının faturası vatandaşa kesiliyor.
Ama kurumların gecikmesinin siyasi hesabını kim veriyor?
KÂR KİMİN, ZARAR KİMİN?
Türkiye’de ekonomik düzenin giderek rahatsız edici hale gelen bir tarafı da bu.
Kazanç varken piyasa.
Sorun çıkınca devlet.
Kâr özelleşiyor.
Risk büyüyor.
Kriz çıkıyor.
Sonra kamu kurumları devreye giriyor.
Merkez Bankası likidite sağlıyor.
Sistem kurtarılmaya çalışılıyor.
Peki bu sistemden olağanüstü kazanç sağlayanlar?
Onlar nerede?
Kapitalizmin en tuhaf versiyonunu yaratmayalım:
Kâr birkaç kişinin,
risk yatırımcının,
kriz çıktığında sorumluluk kimsenin.
Bunun adı serbest piyasa değildir.
Bunun adı hesap vermeyen piyasa düzenidir.
MESELE PARA DEĞİL, DEVLETE GÜVEN
Bu olayın en büyük maliyeti 891 milyar lira bile olmayabilir.
Daha pahalı bir şey kaybedilebilir:
Güven.
Çünkü yatırımcı yalnız şirkete yatırım yapmaz.
Devlete de güvenir.
SPK denetliyor diye güvenir.
Borsa İstanbul gözetiyor diye güvenir.
Kurallar var diye güvenir.
Bir problem olduğunda kurumların zamanında müdahale edeceğine inanır.
Bu inanç çökerse piyasanın temeli çöker.
Çünkü sermaye piyasalarının görünmeyen para birimi güvendir.
ARTIK “SORUMLU KİM?” DİYE SORMA ZAMANI
AKP iktidarı Türkiye’yi birkaç yıldır yönetmiyor.
Çeyrek asra yaklaşan bir iktidardan söz ediyoruz.
Bu kadar uzun süre ülkeyi yönettikten sonra devletin kurumlarında ortaya çıkan her büyük sorunda:
“Birileri yanlış yaptı.”
deyip kenara çekilemezsiniz.
O “birileri”ni kim denetleyecekti?
Kuralları kim koyacaktı?
Kurumları kim yönetecekti?
Sistemin sağlıklı çalışmasını kim sağlayacaktı?
İktidar olmanın anlamı tam da budur.
Başarıyı sahiplenip başarısızlığı anonimleştiremezsiniz.
SPK’nın kendi açıklaması ortada:
2025’in son çeyreğinde gördünüz.
2 Aralık 2025’te masaya yatırdınız.
Çalışma grubu kurdunuz.
Aylarca düzenleme hazırladınız.
28 Ağustos 2026’da nihai rehberi yayımladınız.
Ve birkaç hafta sonra piyasa sarsıldı.
Şimdi vatandaşın tek bir sorusu var:
BİLİYORDUNUZ. PEKİ NEDEN ÖNLEYEMEDİNİZ?
Bu soruya cevap vermeden yalnız fon yöneticilerini göstermek yetmez.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir günah keçisi değil.
Hesap veren bir iktidardır.
23 yılın sonunda hâlâ her krizin sorumlusu başkasıysa…
o zaman iktidarda olmanın anlamı nedir?
Yetkiyi kullanan sizsiniz.
Kurumları yöneten sizsiniz.
Ekonomi politikasını belirleyen sizsiniz.
O halde başarı sizin olduğu kadar, hesabı da sizindir.
Ve demokrasi tam olarak budur:
İktidar yalnız yönetmez. İktidar hesap verir.
Hakan URUN
19 Eylül 2026





