CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI BÜLENT KUŞOĞLU’NDAN İKTİDARA AĞIR SORULAR…FON KRİZİ DEĞİL, DEVLETİN İFLAS EDEN DENETİMİ!
Milyarlarca liralık iddialar, yüz binlerce yatırımcı, cevap bekleyen sorular! Sorumlular kim, denetim neden yetersiz kaldı, bu hesabı kim verecek?
Türkiye’nin gündemine oturan fon krizi, artık birkaç şirketin tasfiye edilmesiyle kapatılabilecek bir dosya değildir. Bu mesele, devletin denetim gücünü, kamu yönetiminin niteliğini ve siyasi iktidarın hesap verme iradesini sorgulatan ağır bir sınavdır.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun fon operasyonları hakkında yaptığı açıklamalarda kullandığı “devlet krizi” tanımlaması, tam da bu nedenle önemlidir. Kuşoğlu, Sermaye Piyasası Kurulunun bulunduğu, denetim tecrübesinin geliştiği bir ülkede finans piyasalarının bu ölçüde sorun yaşamasını kabul edilemez buluyor; liyakatsiz atamaları, kötü yönetimi ve sorumluluğu bulunduğunu düşündüğü siyasetçi ve bürokratların görevde kalmasını eleştiriyor.
Şimdi soralım: Bir ülkede denetim kurumları varsa, kurallar varsa, uzmanlar varsa, böylesine büyük bir kriz nasıl ortaya çıkabiliyor? Kim görevini yaptı? Kim zamanında müdahale etti? Kim riskleri gördü? Kim görmedi? Kimlerin hangi kararları aldığı açıklanacak mı?Bunlar öyle kolayca geçiştirilecek sorular değildir.Çünkü devletin görevi, kriz çıktıktan sonra enkazın başında açıklama yapmak değil, o enkazın oluşmasını önlemektir!
KUŞOĞLU’NUN İŞARET ETTİĞİ ASIL TEHLİKE: DENETİM VARSA, BU TABLO NEDEN YAŞANDI?
Kuşoğlu’nun uyarısı, yalnızca fonların mali durumuyla ilgili değildir. Asıl mesele, devletin düzenleyici ve denetleyici mekanizmalarının görevlerini zamanında ve etkili biçimde yerine getirip getirmediğidir.SPK gibi bir kurumun varlığı, tek başına güvence değildir. Önemli olan, bu kurumun riskleri ne zaman tespit ettiği, hangi tedbirleri aldığı ve müdahalenin yeterli olup olmadığıdır.Eğer denetim eksikliği yaşandıysa bunun hesabı verilmelidir.Eğer uyarılar dikkate alınmadıysa bunun nedeni açıklanmalıdır.Eğer kamu görevlileri görevlerini ihmal ettiyse hukuki ve idari sorumlulukları belirlenmelidir.İktidarın yapması gereken, bu soruları soranları suçlamak değil, soruların cevaplarını belgeleriyle ortaya koymaktır.Çünkü vatandaşın birikimi söz konusu olduğunda, “Her şey kontrol altında” demek yeterli değildir. Kontrolün nasıl yapıldığını, hangi sonuçları verdiğini ve neden yeterli olmadığını da göstermek gerekir.
“DEVLET KRİZİ” UYARISI NEDEN BU KADAR AĞIR?
Kuşoğlu’nun liyakatsiz atamalar ve kötü yönetim üzerinden yaptığı eleştirinin özü şudur: Kurumların işleyişi zayıflarsa, denetim mekanizmaları etkisizleşirse ve sorumluluk zinciri belirsizleşirse ortaya çıkan sonuç yalnızca ekonomik kayıp olmaz; devlete duyulan güven de yara alır. İşte bu nedenle fon krizini yalnızca birkaç yöneticinin hatasına indirgemek, araştırılması gereken daha büyük soruları cevapsız bırakabilir.
Yönetim sorumluluğu nerede başlıyor?
Denetim sorumluluğu kimde?
Karar alma süreçlerinde kimler etkili oldu?
Krizden önce hangi uyarılar yapıldı?
Ve en önemlisi, ortaya çıkan tablonun tekrar yaşanmaması için kim ne yapacak?
Bu soruların cevabı, siyasi yakınlıklara veya makamların ağırlığına göre değişemez.Kimse peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Ancak hiç kimse de siyasi gücü, makamı ya da bağlantıları nedeniyle denetimin dışında tutulmamalıdır.Hukuk herkese eşit uygulanmıyorsa, denetim de güven üretmiyorsa, vatandaşın devlete güvenmesini hangi sözlerle sağlayacaksınız?
MİLYONLARIN BİRİKİMİ SÖZ KONUSUYKEN KİMSE SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ!
Kuşoğlu, krizde ortaya çıkan zararın halka yüklenmesi ihtimaline de dikkat çekiyor. Bu uyarı, meselenin en hassas noktasına işaret ediyor. Çünkü bu ülkede vatandaş, yıllarca çalışarak biriktirdiği parasını korumaya uğraşıyor. Emekli geçim hesabı yapıyor. Çalışan ay sonunu getirmeye çalışıyor. Küçük yatırımcı geleceğini güvence altına almak istiyor.Böyle bir tabloda finansal krizlerin maliyetinin nasıl karşılanacağı açıkça anlatılmalıdır.Tasfiye edilen fonlarda ne kadar varlık kaldı? Yatırımcıların alacakları nasıl hesaplanacak? Ödemeler hangi takvimle yapılacak? Varsa haksız kazançların geri alınması için hangi hukuki yollar izlenecek? Kamu kaynaklarının kullanılması gündeme gelirse bunun maliyeti ve hukuki dayanağı ne olacak?
Bunların hepsi cevaplanmalıdır.
Vatandaşın vergisiyle oluşan kaynaklar, sorumluluğu belirsizleştirmek veya özel kişilerin yükümlülüklerini açıklamasız biçimde kamuya aktarmak için kullanılamaz.Yatırımcıların korunması zorunludur. Fakat yatırımcıyı korumak, krizin nedenlerini araştırmaktan vazgeçmek anlamına gelmez.Zararı gidermek başka, o zararın nasıl ortaya çıktığının hesabını vermek başkadır!
SİYASETÇİLER VE BÜROKRATLAR İÇİN DE AYNI HUKUK GEÇERLİ OLMALI!
Kuşoğlu’nun açıklamalarında öne çıkan en sert eleştirilerden biri, sorumluluğu bulunduğunu düşündüğü siyasetçi ve bürokratların görevde kalmasının sağlıklı bir soruşturmayı güçleştirebileceği yönündedir.Bu değerlendirme, iktidarın önüne ciddi bir sorumluluk koyuyor.Soruşturma bağımsız yürütülmeli, deliller korunmalı, denetim raporları incelenmeli ve ilgili kişilerin görevleriyle soruşturma arasındaki olası çıkar çatışmaları değerlendirilmelidir.Bununla birlikte, görevden alma kararları da somut gerekçelere ve hukuka dayanmalıdır. Hiç kimse yalnızca siyasi kimliği nedeniyle suçlu ilan edilemez.Ancak aynı hukuk ilkesi, siyasi makamların incelemeden muaf tutulamayacağı anlamına da gelir.İktidarın güven vermesinin yolu, kendi kadrolarını her koşulda savunmak değildir. Gerektiğinde bağımsız incelemenin önünü açmak, hataları kabul etmek ve sorumluluğu bulunan kişiler hakkında gereken adımları atmaktır.Devlet yönetimi, siyasi sadakatin değil, kamu sorumluluğunun esas alındığı bir düzen olmak zorundadır!
SON SÖZ: MİLLETİN PARASINI KİM KORUYACAK, DEVLETİ KİM DENETLEYECEK?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “devlet krizi” uyarısı, iktidarın kolayca geçiştiremeyeceği soruları gündeme getiriyor. Bu soruların cevabı, siyasi açıklamalardan çok daha fazlasını gerektiriyor: bağımsız denetim, şeffaf belgeler, açık bir sorumluluk zinciri ve hukukun eksiksiz işletilmesi.İktidar, fon krizinin bütün yönleriyle araştırılmasını sağlamalı; kamu kurumlarının hangi kararları ne zaman aldığını açıklamalı; varsa ihmal ve usulsüzlüklerin sorumlularının hukuk önünde hesap vermesini güvence altına almalıdır.Çünkü mesele yalnızca fonların tasfiyesi değildir. Mesele, bu ülkede vatandaşın birikiminin ne kadar güvende olduğu ve devlet kurumlarının görevlerini ne kadar etkili yerine getirdiğidir.Bugün sorulan sorular cevapsız kalırsa yarın yalnızca finans piyasalarına değil, kamu yönetiminin tamamına duyulan güven de zarar görecektir.Bir devlet, vatandaşından vergisini eksiksiz isterken kendi kurumlarından hesap vermeyi de eksiksiz istemek zorundadır.Ve şimdi iktidara soruyoruz: Denetim mekanizmaları neden bu tabloyu önleyemedi? Sorumluluğu bulunanlar hakkında hangi işlemler yapıldı? Yatırımcının hakkı nasıl korunacak? Bu krizin maliyetini kim üstlenecek? Bu sorulara cevap vermek siyasi bir tercih değil, yönetme sorumluluğunun gereğidir. Çünkü milletin parasını koruyamayan bir yönetim, önce denetimin hesabını vermek zorundadır. Devletin itibarını korumanın yolu, soruları susturmak değil, gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Makamlar geçicidir, siyasi çoğunluk değişebilir; fakat milletin emaneti ve hesap sorma hakkı kalıcıdır.





