Merhaba sevgili okurlarım,
2026 yılının sonuna yaklaşırken milyonlarca emeklinin ve asgari ücretlinin gözü kulağı 2027 yılına ilişkin maaş artışlarına çevrilmiş durumda.
SSK ve Bağ-Kur emeklileri, altı aylık enflasyon farkına göre yapılacak Ocak 2027 zammını yakından takip ediyor. Üç aylık enflasyon verilerinin ortaya çıkmasının ardından gözler şimdi Ekim ayı enflasyon rakamlarına çevrildi.
Mevcut hesaplamalara göre SSK ve Bağ-Kur emeklileri için Ocak 2027 döneminde zam oranının yüzde 10,13 seviyesinde olacağı konuşuluyor. Ancak nihai oran, önümüzdeki aylara ait enflasyon verilerinin açıklanmasıyla kesinleşecek.
Peki, asıl sorulması gereken soru şu: Emeklinin maaşına yapılacak zam, hayat pahalılığının hızına yetişebilecek mi?
Çarşıya, pazara, markete çıkan; kira ödeyen, elektrik, doğal gaz ve su faturalarıyla boğuşan vatandaşın yaşadığı gerçeklerle açıklanan enflasyon oranları ne kadar örtüşüyor? Kâğıt üzerinde açıklanan zam oranları, mutfağa giren vatandaşın sofrasına ne kadar yansıyor?
Bugün mesele yalnızca maaşa kaç puan zam yapılacağı değil, o maaşla ayın sonunun getirilip getirilemeyeceğidir.
Rakamlar başka, vatandaşın hayatı başka!
Konut kiralarındaki artış, gıda fiyatlarının ulaştığı seviyeler, giyim masrafları ve temel ihtiyaçların maliyeti vatandaşın bütçesini her geçen gün biraz daha zorluyor.
Paylaşılan verilerde yıllık kira enflasyonunun yüzde 41,3, gıda fiyatlarındaki artışın ise yüzde 27 bandında olduğu belirtiliyor. Elektrik, doğal gaz ve su giderleri de hanelerin bütçesinde önemli bir yer tutuyor.
Şimdi soralım: Kirası yüzde 40'ı aşan oranlarda artan bir emekli, maaşına yüzde 10 civarında zam yapıldığında nasıl ayakta kalacak? Gıda harcamaları bu kadar yükselmişken, pazar filesini doldurmakta zorlanan bir vatandaş hangi giderinden vazgeçecek?
Elektrik faturasını mı ödemesin, doğal gazı mı kapatsın, daha az mı beslensin, yoksa kirasını mı geciktirsin?
Emeklilik, yıllarca çalışıp ülkesine hizmet etmiş insanların insanca yaşama hakkıdır. Emekliye verilen maaş, yalnızca hayatta kalmasını sağlayacak bir rakamdan ibaret olmamalıdır. İnsanlar emekli olduklarında torunlarına harçlık verebilmeli, ihtiyaçlarını karşılayabilmeli ve ay sonunu getirebilmenin kaygısıyla yaşamamalıdır.
Asgari ücretli de aynı çıkmazın içinde
Sorun yalnızca emeklilerle sınırlı değil. Asgari ücretle çalışan milyonlarca insan da benzer bir geçim mücadelesi veriyor.
Sabah erkenden işe giden, akşam yorgun argın evine dönen vatandaşın aldığı ücret daha eline geçmeden kira, fatura, ulaşım ve mutfak masraflarına bölünüyor.
Bir evde iki kişi çalışsa bile geçinmek giderek zorlaşıyorsa burada yalnızca bireysel bütçe sorunu değil, toplumsal bir geçim sorunu vardır.
Üstelik emekli maaşıyla geçinmeye çalışan vatandaşların önemli bir bölümü, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ailesinin desteğine ihtiyaç duyuyor. Yıllarca çalışmış insanların çocuklarından yardım beklemek zorunda kalması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sosyal meseledir.
2027 için geçici değil, kalıcı çözüm gerekiyor
Ocak 2027 döneminde yapılacak maaş düzenlemesinin yalnızca enflasyon farkıyla sınırlı kalması, gelirleri hayat pahalılığı karşısında yetersiz kalan milyonlarca vatandaşın sorunlarını çözmeye yetmeyebilir.
Bu nedenle emeklilere enflasyon farkına ilave olarak gerçekçi bir seyyanen zam, asgari ücretlilere ise geçim koşullarını dikkate alan adil bir ücret düzenlemesi yapılmalıdır.
Bununla birlikte kök maaş sorunu kalıcı biçimde çözülmeli, en düşük emekli aylığı insan onuruna yaraşır bir seviyeye yükseltilmeli ve yapılan artışların gerçek alım gücünü koruması sağlanmalıdır.
Çünkü zam yapmak başka, vatandaşın refahını artırmak başkadır.
Maaşın rakamsal olarak yükselmesi, satın alma gücü aynı ölçüde yükselmiyorsa tek başına bir anlam ifade etmez.
Ekonominin gerçek başarısı, yalnızca açıklanan göstergelerle değil, vatandaşın mutfağındaki tencerenin kaynayıp kaynamadığıyla ölçülmelidir.
Son söz: Geçim derdi, milyonların ortak meselesidir
2027 yılına girerken karşımızda çok açık bir gerçek var: Emekliler ve asgari ücretliler, hayat pahalılığı karşısında gelirlerinin erimemesini istiyor.
Bugün milyonlarca insanın beklentisi lüks bir yaşam değil; kirasını ödeyebilmek, sofrasına yeterli gıdayı koyabilmek, faturalarını zamanında karşılayabilmek ve geleceğe biraz olsun güvenle bakabilmektir.
Eğer Ocak 2027'de enflasyon farkına ek bir iyileştirme yapılmaz, kök maaş sorununa kalıcı çözüm getirilmez ve asgari ücretlinin alım gücünü koruyacak adımlar atılmazsa geçim sıkıntısının daha da derinleşmesi kaçınılmaz bir risk olarak karşımızda duracaktır.
Unutulmamalıdır ki emekli bu ülkenin geçmişine, çalışan ise bugününe emek vermiştir.
Her ikisinin de insanca yaşamak en doğal hakkıdır.
Devletin görevi yalnızca maaş zammını açıklamak değil, o maaşla vatandaşın nasıl yaşayabileceğini de düşünmektir.
Çünkü mesele yalnızca enflasyon hesabı değil, milyonların geçim meselesidir.
Ve unutmayalım sevgili okurlarım: Maaş kâğıt üzerinde artabilir; ama vatandaşın sofrası küçülüyorsa ortada kutlanacak bir zam değil, çözülmesi gereken bir geçim sorunu vardır.
Kalın selâmetle...
Bahadır Koçak





