Erdem Atay’ın İddiası ve İktidarın Bitmeyen Sistem Arayışı
Gazeteci Erdem Atay, son günlerde siyaset kulislerini hareketlendiren dikkat çekici bir iddiayı gündeme taşıdı. Atay, sağlam kaynaklara dayandırdığı analizinde; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardında, sadece belediyecilik veya altyapı meselelerinin olmadığını iddia ediyor.
Atay’a göre; CHP’nin 2017 mühürsüz pusula referandumuna ilişkin Anayasa Mahkemesi’ndeki itirazı raftan indirilerek, Türkiye’nin yeniden parlamenter veya yarı başkanlık sistemine geçişinin hukuki zemini hazırlanabilir. Bu senaryonun en çarpıcı noktası ise Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Mansur Yavaş’ın ise Başbakan olduğu yeni bir güç paylaşımı modeli...
Bu iddia ilk duyulduğunda ezber bozucu gelebilir. Ancak meseleye Erdoğan’ın siyasi karakteri, iktidarın geleceği ve devletin mevcut yapısı açısından bakıldığında ciddi soru işaretleri beliriyor.
Mesele Mansur Yavaş Değil, Erdoğan’ın Siyasi Pratiğidir
Bu senaryodaki temel zayıflık Mansur Yavaş’ın varlığı değil, Erdoğan’ın bugüne kadar ortaya koyduğu liderlik profilidir. Erdoğan, siyasi hayatı boyunca gücü paylaşmayı değil, gücü tek bir merkezde toplamayı ve konsolide etmeyi tercih etmiş bir liderdir.
Tam da bu yüzden sormak gerekiyor: Bugüne kadar iktidar gücünü hiçbir kurum veya aktörle paylaşmamış olan Erdoğan; neden yetkilerinden taviz vererek güçlü bir Başbakanlık makamı oluştursun ve bu makama kendi siyasi hareketinin dışından bir ismi getirsin?
Üstelik Erdoğan sonrasına ilişkin aile içinden bir devamlılık (halef-selef ilişkisi) ve kendi kadrolarının geleceği tartışılırken, yürütme erkinin başka bir siyasi iradeye devredilmesi mantıksal bir çelişki barındırıyor.
Diğer taraftan, mevcut sistemden beslenen devasa bir bürokratik ve siyasi yapı var. Gücü, ihaleleri, idari yetkileri elinde tutan bu "saray çevresinin", yetkilerin muhalif gelenekten gelen bir başbakana devredilmesine razı geleceğini düşünmek de gerçekçi değildir.
Peki Erdoğan Neden Parlamenter Sistemi Tartışmaya Açsın?
Eğer Erdoğan parlamenter sisteme veya anayasa değişikliğine dair bir kapı aralıyorsa, bunun sebebi asla yetkilerini devretmek veya iktidarı paylaşmak olamaz. Buradaki temel motive edici güçler şunlardır:
* Adaylık Ve Seçilme Engelini Aşmak: Mevcut anayasadaki "iki dönem" kuralı ve %50+1 zorunluluğu, iktidar için ciddi bir hukuki ve siyasi risk oluşturmaktadır. Sistem değişikliği tartışması, Erdoğan’ın yeniden aday olmasının önündeki engelleri sıfırlamanın ve iktidarda kalma süresini uzatmanın taktiksel bir aracı olabilir.
* Mansur Yavaş’ın Araçsallaştırılması: Bu denklemde Mansur Yavaş ana aktör değil, geçici bir vitrindir. Muhalefet bloğunu parçalamak, sağ/milliyetçi seçmeni konsolide etmek veya geçiş sürecine meşruiyet kazandırmak için ismi gündeme getirilmiş veya kullanılmış olabilir. Erdoğan, kağıt üzerinde sistem değişse dahi fiili otoritesini devretmeyecek bir kurguyu hedefleyecektir.
Kaos Yönetimi ve Olağanüstü Dönem Stratejisi
Burada asıl dikkat edilmesi gereken ve gözden kaçırılmaması gereken ihtimal ise şudur: Erdoğan için sistem değişikliği, meclis aritmetiği veya normal siyasi süreçlerle mümkün görünmediğinde "kriz yönetimi" devreye girebilir.
Yargının kilitlendiği, yürütmenin işleyemez hale geldiği, ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın derinleştiği bir kaotik ortam; iktidar tarafından topluma "Mevcut sistem artık yürümüyor, devlet tıkandı" mesajını vermek için kullanılabilir. Toplumun normal şartlarda kabul etmeyeceği köklü değişiklikler, bir "zorunluluk" ve "istikrar arayışı" olarak sunulabilir.
Böyle bir atmosfer, iktidara meşruiyetini tazeleyecek, kendi kurallarını koyacağı yeni bir Anayasa yapma ve bir çeşit "sivil müdahale" ile gücünü pekiştirerek yoluna devam etme imkanı tanır.
Özetle; Erdem Atay’ın ortaya attığı iddiadaki "Erdoğan yetkilerini Mansur Yavaş ile paylaşacak" kısmı, Erdoğan’ın siyasi doğasına ve iktidarın mekanizmalarına aykırıdır.
Ancak bu iddia bize başka bir gerçeği gösteriyor: İktidar, mevcut sistemin sürdürülebilirliğinin sınırlarına geldiğinin farkındadır. Eğer ortada bir parlamenter sistem veya anayasa hamlesi varsa; bu yetkilerden feragat etmek için değil, adaylık engellerini aşmak, muhalefeti bölmek ve gerektiğinde kaotik bir süreçten yeni bir Anayasal güç doğurmak için kurgulanmış bir stratejiden ibarettir.
Önümüzdeki dönemde bakılması gereken şey, kimin hangi makama geleceği değil; anayasa ve yargı üzerinden hangi hamlelerin yapılacağı ve siyasi krizlerinnasıl yönetileceğidir.





