İZVERİ

Köşe yazısı

GÖKDELENLER YÜKSELİYOR, HUZUR YERE DÜŞÜYOR

Orta Doğu’da para her şeyi satın alabilir mi? Orta Doğu yine kaynayan bir kazan…

Yayınlandı: 11 Ekim 2026 21:41

Paylaş

GÖKDELENLER YÜKSELİYOR, HUZUR YERE DÜŞÜYOR

Orta Doğu’da para her şeyi satın alabilir mi?

Orta Doğu yine kaynayan bir kazan…

Riyad’dan gelen haberler, insanın ister istemez şu soruyu sormasına neden oluyor: Dünyanın en büyük projelerini hayata geçirmeye çalışan, milyarlarca dolarlık yatırımlara imza atan bir ülke, vatandaşlarına güvenli bir gelecek sunamıyorsa bütün bu zenginlik ne işe yarıyor?

10 Ekim’de Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti, 300’den fazla kişi yaralandı. Ertesi gün havalimanının yeniden hedef alındığı bildirildi. Yemen’deki Husilerin üstlendiği saldırılar, bölgedeki çatışmanın artık ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini gösteriyor.

Bu, yalnızca Suudi Arabistan’ın değil, bütün Orta Doğu’nun meselesi.

Suudi Arabistan değişiyor ama hangi bedelle?

Suudi Arabistan son yıllarda büyük bir dönüşümün içinde. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın öncülüğünde ülke; turizmden teknolojiye, spordan eğlence sektörüne kadar birçok alanda kendisini yeniden tanımlamaya çalışıyor.

Bir zamanlar hayal bile edilemeyecek projeler konuşuluyor. Yeni şehirler, devasa turizm merkezleri, gökdelenler, uluslararası etkinlikler…

Ancak hayatın da siyasetin de kendine özgü bir gerçeği var: Her büyük proje başarıya ulaşmıyor.

NEOM bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Dünyanın geleceğine yön vereceği iddiasıyla tanıtılan bu devasa kalkınma projesinde bazı yatırımların ertelendiği, bazı sözleşmelerin sona erdirildiği ve harcama önceliklerinin yeniden değerlendirildiği haberleri yayımlandı. Suudi yönetimi ise bütün projenin iptal edildiği iddiasını reddederek kaynakların yeniden düzenlendiğini açıkladı.

Bütün bunlar bize bir şeyi hatırlatıyor: Para büyük hayaller kurdurabilir ama her hayali gerçeğe dönüştürmeye yetmez.

Yemen ve Husiler meselesi

Yemen’i seven biriyim. Tarihiyle, kültürüyle ve insanlarıyla benim için özel bir yeri var.

Husilerin de yıllardır sürdürdükleri mücadele ve gösterdikleri direnç, bölgedeki güç dengelerini anlamak açısından dikkate değer. Ancak bir hareketin direncini takdir etmek, onun her eylemini onaylamak anlamına gelmez.

Sivillerin hayatını kaybettiği, havalimanlarının hedef alındığı, insanların seyahat etmekten korktuğu bir ortamda mesele artık yalnızca kimin daha güçlü olduğu değildir.

Husiler İran tarafından destekleniyor; Suudi Arabistan ise Yemen’deki uluslararası alanda tanınan hükümetin yanında yer alıyor. Bu karşı karşıya geliş, yıllardır süren Yemen çatışmasını daha geniş bir bölgesel hesaplaşmanın parçası hâline getiriyor.

Benim için burada önemli olan, hangi tarafın propagandasının daha etkili olduğu değil, insanların nasıl bir geleceğe mahkûm edildiğidir.

Bir halkın mücadelesini anlamak başka, sivillerin ölümünü normalleştirmek başkadır.

Orayı uzaktan izlemiyorum

Suudi Arabistan’la kişisel ve ticari bağlarım var. Orada yaşayan dostlarım, birlikte iş yaptığım insanlar ve önemli isimlerle yıllar içinde geliştirdiğim ilişkilerim bulunuyor.

Ülkenin büyük inşaat firmalarından birinin sahibi de aile dostum. Türkiye’de ve Suudi Arabistan’da yürüttüğümüz iş birlikleri nedeniyle bölgedeki gelişmeleri yalnızca gazetelerden okumuyorum; oradaki insanların kaygılarını da yakından hissediyorum.

Bugün herkesin aklında benzer sorular var: Yatırımlar ne olacak? İşler devam edecek mi? Ulaşım güvenli olacak mı? Yarın ne yaşanacak?

Çünkü ticaretin devam etmesi için yalnızca sermaye yetmez. Güven gerekir. Öngörülebilirlik gerekir. İnsanların kendilerini güvende hissetmesi gerekir.

Sermaye bazen risk alır ama insan hayatını bir bilanço kalemine indirgeyemezsiniz.

Para var, peki mutluluk nerede?

Asıl mesele tam da burada başlıyor.

Bir ülke dünyanın en pahalı şehirlerini kurabilir. En lüks otelleri açabilir. Milyarlarca doları spor organizasyonlarına, turizme ve teknolojiye yatırabilir.

Ama insanları sabah evlerinden çıkarken akşam sağ salim dönüp dönemeyeceklerini düşünüyorsa, bütün bu ihtişamın bir anlamı eksik kalır.

Mutluluk yalnızca refah değildir. Güvenliktir, huzurdur, sevdiklerinle bir arada olabilmektir. Gelecekten korkmamaktır.

Bunların hiçbirini yalnızca parayla satın alamazsınız.

Suudi Arabistan’ın modernleşme çabasını küçümsemiyorum. Aksine, bir ülkenin kendisini dönüştürme arzusunu anlamak gerekir. Ancak ekonomik başarıyla toplumsal huzurun aynı şey olmadığını da unutmamak gerekiyor.

Büyük projelerin başarısı yalnızca kaç milyar dolar harcandığıyla değil, insanların hayatına ne kattığıyla ölçülmeli.

Peki, biz neredeyiz?

Elbette Türkiye’nin de ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunları var. Bunları konuşuyor, eleştiriyor ve çözüm arıyoruz. Kendi ülkemizdeki yanlışları görmezden gelmek için başka ülkelerin sorunlarına bakmıyorum.

Fakat dünyanın başka bölgelerinde yaşananları gördükçe barışın ve güvenliğin değerini yeniden düşünmemek de mümkün değil.

İnsan bazen sahip olduklarının kıymetini, onları kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca anlıyor.

Orta Doğu, bir kez daha bize güç ile huzurun, zenginlik ile mutluluğun aynı şey olmadığını hatırlatıyor.

Bugün Riyad’da yaşananlar, yarın başka bir şehirde yaşanabilir. Savaşın sınırları haritalarda çiziliyor olabilir ama acısı sınır tanımıyor.

Sonuçta mesele ne kadar paranız olduğu değil, o parayla nasıl bir hayat kurabildiğinizdir.

Çünkü gökdelenler yükselebilir, servetler büyüyebilir, ülkeler değişebilir.

Ama huzur yoksa insanın içinde hep bir şeyler eksik kalır.

Ve bazen insanın sahip olabileceği en büyük zenginlik, başını yastığa koyduğunda yarını düşünerek korkmamasıdır.

Orta Doğu’da barışın ve huzurun hâkim olduğu günleri görebilmek dileğiyle…

Yaşayıp göreceğiz.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk