İZVERİ

Köşe yazısı

İSTANBUL SELE TESLİM

Günlerdir İstanbul’a yağışlı havanın geleceği konusunda uyarıda bulundu Meteoroloji. Ne yazık ki bu konuda nasıl önlem alınacağını bilmeyen ya da ....

Yayınlandı: 15 Ekim 2026 19:08

Paylaş

İSTANBUL SELE TESLİM

Günlerdir İstanbul’a yağışlı havanın geleceği konusunda uyarıda bulundu Meteoroloji. Ne yazık ki bu konuda nasıl önlem alınacağını bilmeyen ya da bilip de uyarıları kulak ardı eden merkezi ve yerel yöneticiler olağan işlerini sürdürdüler. Çünkü ülkemizde felaket gelmeden önce önlem alma alışkanlığı nedense yok! Bu olmayınca da felaket insanları tutsak aldığında onları kurtarmaya çalışır yetkili yetkisizler.

Yazıma bir anımla başlamak isterim. 1999-2004 döneminde Bakırköy Belediye Meclisi üyesiydim. Tam olarak tarihi anımsamıyorum. İstanbul’a şiddetli bir yağmur yağdı. Yağmurun ertesi günü Şenlikköy Mahallesi’nden bir dostum aradı. Yanında mahalleden başkaları da vardı. Mahallenin önemli yollarından Florya Caddesi’nin batısında kalan sokaklardaki evleri atık suların bastığını söyledi. Evi sular altında kalan birkaç yurttaşımızla da konuştum. Az sonra söylenen yere gittim. Giriş katlardaki evlerin çoğunu lağım basmıştı. Birinci katta yer alan konutların bazılarını da lağım suları kaplamıştı. Gördüklerim beni oldukça şaşırtmıştı. Lağıma bulanmış eşyaların kokusu dayanılacak gibi değildi. Sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin oradakilerle görüş alışverişinde bulunduk. İlgileneceğime söz vererek oradan ayrıldım.

Sorunu çözecek olan İSKİ idi. Burada çalışan mühendis dostlarım vardı. Onları aradım. Gidip bazılarıyla da yüz yüze konuştum. İşittiklerim beni şaşırttı. Söz konusu cadde kuzeyden güneye uzanmakta. Cadde boyunca da kanalizasyon hattı döşenmiş. Bu hat döşendiğinde yukarıdaki Sefaköy, küçük bir mahalleymiş. Zamanla büyümüş, on binlerce insanın yaşadığı bir yer olmuş. Üstelik Sefaköy’ün kuzeyinde de yoğun nüfuslu mahalleler kurulmuş. Sefaköy ve diğer yerlerin atık sularını boşaltan kanalizasyon yeni döşenmiş. Buraya döşenen künklerin çapı, Şenlikköy’dekilere göre daha büyük. Böylece yukarıdan aşağıya doğru bir huni oluşturulmuş. Yağmur birden bastırınca yukarıdan geniş künklerden gelen su ve lağım, Şenlikköy’deki dar borularda sıkıştığından geçemedi. Yüksek basınç nedeniyle atık sular evlerin kanalizasyon sisteminden fışkırdı. Bu gerçeği işitince yaşananlara güler misin, ağlar mısın? Gerekli girişimleri yapıp Şenlikköy’deki sistemin değiştirilmesini sağladık.

Yukarıda anlattığım anı, İstanbul’da yıllardır yapılan altyapıların nasıl bilinçsiz, plansız, üstünkörü yapıldığının küçük bir örneği. Üzülerek söyleyeyim ki dünyanın incisi sayılan, içinden deniz geçen tarihsel kent İstanbul, bilimsel kurallara dayalı usçu bir yöntemle planlanmamış. Kentin her yanını para olarak gören birkaç açgözlü fırsatçının isteğine uygun gelişip büyüdü İstanbul. Dere yatakları kurutulup yol yapıldı üstlerine. Yolun sağı solu da yapılaştı. Kurutulmayan dereler, ıslah çalışmasıyla sıkıştırıldı dar bir alana. Seller hesaba katılmadı çoğunun ıslahında. Öyle ki derelerin sağından solundan yollar geçirildi. Yol kıyıları yapılaştırıldı. Bu yapıların giriş katları yolların, hatta derenin kodundan daha düşük. Bu durum felaketi oluşturan en büyük neden. Her derenin sağında solunda sel yatakları olmalı. Yani derelerin en az iki yüz metre sağında solunda yapılaşma olmamalı. Bir bakın bakalım, bu kurala uyan bir dere var mı koca kentte?

Yağış sırasında sulara akacak yer bırakmadı kent ve yapılaşmayı kalkınma sanan ülke yöneticileri. Cadde ve sokakların oluşumu da doğaya aykırı bir biçimde oluşturuldu. Nasıl mı? Öncelikle bu yolların çoğunun iki yanında bitişik biçimde yapılaşma var. Bu da sulara, sellere akış için yeni yataklar oluşturuyor. Yol kıyılarında neredeyse hiç toprak, ağaç ve diğer bitkiler yok! Oysa suyu emecek, onun hızını azaltacak olan toprak, ağaç ve diğer bitkiler…

İstanbul, elli yıl önce ülkemizde yüzölçümüne göre en çok orman alanı olan kentimizdi. Ormanlar yok edilerek devasa yapılar dikildi yerlerine. Suyu tutacak ne orman ne de toprak var.

Her yapının küçük de olsa bir bahçesi bulunmakta. Ne yazık ki bu bahçeler de değişik nedenlerle betonlaştırıldı. Bahçelerdeki bitkiler yok edildi. Birçok yapının alt katları dükkân… Dükkânlar genellikle küçük olduğu için yapıların bahçeleri betonlaştırılıp dükkânlara katılıyor. Bu da toprakla yağmurun buluşmasını engelliyor. Öncelikle bahçelerin ivedi bir kararla bu betonlardan, işgalden kurtulması gerek. Yapıların imar planlarına uygun duruma getirilmesi hem hükümetin hem de belediyelerin görevi. İmara aykırı iş yapmak neredeyse alışkanlığa dönüştü.

İstanbul’un asıl felaketi, kentin sürekli göç alması. Bu konuda başta hükümet olmak üzere gerekli önlemleri almalı. Bu tarihsel kentin yükünü azaltmak için Anadolu’da yeni sanayi kentleri planlanıp oluşturulmalı. İstanbul’a göçü durdurmak için yeni yatırımlardan kaçınmalı. Örneğin, 3. Boğaz Köprüsü kentin kuzeye doğru genişlemesine neden oldu. Bu da kuzey ormanlarını yok ediyor giderek. İstanbul’un tersine göç vermeli ivedilikle. Yoksa bu kenti, kendi elimizle yok edeceğiz. Kanal İstanbul gibi kentin hem doğasını bozacak hem de yeni yerleşim yerlerine olanak verecek yatırımlardan kaçınılmalı. İstanbul’a bu yolla yeni kentler eklenecek, bu durum kenti yok edecek bir çalışma. Ayrıca Anadolu giderek boşalacak.

Ülkemizde yatırım deyince konut geliyor insanların usuna. Bu nedenle yurdumuzun her yanı yapılaşmakta. Tarım alanları betonlaşıyor. Türkiye’nin her yanına bakıldığında milyonu geçen konut boş. Sürekli ev edinme alışkanlığını değiştirmeli. İnsanlar, yılda birkaç gün oturacağı evleri yaparak doğayı katletmemeli. Bu konuda sert önlemler alınıp uygulanmalı. İnsanların elindeki parayı değerlendireceği yeni yatırım alanları özendirilmeli.

İstanbul’da yağmur, 13 Ekim 2026 günü çok şiddetli başladı. 14 Ekim’de ise felakete dönüştü. İnsanlar evlerine gidemedi. Taşıtlar selle sürüklendi. Caddeler, sokaklar göle, akarsuya dönüştü ve yaşam durdu. Okullar eğitime iki gün ara verdi. Yıllardır günü kurtarmaya çalışan yöneticilerdir bu felaketin sorumlusu. Uzun erimli düşünemeyen, geleceği göremeyen, bilimi kılavuz edinmeyen yöneticiler yüzündendir başımıza bu gelenler.

Yazının kaleme alındığı anda üç yurttaşımız yaşamını yitirdi. Dört kişi de yitik… Çok sayıda evi ve işyerini su bastı. Şimdi çıkacak ülkemizi ve kentimizi yönetenler, çok üzüldüğünü gösteren bir yüz ve sesle ölenlere rahmet dileyecek, halkımıza geçmiş olsun diyecekler süslü sözlerle. Üzülmüş gibi görünecekler. Ancak daha önce olduğu gibi bu felaketten de ders çıkarmayacaklar. Yine bilimden uzak durup doğayı hiçe sayacaklar. Vicdanın değil, cüzdanın sesini dinleyecekler. Son seksen dört yılın en büyük yağmuru diyerek bunun ardına saklayacaklar beceriksizliklerini ve sorumsuzluklarını. Suçu da yağmura, iklim değişikliğine bulacaklar daha önce yaptıkları gibi.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk