İZVERİ

Köşe yazısı

KILIÇDAROĞLU MECBUR MU?

Mutlak butlan kararı sonrasında yalnızca Sayın Genel Başkan değil, bir önceki yönetim ekibi de göreve döndü. Hem de elini suya sabuna dokundurmadan! “Armut piş, ağzıma düş” bu…

Yayınlandı: 18 Eylül 2026 00:58

Güncellendi: 5 Ekim 2026 11:58

Paylaş

Mutlak butlan kararı sonrasında yalnızca Sayın Genel Başkan değil, bir önceki yönetim ekibi de göreve döndü.

Hem de elini suya sabuna dokundurmadan!

“Armut piş, ağzıma düş” bu olsa gerek!

Nitekim Sayın Kılıçdaroğlu da eski yönetimin bir bütün olarak geri geldiğini kendisi ifade ediyor.

Fakat bu ekibin içerisinde Kılıçdaroğlu'nu içine sindiremeyenler olduğu gibi, Kılıçdaroğlu'nun da birlikte çalışmaktan hoşnut olmadığı isimlerin bulunduğu artık sır değil.

Malumun ilanı!

Peki böyle bir tabloda Parti Meclisi dahil teşkilatın verimli, uyumlu ve hedefe kilitlenmiş bir çalışma yürütmesi mümkün mü?

Teorik olarak mümkün. Pratikte ise ciddi bir uyum sorunu olduğu yönündeki tartışmalar ortada.

Peki Kılıçdaroğlu bunlarla çalışmaya mecbur mu?

İşte asıl soru bu!

“Kit kanaat imkânlarla mecburen bu kadroyla çalışıyor” anlatısı gerçekten doğru mu?

Bana göre bu mesele, yalnızca maddi imkân meselesi olarak açıklanamaz.

Bir genel başkanın danışmanlarını belirlemesi, çalışma ekibini oluşturması ve kendisiyle uyumlu isimlerle çalışması ayrı bir konudur.

İl ve ilçe teşkilatlarında ise yetki, tüzük ve parti organlarının işleyişi ayrıca değerlendirilmelidir.

Fakat şu sorular da sorulmalıdır:

Kim, nasıl görevlendiriliyor?

Kim, hangi liyakat ve ölçüyle yükseliyor?

Genel Başkanı savunanlar neden Genel Başkan'a ulaşamazken, kendisine ağır eleştiriler yöneltenler parti içinde görev ve kadro bulabiliyor?

Eğer böyle bir tablo gerçekten varsa, bunun adı sağlıklı örgüt yönetimi değildir.

Bunun adı, benim tabirimle:

“HANÇERE DOYAMAYANLAR FİLMİ”DİR!

Ve bu filmin jönü de nihayetinde Genel Başkan olmaktadır.

Gözü yumuk yaşlı kral, saray siyasetinin eğlencesi olur; aşçı bile eline kepçe verip pilav karıştırtır!

Bu şekilde parti yürümez.

Ve bu şekilde liderlik de sorgulanır.

Ayakları yere basması gerekenler, en başta Genel Başkan olmak üzere, Parti Meclisi üyeleridir.

Kimse Genel Başkan için dahi olsa avukatlık yapmakla mükellef değildir.

Bizim görevimiz şakşakçılık değil;

yanlışa yanlış diyebilmektir.

Diyemeyenler ödün verir.

Ödün verdikçe daha fazlasını vermek zorunda kalırlar.

ARINMA TEZİ BU TABLODA SORGULANIR HALE GELMİŞTİR.

Partide sorunlu olduğu düşünülen kişilerle ilgili hiçbir siyasi ve örgütsel muhasebe yapılmadan “arınma”dan söz etmek kolay değildir.

Nitekim Kılıçdaroğlu, Haziran ayında kendisinin “partiyi arındırma” sorumluluğundan söz etmişti. ([CHP Ankara][1])

O halde mesele şudur:

Arınma söylemde mi kalacak, yoksa kadro ve örgüt yönetimine de yansıyacak mı?

Sosyal medyada kendiliğinden destek verenlere gelince...

Onları da “bir yerden beslenen troller” diye yaftalamak doğru olmaz.

Bunların önemli bir kısmı gerçekten gönüllü olarak destek veriyor olabilir.

Fakat siyasette iyi niyet, yanlış gördüğünü alkışlamayı gerektirmez.

Aksine gerçek destekçinin görevi, gerektiğinde:

“Genel Başkanım, burada yanlış yapıyorsunuz.”

diyebilmektir.

Aksi halde destekçilik, zamanla şakşakçılığa dönüşür.

Ve şakşakçılık, lideri gerçeğin kendisinden uzaklaştırır.

Durum bunu gösteriyor.

CHP'nin ruhu büyük.

Atatürk'ün mirası büyük.

Fakat mirasın büyüklüğü, mirasçının ufkunu kendiliğinden büyütmüyor.

Azıcık hamurdan büyük ekmek olmaz!

Numan CENGİZ

Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk