İZVERİ

Köşe yazısı

KIŞ KAPIDAN BAKTIRIR

Yakacak bir şey olmazsa, kazma da yanar kürek de…

Yayınlandı: 17 Eylül 2026 13:40

Güncellendi: 9 Ekim 2026 02:13

Paylaş

KIŞ KAPIDAN BAKTIRIR…

Yakacak bir şey olmazsa, kazma da yanar kürek de…

Yaz bitti. Eli kulağında kara kış kendini göstermeye başladı.

Emekli, asgari ücretli tam nefesini toparlayacak derken okul açıldı.

Kirayı denkleştirelim derken kış kapıya dayandı.

Doğalgaz varsa fatura derdi, yoksa odun-kömür derdi…

Çocuklara kışlık ayakkabı, mont…

Her biri ayrı bir yük.

Zaten engebeli olan geçim yolunda, dişini sıka sıka yürümeye çalışan milyonlarca insan var.

Ama ne kadar mücadele ederlerse etsinler, her ay faturaların karşısında bir adım daha geri çekiliyorlar.

Hükümetin verdiği altı aylık enflasyon farkı daha emeklinin cebine girmeden eriyor.

Emekli ise televizyon ekranlarında, başka ülkelerdeki emsallerinin yaşam standartlarını izleyip imrenmekle yetiniyor.

Dün torunlarına harçlık verenler, bugün bayramda torunlarına birkaç lira verebilmek için kendi çocuklarının eline bakıyor.

Bankalara kredi ve kredi kartı borcu olanların başında yine onlar var.

Hükümetin açıkladığı kısa, orta ve uzun vadeli ekonomik planlarda ise emekli hep listenin son sıralarında.

Yıl sonu enflasyonu konuşuluyor.

Ocak ayında yapılacak zamlar şimdiden hesaplanıyor.

Emekliye yine matematik yaptırılıyor:

“Ayağını yorganına göre uzat.”

Ama bir sorun var:

Ya yorgan kısa, ya bacaklar uzun…

Bir türlü denk gelmiyor!

Yanlış ekonomik politikaların altında ezilen emekli, dün emekli olduğunda ikramiyesiyle ev, araba alabiliyorken bugün ay sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor.

Tatili zaten çoktan unuttu.

Pazara akşam saatlerinde gidiyor;

“Belki daha ucuza bir şey bulurum” diye…

“Bu ay da ayakkabım idare eder.”

“Montu seneye alırım.”

“Dışarıda bir yemek yemeyelim.”

“Bir çay içip kahvede oturmak bile masraf.”

Hayat küçüldükçe küçülüyor.

Ve emeklinin dünyası, geçim derdinin içine sıkışıp kalıyor.

Geçim sıkıntısını iliklerine kadar yaşayanlar onlar.

Tabii…

Bu söylediklerimiz herkes için geçerli değil.

Süper emeklilerimiz de var!

Onlar bu sıkıntıları yaşamadan, hayatın nimetlerinden doyasıya yararlanıyorlar.

Rahat yaşıyorlar.

Huzur içinde yaşlanıyorlar.

Hatta ölüm bile eşit değil artık!

Emrihak vuku bulup bu dünyadan göçsen, orada bile geçim derdi yakana yapışıyor.

Cenaze masrafı…

Ayran, pide hesabı…

Gariban, fakir bir emekliysen Fatiha çabucak okunuyor.

Zenginsen Yasin sonuna kadar…

İşte geldiğimiz yer burası!

Ve milyonlarca emekli artık kendine soruyor:

“Yaşasak mı, ölsek mi?”

Oysa onların istediği ne saraydır, ne lüks…

Ne bir başkasının malında gözü vardır,

ne de servet peşindedir.

Onların istediği çok basit:

İNSANCA YAŞAMAK!

Her bayram torununa bir harçlık verebilmek…

Çocuğuna yük olmamak…

Ay sonunu borçsuz kapatabilmek…

Bir çift ayakkabıyı fiyatına bakmadan alabilmek…

Dostlarıyla oturup bir bardak çayı hesabını düşünmeden içebilmek…

Yıllarca bu devlete hizmet etmiş insanların, bugün üç kuruş emekli aylığıyla hayatta kalmaya mahkûm edilmemesi…

Ve öldüklerinde çocuklarına miras bırakamıyorlarsa bile, hiç değilse cenaze masraflarını karşılayacak birkaç kuruş bırakabilmek…

Çok mu?

Hayır!

Bu bir lütuf değil.

Bu bir sadaka değil.

Bu, yıllarca alın teri dökmüş insanların en doğal hakkıdır.

Çünkü emekli sadaka istemiyor.

Hakkını istiyor.

Ve unutulmasın:

İNSANCA YAŞAMAK ONLARIN DA HAKKI!

Bugün emekliye reva görülen hayat, yarın hepimizin yaşayabileceği hayattır.

Çünkü emeklilik bir son değil;

bir ömrün karşılığıdır.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk