İZVERİ

Köşe yazısı

Kişi başına 18 Bin dolar mı ?

Kişi Başına 18 Bin Dolar Deniyor, Peki Vatandaş Neden Hâlâ Geçinemiyor?

Yayınlandı: 6 Eylül 2026 16:50

Güncellendi: 8 Ekim 2026 07:18

Paylaş

Ekonomide bazı rakamlar vardır; doğru olabilir ama gerçeğin tamamını anlatmaz. “Kişi başına milli gelir 18 bin doları geçti” açıklaması da tam olarak böyle bir rakamdır.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin geldiği noktayı anlatırken kişi başına düşen milli gelirin 18 bin doları aştığını açıkladı.

Elbette ekonomik göstergelerin yükselmesi kötü bir şey değildir.

Fakat burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Bu 18 bin dolar vatandaşın hayatına nasıl yansıyor?

Çünkü milli gelirin nüfusa bölünmesiyle ortaya çıkan rakam ile vatandaşın eline geçen gelir aynı şey değildir.

Matematik açısından sorun yoktur.

Sorun, matematiksel ortalamanın toplumsal refah gibi sunulmasındadır.

Türkiye'de nüfusun önemli bir bölümü bırakın yıllık 18 bin doları, 8 bin dolarlık geliri dahi hanesine sokamıyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 80'lik bölümünün 10 bin dolar seviyesini bile göremediği bir ülkede, kişi başına 18 bin dolar hesabını vatandaşın refah göstergesi olarak sunmak ne kadar gerçekçidir?

Çünkü ortalamayı yukarı taşıyanlarla aşağıda kalanlar arasında uçurum büyümüş durumda.

Toplumun küçük bir bölümü olağanüstü servetlere ulaşırken, geniş kitleler temel ihtiyaçlarını karşılamak için gelirlerinin tamamını harcıyor.

Üstelik bunun yanında siyasi ve ekonomik sistemden beslenen, ayrıcalıklı bir zengin sınıfın oluştuğu yönündeki toplumsal algı da giderek güçleniyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca “ülkenin toplam geliri ne kadar?” sorusu değildir.

Asıl soru:

O gelir kimlerinhayatını değiştiriyor?


Dolarla hesaplayınca zenginleşmiş mi oluyoruz?

Gelelim ikinci meseleye...

Dünyada ekonomik karşılaştırmalar yapılırken dolar önemli bir ölçüdür. Ancak doların miktarını söylemek, tek başına insanların ne kadar zengin olduğunu göstermez.

Çünkü satın alma gücü diye bir gerçek var.

Elinizde 18 bin dolar olabilir.

Fakat o 18 bin dolarla başka bir ülkede satın alabildiğiniz ürünlerin önemli bir bölümünü Türkiye'de aynı parayla alamıyorsanız, nominal gelir rakamının vatandaş açısından anlamı azalır.

Üstelik doların da yıllar içerisinde ciddi bir satın alma gücü kaybı yaşadığını düşünürsek, yalnızca dolar bazlı rakamlarla refah hesabı yapmak daha da tartışmalı hale geliyor.

Türkiye'deki vatandaşın derdi zaten elindeki paranın üzerinde kaç dolar yazdığı değil.

O parayla kaç kilo et alabildiği.

Kaç litre süt alabildiği.

Kaç yumurta alabildiği.

Kaç kilo sebze ve meyve alabildiği.

Ne kadar kira ödeyebildiği.

Bir otomobile kaç yılda ulaşabildiği.

Bir ev satın almasının artık hayal olup olmadığı...

İşte gerçek hayatın ekonomik göstergeleri bunlardır.

OECD ülkelerinde 10 dolara alınabilen bir et ürününün Türkiye'de 25 dolara mal olması örneğini düşünün.

Vatandaşın gelirini dolara çevirip “18 bin dolar” demek kolaydır.

Asıl zor olan, o 18 bin doların hangi hayat standardına karşılık geldiğini açıklamaktır.


Vatandaş istatistiğe değil, faturaya bakıyor

Ekonomi yönetimleri doğal olarak başarılarını rakamlarla anlatır.

Fakat vatandaşın elinde farklı bir hesap makinesi vardır.

Elektrik faturası gelir.

Kira gelir.

Market alışverişi yapılır.

Çocuğun masrafı çıkar.

Aracın yakıtı alınır.

Et, süt, yumurta, sebze ve meyvenin fiyatına bakılır.

Ayın sonunda maaştan geriye ne kaldığına bakılır.

Vatandaşın hesabı budur.

Bu nedenle kişi başına milli gelir yükselirken vatandaşın kendisini daha yoksul hissetmesi bir çelişki değildir.

Çünkü ülkenin büyümesi ile vatandaşın refahının aynı hızda artması zorunlu değildir.

Gelir dağılımı bozuluyorsa, ekonomik büyümenin meyveleri toplumun tamamına aynı şekilde ulaşmıyorsa, ortalama gelirdeki artış geniş kitlelerin hayatında hissedilmeyebilir.

İşte benim itirazım tam olarak buna.

Sayın Cevdet Yılmaz'ın açıkladığı 18 bin dolarlık rakamı elbette bir ekonomik veri olarak değerlendirebiliriz.

Fakat bunu “Türk vatandaşının yıllık geliri 18 bin dolar oldu” şeklinde algılatmak başka bir şeydir.

Çünkü vatandaşın cebindeki para ile istatistikteki kişi başına milli gelir arasında ciddi bir fark vardır.

Ve o farkı kapatmadan Türkiye'nin gerçekten zenginleştiğini söylemek bana göre mümkün değildir.

Bugün Türkiye'de milyonlarca insan hâlâ ayın sonunu getirmeye çalışıyorsa, milyonlarca insan temel gıda ürünlerini bile hesabını yaparak alıyorsa, gençler ev ve otomobil sahibi olmayı yıllarca ertelemek zorunda kalıyorsa, bize düşen sadece “18 bin dolar” rakamına bakıp alkışlamak değildir.

Rakamın arkasındaki hayatı sorgulamaktır.

Ben sorguluyorum.

18 bin dolar deniliyor.

Ben de soruyorum:

Kimin 18 bin doları?

Çünkü Türkiye'nin zenginleştiğini söylemek başka...

Türk vatandaşının zenginleştiğini göstermek bambaşka bir şeydir.

Son sözü de zaten rakamlar değil, vatandaş söyleyecek.

Sandık geldiğinde göreceğiz:

Vatandaş anlatılan ekonomik tabloya mı inanacak,

yoksa kendi mutfağında, marketinde ve cebinde yaşadığı gerçeğe mi?

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk