Mansur Yavaş'ın Neyini Eleştiriyorsunuz?
Sevgili dostlar,
Mansur Yavaş'ın neyini eleştiriyorsunuz ki?
Gerçekten soruyorum.
Dün CHP'den istifa etti.
Peki ne yapmasını bekliyordunuz?
Rejimin baskısı ortada, yargının durumu ortada, CHP'nin içerisinde yaşanan tartışmalar ortada. Siyasi atmosfer ortada. Böyle bir ortamda Mansur Başkan'ın kendi siyasi iradesini ortaya koyarak bağımsız bir tutum sergilemesinin neresi yanlış?
Mansur Başkan'ın bu bağımsız tutumu, bana göre en anlaşılır ve en doğal siyasi tercihlerden biridir.
Ne yapsaydı?
Başka bir siyasi yapıya mı geçseydi?
Çerçeve yasa tartışmaları üzerinden Özgür Özel'in öncülüğündeki yeni siyasi yapıya mı geçseydi?
Bir partiden ayrılan herkesin başka bir partiye geçmesi mi gerekiyor?
Siyaset illa ki bir parti tabelasının altında mı yapılmak zorunda?
Bazen insanın kendi iradesini ortaya koyması, bağımsız durması ve siyasi yolunu kendi belirlemesi de bir tercihtir.
Hem de önemli bir tercihtir.
Üstelik Mansur Başkan'ın önünde zaten son derece ağır bir siyasi süreç var.
Bir taraftan kendisine yönelik siyasi tartışmalar...
Bir taraftan adaylık tartışmaları...
Bir taraftan belediyeler üzerinden yürütülen tartışmalar...
Bir taraftan yargı süreçleri...
Bir taraftan kendi siyasi çevresinden gelen eleştiriler...
Bir taraftan da kendisini cumhurbaşkanı adayı olarak görmek isteyen insanların baskısı.
Şimdi bütün bunların içerisinde Mansur Başkan kendi siyasi yolunu belirlemeye çalışıyor.
Biz ise dönüp bir de:
"Neden böyle yaptın?"
diye eleştiriyoruz.
Ya bir düşünün!
---
Mansur Yavaş ne yapsaydı?
Gerçekten bunu kendimize sormamız gerekiyor.
Bir siyasetçiye yıllardır:
"Cumhurbaşkanı adayı ol."
diye baskı yapıyoruz.
Sonra adam kendi siyasi geleceğiyle ilgili bir karar verdiğinde:
"Hayır, öyle değil böyle yapmalıydın."
diyoruz.
Peki nasıl olacak bu iş?
Biz bu adamı nasıl aday yapacağız?
Bir insanın cumhurbaşkanı adayı olmasını istiyorsak, önce onun kendi siyasi iradesine saygı göstermemiz gerekmiyor mu?
Aday olmasını istediğimiz insanı daha aday olmadan kendi siyasi hesaplarımızın, kendi beklentilerimizin ve kendi kalıplarımızın içine sokmaya çalışırsak, o insan nasıl bağımsız hareket edecek?
Bugün Mansur Yavaş'ın aldığı karar hoşumuza gitmeyebilir.
Eleştirebiliriz.
"Ben olsam böyle yapmazdım" diyebiliriz.
Ama buradan kalkıp:
"Artık buna da güvenilmez."
demek başka bir şeydir.
Bir insanın aldığı her siyasi kararı beğenmek zorunda değiliz.
Fakat bir siyasetçinin kendi iradesiyle karar vermesini de düşmanlık sebebi haline getirmemeliyiz.
---
Türk milliyetçilerinin tavrını gerçekten anlamıyorum
Ben şu Türk milliyetçilerinin tavrını anlayamıyorum.
Bakın bunu özellikle söylüyorum.
Adama:
"Cumhurbaşkanı adayı ol."
diye baskı yapıyoruz.
Sonra adamın önüne engel koyuyoruz.
Sonra attığı her adımı sorguluyoruz.
Sonra yanında duran insanları sorguluyoruz.
Sonra kimle görüştüğünü sorguluyoruz.
Sonra hangi siyasi yapıyla nasıl bir ilişki kurduğunu sorguluyoruz.
Sonra da:
"Neden aday olmuyor?"
diye soruyoruz.
Ya bir düşünün!
Biz bu adamı nasıl aday yapacağız?
Bu kadar baskı, bu kadar siyasi tartışma, bu kadar kumpas iddiası, bu kadar itibar suikastı iddiası ve bu kadar siyasi operasyon tartışması içerisinde biz Mansur Başkan'ın yanında durmazsak, bu adam kime güvenecek de aday olacak?
Bir insanı sürekli yalnızlaştırarak, sürekli şüphe altında bırakarak, sürekli "sen de yanlış yaptın" diyerek nasıl kendimize güvenmesini bekleyebiliriz?
Ya bir kerede bizi şaşırtın!
İyi kötü, eksik fazla...
Bir kerede bir Türk milliyetçisinin yanında durun be arkadaş!
Her şeyi dört dörtlük yapmak zorunda değil.
Her kararını doğru bulmak zorunda değiliz.
Ama bir kere de siyasi olarak arkasında durmayı deneyelim.
Bir kere de:
"Biz senin yanındayız, yanlışın varsa söyleriz ama seni yalnız bırakmayız."
diyelim.
---
Yanındaki insanlara da bakın
Mansur Başkan'ın yanında bulunan bürokratların tutumuna da bakmak gerekiyor.
Yanındaki bürokratlar da gerekeni yapmış.
Sayın Alparslan Yılmaz da Mansur Başkan'ın safındaki duruşunu bozmamış, Mansur Başkan'ın yanında irade beyan etmiştir.
Bunlar da siyasi süreç içerisinde önemlidir.
Çünkü siyaset yalnızca bir kişinin fotoğrafından ibaret değildir.
Bir siyasi iradenin yanında kimlerin durduğu, insanların hangi noktada nasıl tavır aldığı da önemlidir.
Bugün bir insanın yanında duran herkesi sorgularsak, yarın hiçbir insanın yanında kimse kalmaz.
Herkes birbirinden korkar.
Herkes birbirinden şüphe eder.
Herkes:
"Acaba bunun yanında görünürsem ne olur?"
diye düşünmeye başlar.
Sonra da çıkıp:
"Neden güçlü kadrolarımız yok?"
diye sorarız.
---
İktidar olmak istiyorsanız kadro lazım
Yahu arkadaşlar...
Şunu da artık biraz düşünelim.
Şu an iktidar olacak adama kadro lazım.
Sadece aday olmak yetmez.
Sadece sandıktan çıkmak yetmez.
Sadece yüzde kaç oy alacağınızı hesaplamak yetmez.
Devleti yönetmek için kadro lazım.
Kadro!
Cumhurbaşkanı olduğunuz gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bütün kurumları önünüzde duracak.
Bakanlıklar...
Bürokrasi...
Güvenlik bürokrasisi...
Diplomasi...
Ekonomi...
Adalet...
İçişleri...
Dışişleri...
Eğitim...
Sağlık...
Kamu yönetimi...
Bütün bunları yönetecek insanlar lazım.
AK Parti ve MHP kökenli memur ve bürokratlar da dahil olmak üzere, devletin işleyişini bilen, kamu yönetimini bilen, kurumların nasıl çalıştığını bilen, liyakat sahibi insanlardan oluşan ciddi bir kadroya ihtiyaç var.
120 bin kişilik bir kadrosu olmayan Cumhurbaşkanı çalışabilir mi?
Mansur Başkan Cumhurbaşkanı olursa 120 bin bürokrat, asker, polis, hâkim, savcı...
Kadro lazım, kadro!
Bunu konuşmamız gerekiyor.
Bugün daha adaylık aşamasında birbirimizi tüketmek yerine, yarının Türkiye'sini nasıl yöneteceğimizi konuşmamız gerekiyor.
Kim hangi bakanlıkta görev yapacak?
Kim hangi kurumun başına gelecek?
Devletin bürokrasisi nasıl işleyecek?
Liyakat nasıl korunacak?
Devlet tecrübesi nasıl kullanılacak?
Bunları konuşmak zorundayız.
Çünkü iktidar olmak başka bir şeydir, devleti yönetmek başka bir şeydir.
---
Size verilen yapay gündemi tüketmeyin
Biraz ferasetli olun.
Size verilen yapay gündemi tüketmeyin.
Her gün önümüze bir tartışma atılıyor.
Bir gün biri bir şey söylüyor.
Ertesi gün herkes onu konuşuyor.
Sonra başka bir gündem geliyor.
Bir bakıyorsunuz asıl mesele kaybolmuş.
Siyasette bazen en önemli mesele, insanların neyi konuştuğundan çok neyi konuşmadığıdır.
Biz de sürekli birbirimizi konuşursak, birbirimizi eleştirirsek, birbirimizin açıklarını ararsak, asıl meseleleri kaçırırız.
Bugün Mansur Yavaş'ın CHP'den istifasını konuşuyoruz.
Peki neden istifa ettiğini, hangi siyasi şartların içerisinde bu kararı aldığını, bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini, bu kararın siyasi sonuçlarını konuşuyor muyuz?
Yoksa sadece:
"İstifa etti."
deyip birbirimize mi saldırıyoruz?
Mesele bu.
---
İtibar suikastı tartışmalarını da doğru okumak gerekiyor
Bir insanın siyasi itibarını zedelemek çok kolaydır.
Bir iddia ortaya atarsınız.
Bir görüntü servis edilir.
Bir cümle kesilir.
Bir siyasi ilişki üzerinden yorum yapılır.
Sonra o kişi hakkında günlerce konuşulur.
İnsanlar da bir süre sonra iddia ile gerçeği birbirinden ayırmakta zorlanır.
İşte ben buna dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Elbette eleştireceğiz.
Elbette yanlış gördüğümüz şeyleri söyleyeceğiz.
Ama bize sunulan her gündemi sorgulamadan tüketmek zorunda değiliz.
Biraz düşünelim.
Biraz araştıralım.
Biraz olayların tamamına bakalım.
Biraz da yarını düşünelim.
Çünkü bugün Mansur Yavaş'a yapılan tartışmaların yarın başka bir siyasetçiye yapılmayacağının hiçbir garantisi yok.
---
Muhalif belediyelere yönelik operasyon tartışmalarını da görmezden gelmeyelim
İktidar muhalif belediyelere operasyon çekiyor.
Belediye başkanları ve belediyeler üzerinden yürütülen soruşturma ve operasyonlar Türkiye'nin gündeminde.
Bunların hukuki boyutu elbette yargı tarafından değerlendirilmelidir.
Kim suçlu, kim suçsuz olduğuna hukuk karar vermelidir.
Ama siyasi boyutunu da konuşmak zorundayız.
Çünkü halka genel seçimlerde gözdağı verildiği yönünde siyasi değerlendirmeler yapılıyor.
Siyasi rekabetin bu kadar sert olduğu bir ortamda, Mansur Başkan'a yönelik siyasi ve hukuki baskı tartışmalarını da görmezden gelemeyiz.
Siz Mansur Başkan'a çekilen operasyonu görmüyorsunuz.
Yahu, adamın siyasi olarak zaten üzerinde ciddi bir baskı var.
Bir de biz kendi elimizle baskıyı artırıyoruz.
Sonra da:
"Neden aday olmuyor?"
diye soruyoruz.
---
Bir insanın yanında durmak, her yaptığını doğru bulmak değildir
Ben de Mansur Başkan'ın yanındayım.
Bunu açık açık söylüyorum.
Ama bu:
"Mansur Yavaş ne yaparsa doğrudur."
demek değildir.
Hatası varsa düzeltir.
Yanlış yaptığını düşündüğüm bir konu varsa söylerim.
Eksik gördüğüm tarafı varsa eleştiririm.
Benim için izlediği yol kendi tercihidir.
Ama bir insanın kendi siyasi yolunu çizmesine de saygı duyarım.
Çünkü siyasetçi dediğiniz insanın bir iradesi vardır.
O iradeyi tamamen yok sayıp:
"Biz seni destekliyoruz, o halde bizim istediğimiz gibi hareket edeceksin."
diyemeyiz.
Bu destek değil, başka bir şey olur.
---
Ona güvenme, buna güvenme...
Bizim siyasi anlayışımızda garip bir şey oluştu.
Ona güvenme.
Buna güvenme.
Onunla konuşma.
Bununla yan yana gelme.
O yanlış yaptı.
Bu yanlış yaptı.
O da şöyle dedi.
Bu da böyle yaptı.
Ona salla...
Buna salla...
Peki arkadaş, sonunda kim kalacak?
Lan kim durur bizim yanımızda?
Bir insanı sürekli sorgularsanız, sürekli yalnız bırakırsanız, sürekli "acaba"larla kuşatırsanız, günün sonunda o insanın yanında kim kalacak?
Siyaset biraz da insan biriktirme işidir.
Kadro biriktireceksiniz.
Güven biriktireceksiniz.
Devlet tecrübesi biriktireceksiniz.
İnsan yetiştireceksiniz.
Yarın lazım olacak insanları bugün harcamayacaksınız.
Çünkü yarın iktidara geldiğinizde:
"Bize kim yardım edecek?"
diye aramaya başlarsanız çok geç olabilir.
---
Bir kere de sahip çıkalım
Benim söylediğim çok basit.
Mansur Yavaş'ın her kararını doğru kabul edin demiyorum.
Her yaptığına alkış tutun demiyorum.
Eleştirmeyin de demiyorum.
Ama adamın siyasi olarak zorlandığı, ciddi baskı altında olduğu bir dönemde, sırf kendi iradesiyle bir karar aldı diye onu hemen hedef haline getirmeyin.
Bir kere de sahip çıkalım.
Sahip çıkalım, sahip!
Çünkü yarın bir cumhurbaşkanı adayına ihtiyacımız olduğunda, yanında kimlerin olduğunu hatırlamak zorunda kalmayalım.
Bugün kimin yanında durduğumuzu bilelim.
Bugün kimin iradesine saygı gösterdiğimizi bilelim.
Bugün kimin siyasi olarak yalnız bırakılmaması gerektiğini bilelim.
Ben Mansur Başkan'ın yanındayım.
Hatası varsa söylerim.
Yanlışı varsa eleştiririm.
Ama siyasi iradesini de yok saymam.
Çünkü yarın Türkiye'nin önüne çok daha büyük bir mesele gelecek.
Ve o gün bize sadece bir aday değil;
güvenebileceğimiz insanlar, yetişmiş kadrolar, devlet tecrübesi ve siyasi irade lazım olacak.
O yüzden biraz ferasetli olun.
Size verilen yapay gündemi tüketmeyin.
Birbirimizi tüketmeyelim.
Birbirimizin itibarını siyasi hesaplarla yok etmeyelim.
Her farklı düşünceyi ihanet, her farklı tercihi yanlış, her farklı siyasi adımı güvensizlik sebebi haline getirmeyelim.
Çünkü sonunda gerçekten ortada şu soru kalır:
Kim duracak bizim yanımızda?
Ben cevabımı biliyorum.
Sahip çıkalım, sahip!
Yazar Kadir Uğur Yılmaz





