Orta Sınıf, Gençler ve Kadınlar: CHP Geniş Kitleleri Neden Kaybediyor, Nasıl Kazanır?
Türkiye siyasetinin en köklü partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yıllardır toplumsal tabanını büyütüp iktidar alternatifine dönüşmek için çabalıyor. Ancak kabul etmek gerekir ki, partinin dili ve saha çalışmaları toplumun geniş kesimlerinde bir türlü beklenen karşılığı bulamıyor. Bu tıkanıklığı aşmak, milliyetçilikle uzaklaşan değil, onu bünyesine katan dinamik bir "Yeni Halkçılık" anlayışını somutlaştırmaktan geçiyor.
Partinin geniş kitlelerle ve orta sınıfla kopuşundaki en büyük nedenlerden biri, devlete ve milli değerlere dair yaydığı güvensizlik hissidir. Türkiye seçmeni için devletin bekası, güvenlik ve milli gurur her şeyin önündedir. Oysa muhalefetin söylemi; savunma sanayii, dış politika ve terörle mücadele gibi konularda devletin yanında duran bir özgüven yerine, sürekli açık arayan, dışarıdan bakan ve mesafeli bir üsluba sıkışıyor. Seçmen, partiyi devletin bekasını ve milliliği önceleyen bir güç olarak görmüyor. Kriz anlarında bocalayabilecek veya ülke çıkarlarını korumada tereddüt edebilecek bir yapı olarak görüyor. Haliyle seçmen de kriz anlarında ülkenin direksiyonunu bu yapıya teslim etmekten çekiniyor ve güvenlik kaygısıyla mevcut iktidarın etrafında kenetleniyor.
Sıkıntı sadece güvenlik kaygısıyla sınırlı değil elbette. Ortada ciddi bir orta sınıf körlüğü de var. Orta sınıfın beklentilerinin yeterince karşılanmaması ikinci önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sosyal yardımlar yoksul kesim için önemlidir; fakat esnafın, memurun derdi başkadır. Orta sınıf yardım almak değil; ev, araba sahibi olmak, birikimini korumak, çocuğuna iyi bir gelecek ister. CHP ise dilini yoksulluk yardımı söylemine sıkıştırıyor. Orta sınıfı ekonomik açıdan güçlendirecek vizyonu yeterince ortaya koyamıyor. Dolayısıyla üreten ve statüsünü korumaya çalışan bu geniş kitleye ekonomik bir gelecek vaat edemiyor.
CHP, halkçı olduğunu söylerken çalışan orta sınıfla arasındaki mesafeyi kapatmakta zorlanıyor.
Tüm bunların üstüne bir de halkın dilinden kopukluk ekleniyor. Siyasette kullanılan dil; kahvehanenin, pazar yerinin ya da esnaf dükkânının diliyle aynı değil. Bunun yerine üretilmiş siyasi sloganlar, anlaşılmayan kavramlar ve çözülemeyen bir dil hakim. Bu yabancı ve mesafeli dil, halkın sadece halkın kendisinden uzak kalmıyor; aynı zamanda kültürel değerlerinin ve inançlarının hafife alındığı hissini yaratıyor.
Bu mesafeyi kapatmak için önerilen "Yeni Halkçılık" anlayışının üç temel dayanağı olmalı. Bu anlayış, milliyetçilikten ayrı bir halkçılık değil; milli bağımsızlığı, güçlü devleti ve halkın refahını birlikte savunan bir anlayış olmalıdır.
İlk olarak, "Milli ve Güçlü Devlet" vurgusu güçlü bir şekilde sahiplenilmeli çünkü Devletin bekası yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de sorumluluğudur. Milli savunma, yerli teknoloji, sınır güvenliği ve dış politika gibi konularda "Önce Devlet ve Millet" duruşu net olarak sergilenmeli.
Sadece eleştirmekle yetinmeyip “ Biz daha iyisini yaparız, devletimizin gücüne güç katarız” özgüveni ve kararlılığı gösterilmeli.
Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Cumhuriyet'ten günümüze uzanan tarihsel kök kucaklanarak milli değerler rakip partilerin tekelinden çıkarılmalıdır.
Daha da önemlisi, liyakat meselesi sıradan bir kadrolaşma tartışması olmaktan çıkarılıp doğrudan devletin bekasıyla ilişkilendirilmeli. "Devletin bekası için en liyakatli evlatlarımızın göreve gelmesi şarttır, iltimas ve kayırmacılık devletin temelini çürütür" düşüncesi açıkça dile getirilmelidir.
İkinci olarak orta sınıfı yükseltecek bir Ekonomik Milliyetçilik ve Refah” modeli geliştirilip anlatılmalı. Orta sınıf yardım değil, satın alma gücü ister.
Çalışanların alın teriyle birikim yapabilmesi, mülk sahibi olabilmesi için esnafı, memuru ve üreticiyi koruyan ve destekleyen somut kalkınma hamleleri anlatılmalıdır. Orta sınıfa yardım değil, satın alma gücü sunulmalıdır.
Üçüncü olarak, halka ne yapması gerektiğini anlatan kibirli bir dil yerine mahallenin ve sokağın doğal dili benimsenmeli. Halkın dertlerini anlayan ve hassasiyetlerini kucaklayan samimi bir iletişim dili benimsenmeli.
Gençlerle ve kadınlarla kurulan bağ da ayrı bir sorun alanıdır. Gençler açısından temel sorun, partinin söylem ve yöntemlerinin onların dünyasına yeterince yakın olmayışıdır.
Gençlerle kurulan bağdaki zayıflık, partinin dijital dünyayı ve yeni kuşağın önceliklerini kavrayamamasından kaynaklanıyor. Gençler liyakat, girişimcilik, teknolojiye erişim ve bireysel özgürlük istiyor. Buna karşılık partinin sunduğu şey, geçmişin bayat siyasi polemikleri ve hiyerarşik kalıplarıdır. Bu durum, gençlerin siyasetten uzaklaşmasına veya protesto oylarına yönelmesine yol açıyor. Daha da acısı, gençlik kollarının vizyon üreten yerler olmak yerine parti içi kliklerin "afiş asma ve barikat kurma" ekibine dönüştürülmesidir. Bu yapı, donanımlı ve bağımsız gençleri partiden hızla uzaklaştırıyor.
Sürekli krizleri, liyakatsizliği ve gelecek kaygısını öne çıkarıp çözüm konusunda umut vermeyen bir dil, gençlerde "Değişse de bir şey fark etmez" duygusunu güçlendiriyor ve gençlerin sandığa gitmekten uzaklaşmasına neden oluyor.
Kadınlara ulaşmakta da benzer bir sorun görülüyor. Kadınlar tarafında ise söylem, kentli ve eğitimli kadın hakları parantezine sıkışmış durumda. Mahalledeki ev kadınının mutfak enflasyonu, kreş yokluğu ve sosyal güvence gibi yakıcı dertleri sahada yeterince karşılık bulmuyor. Bu nedenle bazı kadın seçmenler diğer partilere yönelmeyi sürdürüyor. Üstelik tüzükteki kadın kotaları da gerçek bir yetki paylaşımı yerine "vitrin süsleme" algısı yarattığı için samimiyet testinden geçemiyor. Bu da güven kaybına yol açıyor.
Ne Yapılmalı?
Gençlerin partiye ilgisini artırmak için gençlik politikalarının odağı gelecek ve fırsatlar olmalıdır. Gençlik politikaları ideolojik nutuklardan temizlenmeli. Vergisiz teknoloji, girişimcilik fonları ve vize kolaylığı gibi somut projeler ne zaman ve nasıl hayata geçirilecekleri açıklanarak sunulmalıdır.
Gençlik kolları "afiş asma ekibi" olmaktan çıkarılıp, 20'li 30'lu yaşlardaki yazılımcı ve akademisyenlerin doğrudan karar mekanizmalarına girmesi sağlanmalıdır.
Parti binalarıyla sınırlı kalınmamalı; çevrim içi yayınlar, dijital topluluklar, teknoloji atölyeleri ve fikir geliştirme etkinlikleri aracılığıyla gençlerle buluşulmalıdır. Böylece dijital ortamları ve yüz yüze çalışmaları birleştiren bir örgütlenme modeli kurulabilir.
Kadınlar İçin ise Masa başı bildiriler bırakılıp mahalle mahalle kapı kapı dolaşılmalıdır. Her mahalleye ücretsiz kreş, ev kadınlarına sigorta ve temel gelir desteği gibi projeler anlatılmalı. En önemlisi, muhafazakâr ve kararsız kadın seçmene, CHP'nin kazanması durumunda mevcut sosyal yardımların kesileceği korkusu sahada birebir temasla yok edilmeli. Tam tersine bu yardımların artırılacağı ve kimsenin yaşam tarzına müdahale edilmeyeceği konusunda açık ve samimi güvence verilmelidir.
CHP'nin yeniden geniş kitlelerin umudu olması; kuru bir iktidar eleştirisiyle değil; Devletin bekasını, orta sınıfın refahını, gençlerin geleceğini ve kadınların güvencesini merkeze alan, milliyetçilikle halkçılığı bir arada ele alan yerli, milli, dinamik ve kapsayıcı bir "Yeni Halkçılık" yürüyüşüyle mümkündür.





