Halka rağmen halk için!
Dine rağmen din için!
Atatürk’e rağmen Atatürk için!
Anlamazların vodvilinden usandık;
izleyenlerin alkışından da…
Bir oyundur almış başını gidiyor, ezelden beri bu topraklarda!
Determinizm işliyor; tezgaha gelen koyun, sağlı sollu sağılıyor.
Alışkanlıklarını "din", takıntılarını "ideoloji", zararlarını "kâr" sananlar…
Bunların tecrübesini ölçü alan yığınların iflah olması mümkün değil!
Dikkat edin; kimse kendi kârından bahsetmez.
Herkes “tecrübe” diye yaşadığı zararı anlatır.
Esasında senden istediği şudur:
“Ben zarar ettim, sen de et!”
Kendi kârına kimseyi ortak etmeyenler, söz konusu zarar olunca birden "halkçı", "din kardeşi", "erdem abidesi" kesilir!
Bütün bunlar aldatmaca…
Sanma ki ibret!
İnanma vatandaş!
Doğru bildiğin yolda yürü!
Zarar edersen de sorumlusu kendin olursun.
Hiç olmazsa sonunda “Kandırıldım!” demezsin. Kâr edersen de kazanan kendin olursun ve kimseye eyvallahın olmaz...
“Kandırıldım” diyerek orada burada konuşmanın kime ne kârı var?
Kandırılanlar, farkında olmadan ya da bilerek (!) kandıranların reklamını yapıyor.
Bir de bunu anlasa herkes…
Osmanlı’dan beri süregelen "yafta siyaseti", Cumhuriyet döneminde evrimleştiği sanılan; fakat tam aksine giderek kemikleşen bir yapı hâline geldi:
Celâlî – Alevî/Sünnî – Türk/Kürt – Laik/Antilaik-Şeriatçı/Komünist/Faşist…
Yaftanın dili yok ki konuşsa!
Birbirlerine en galiz ifadeleri kullananların, sonra dönüp dolaşıp can ciğer olmalarını da sorgulamayan bir "alt kültür" oluşmuş.
Ülkede ipler kopma noktasına gelmiş.
Herkes ipe asılıyor.
İpleri tutanların ise o ip kopmasın diye canhıraş mücadele ettiğini kimse görmüyor!
İpe sarılma vatandaş!
O ip zaten tezgâh!
İpe de ihtiyacın yok,
iğneye de…
Kurda sormuşlar:
— “Neden boynun kalın?”
“Kendi işimi kendim görürüm.” demiş.
Deveye sormuşlar:
— “Neden boynun eğri?”
“Nerem doğru ki…” demiş.
Hulâsa: Deve olma!**
Bir tutam ot, yardan uçurur…
Numan CENGİZ
Araştırmacı İlahiyatçı Yazar



