Türk siyasetinde toplu psikolojiyi anlamadan toplumun siyasi davranışını anlamak mümkün değildir.
Sosyal psikoloji, yani "toplumsal psikoloji" üzerine çok sayıda çalışma var. Ancak Türkiye ve Ortadoğu ekseninde gözden kaçan önemli bir boyut daha var:
TOPLU PSİKOLOJİ!
Bireysel olarak korkak olan bin kişi, askeri bir ortamda bir anda arslan kesilebilir; kaleler zapt edebilir, ülkeler fethedebilir. Türk tarihi ve Ortadoğu coğrafyası bunun sayısız örneğine tanıklık etmiştir.
Başkasının cebine el atmaya korkan on kişi aynı toplu ortamda yankesicilikte tarih yazabilir!
Toplu psikolojik güç tam olarak burada devreye girer!
Hakkını aramak için mücadele etmeyenlerin, başım ağrımasın diyenlerin , tekkede dernekte koğuşta bambaşka karaktere bürünmesi ciddi bir travma aslında!
"Evde arslan dışarda kedi" örnekleri malûm ama evde kedi olup dışarda çakal olanların göz ardı edilmesi ciddi bir problem!
Mesele yalnızca cesaret değildir. Özgüveni eksik, bedeni cesareti yüksek; fakat medeni cesareti olmayan insan toplulukları ciddi bir toplumsal risk oluşturur.
Böyle bir toplumda herkesin bir lidere ihtiyacı vardır:
Şeyh, ağa, reis, imam, başkan...
İsim değişir; itaat psikolojisi değişmez.
"Kazanan hak eder" mantığı hak edenin kazanmamasına zemin oluşturur bu şekilde!
Sonra işin içinden çıkılmaz, ne adalet kalır ne ahlâk!
Nitekim yaşanan süreçler de bunu gösteriyor.
“Senin hırsızın kötü, benim hırsızım iyi.”
“Seninkini benimki döver.”
“Bizim sübyancımız sizinkinden âlâ.”
Kamuoyu tartışması, zaman zaman böylesine tehlikeli bir ahlaki savunma mekanizmasına dönüşebiliyor.
“Vur de vuralım.”
“Öl de ölelim.”
“Ne diyorsan o!”
Bu tür koşulsuz bağlılık refleksine sağ siyasette uzun zamandır aşinaydık. Bugün benzer lider merkezli toplu psikolojinin sol siyasette de ortaya çıkması, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Özgürlük, insan hakları ve demokrasi söylemlerini dilinden düşürmeyenlerin, kendi siyasi liderlerinin veya temsil ettikleri hareketlerin söylemlerini hiçbir eleştiriye tabi tutmaması ciddi bir çelişkidir.
Başkasının lideri için “U dönüşü yaptı” diyenlerin, kendi liderleri söz konusu olduğunda aynı dönüşleri sorgulamaması da öyle...
Eleştiri, karşı tarafa uygulanan bir silah değil; herkese uygulanan bir ölçüdür.
“Yapamadığını ve yapmayacağını söylemek erdem midir?”
Tartışılır.
Fakat ahlâk ve etik tam da burada başlar:
Doğruya doğru demek marifet değildir.
Asıl marifet, yanlışa da yanlış diyebilmektir.
Çünkü mesele kimin söylediği değil, ne söylediğidir.
Mesele hangi liderin söylediği değil, söylenenin doğru olup olmadığıdır.
Toplumun ihtiyacı koşulsuz biat değil, medeni cesarettir.
Sorun burada.
Çözüm de burada.
Numan CENGİZ
Araştırmacı İlahiyatçı Yazar



