Sabah okula gideceğim… Annem odama geldi:
— Yat uyu, örfî idare oldu. Sokağa çıkma yasağı var.
Ortaokul 2. sınıf öğrencisiyim. Örfî idare ne demek, nereden bileyim?
O zamanlar TRT var. Televizyonda Âşık Hasan Mutlucan’ın türküleri çalıyor… “Şalvar” falan söylüyor. Evde herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Babam sıkı bir Demirel’ciydi. Televizyona bakıp:
— Ben fark ettim, bunlar rahat durmayacak. Önce Demirel konuştu, sonra asker yönetime el koydu, dedi.
Ne gariptir… Bugünün teknolojisi yok. Cep telefonu yok, uydu yok, internet yok, takip sistemi yok.
Ama 12 Eylül oldu.
12, 13, 14, 15 Eylül…
Bir sürü genç yakalandı, gözaltına alındı, hapse atıldı. Silahlar bulundu.
Bizim Kurtuluş’ta hem solcular vardı hem ülkücüler.
Rahmetli Dursun Abi kahvede otururken, ülkücüler kahveyi taramış ve bir gözünü kaybetmişti. Geçtiğimiz yıllarda vefat etti. Onu da buradan saygıyla anıyorum.
Sonra Türkiye bir anda değişti.
Özal diye bir adam çıktı ortaya. “Dünyaya entegre olacağız” denildi. Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısı değişmeye başladı.
Bugün yaşadıklarımıza bakıyorum da…
Bence bugünkü iktidarın ve bugünkü siyasi düzenin köklerini anlamak istiyorsak, 12 Eylül’ü anlamak zorundayız.
Çünkü bugün yaşadığımız düzen, biraz da 12 Eylül’ün meyvesidir.
Hepsi bu kadar.





