İZVERİ

Köşe yazısı

Sandık iktidarı getirir, ahlaklı olmayı değil

Siyasette ahlakın yerini çıkar, ilkenin yerini koltuk, vicdanın yerini hesap kitap aldığında ortaya yalnızca kötü siyasetçiler çıkmaz.

Yayınlandı: 1 Kasım 2026 13:23

Güncellendi: 1 Kasım 2026 15:30

Paylaş

Sandık iktidarı getirir, ahlaklı olmayı değil

Bir zamanlar siyaset, halka hizmet etmenin adıydı. Bugün ise kimi siyasetçiler için halk, seçimden seçime hatırlanan bir kalabalığa; verilen sözler, tutulması gerekmeyen vaatlere; ahlak ise şartlara göre çıkarılıp giyilen bir elbiseye dönüştü.

Siyasette ahlakın yerini çıkar, ilkenin yerini koltuk, vicdanın yerini hesap kitap aldığında ortaya yalnızca kötü siyasetçiler çıkmaz. Aynı zamanda kötü siyaseti normalleştiren bir düzen doğar.

Bu düzende dün ak dediğine bugün kara diyen, dün karşı çıktığı uygulamayı bugün kendi çıkarına uygun bulduğu için savunan, dün suçladığı kişilerle bugün aynı masaya oturan siyasetçi, herhangi bir açıklama yapma ihtiyacı bile duymaz. Çünkü bilir ki hafıza zayıflatılmış, ilkeler pazarlığa açılmış, kamuoyu ise çoğu zaman kendi taraftarının hatasını görmemeye alıştırılmıştır.

Dün söylenen sözün bugün hesabının sorulmadığı yerde, siyasetçinin yarın ne söyleyeceğinin de hiçbir güvencesi yoktur.


Koltuk uğruna değişen ilkeler

Siyasi ahlaksızlığın en görünür biçimlerinden biri, makam uğruna her türlü ilkenin terk edilmesidir. Dün rakibini ülkeye zarar vermekle suçlayan, bugün onunla çıkar ortaklığı kurabilir. Dün savunduğu değerleri bugün unutabilir. Dün halkın hakkını savunduğunu söyleyen, yarın o hakkın nasıl ve kimler tarafından gasp edildiğine sessiz kalabilir.

Elbette siyasette fikir değiştirmek başlı başına ahlaksızlık değildir. İnsanlar yanılabilir, düşüncelerini değiştirebilir, geçmişte savundukları görüşleri terk edebilir. Demokratik siyasette uzlaşma da gereklidir.

Ancak fikir değiştirmekle ilkesizce saf değiştirmek arasında önemli bir fark vardır. Birincisi düşünsel gelişimin, ikincisi ise kişisel çıkarın ürünü olabilir. Aradaki farkı belirleyen şey, siyasetçinin gerekçelerini dürüstçe açıklayıp açıklamadığı ve kendi geçmişiyle hesaplaşmaya cesaret edip etmediğidir.

Ne yazık ki bazı siyasetçiler için dün söyledikleri sözler, bugünkü çıkarlarının önünde bir engel değil, gerektiğinde inkâr edilecek eski birer kayıttan ibarettir.


Halkın yoksulluğu, siyasetin konforu

Siyasi ahlaksızlığın bir başka yüzü de halkın yaşadığı sorunları siyasi bir malzemeye dönüştürmektir.

Geçim sıkıntısı çeken bir yurttaşa sabır tavsiye edilirken, kamu gücünü kullananların hesap vermekten kaçması; emekliye fedakârlık çağrısı yapılırken ayrıcalıkların sorgulanmaması; gençlere liyakat ve çalışkanlık öğütlenirken işe alımlarda kayırmacılığa göz yumulması, toplumun adalet duygusunu yaralar.

Bir ülkede vatandaşın cebindeki son kuruşun hesabı sorulurken kamu kaynaklarının kullanımında aynı titizlik gösterilmiyorsa burada yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir sorun da vardır.

Siyasetçinin görevi, halka yoksulluğu kabullenmeyi öğretmek değil, yoksulluğu azaltacak politikalar üretmektir. Vatandaştan fedakârlık isteyenlerin önce kendi ayrıcalıklarını sorgulaması, kamu adına karar verenlerin de kamuya hesap vermesi gerekir.

Çünkü kamu malı, iktidarda bulunanların şahsi mülkü değildir. Kamu makamı da sahibinin dilediği gibi kullanabileceği kişisel bir kazanç kapısı değildir.


Yalanın adı neden değişiyor?

Siyasi ahlaksızlık, çoğu zaman yalanın farklı isimlerle sunulmasıyla kendisini gösterir. Gerçeğin tamamını gizlemek strateji, tutulmayan sözleri unutmak zorunluluk, ortaya çıkan çelişkileri açıklayamamak ise siyasi manevra olarak tanımlanır.

Oysa vatandaşın karşısında verilen sözün de, yapılan açıklamanın da bir sorumluluğu vardır.

Siyasetçi yanılabilir. Verdiği bir sözü yerine getiremeyebilir. Önemli olan, bunun nedenini açıklaması, sorumluluğunu kabul etmesi ve gerektiğinde özür dilemesidir. Hata yapmak insanidir; hatayı inkâr ederek başkasını suçlamak ise güveni aşındırır.

Bir siyasetçi kendi hatasını kabul edemiyor, her başarısızlığın sorumluluğunu başkasına yüklüyor ve her eleştiriyi düşmanlık olarak görüyorsa orada hesap verebilirlikten söz etmek güçleşir.

Daha kötüsü, taraftarlık duygusu ahlaki ölçülerin önüne geçtiğinde aynı davranış bir taraf için skandal, diğer taraf için önemsiz bir ayrıntı hâline gelir. Böylece insanlar doğruyu ve yanlışı davranışın kendisine göre değil, davranışı kimin yaptığına göre değerlendirmeye başlar.

Oysa yolsuzluk iddiasının ciddiyeti, iddia edilen kişinin hangi partiden olduğuna göre değişmez. Bir haksızlık, onu yapanın siyasi kimliği nedeniyle meşru hâle gelmez. İddialar somut kanıtlarla araştırılmalı, suçluluk hukuka uygun süreçlerle belirlenmeli ve hiç kimse siyasi konumu nedeniyle dokunulmaz sayılmamalıdır.

Ahlak, yalnızca rakibinden hesap sormak değil, kendi mahallenden de hesap sorabilmektir.


Asıl sorumluluk kimde?

Elbette siyasi ahlaksızlığın sorumluluğu yalnızca siyasetçilere yüklenemez. Siyasetçiyi denetlemesi gereken kurumların bağımsızlığı, basının özgürlüğü, yargının tarafsızlığı ve vatandaşın bilgiye erişimi de büyük önem taşır.

Eleştirinin susturulduğu, soruların cevapsız bırakıldığı, denetimin etkisizleştiği ve kamu gücünün hesap vermekten uzaklaştığı bir ortamda siyasi etik zayıflar. Çünkü ahlak yalnızca kişisel vicdana bırakılamaz; onu destekleyen kurallara, şeffaflığa ve işleyen kurumlara da ihtiyaç vardır.

Ancak seçmenin de sorumluluğu vardır. Siyasi yakınlık uğruna yanlışları görmezden gelmek, kendi tarafının hatasını savunurken başkasının aynı hatasını suç saymak, siyasetçiye sınırsız bir hoşgörü göstermek, sonunda herkesi etkileyen bir çifte standart yaratır.

Demokrasi, yalnızca istediğimiz kişiyi iktidara getirmek değildir. İktidara getirdiğimiz kişiden gerektiğinde hesap sorabilmektir.


Son söz: Siyasette utanmak da bir erdemdir

Siyasette utanma duygusu, eleştiriden korkmak ya da her hatada boyun eğmek değildir. Kamu görevini kişisel çıkarın önüne koymak, verilen sözün sorumluluğunu taşımak, yanlışı kabul etmek ve halkın güvenini bir ayrıcalık değil, emanet olarak görmektir.

Bir siyasetçi için en büyük erdem, hiç hata yapmamak değil; yaptığı hatanın arkasına saklanmamaktır. En büyük güç, eleştireni susturmak değil; eleştiriyi dinleyip gerektiğinde kendini değiştirebilmektir.

Ne var ki siyasette utanma duygusu kaybolduğunda, koltuğu korumak için söylenen her söz meşru, yapılan her manevra mubah ve halkın hafızası önemsiz kabul edilir.

Sonunda siyaset, topluma yön veren bir kamu hizmeti olmaktan çıkar; koltukların, çıkarların ve hesapların yarışına dönüşür.

Oysa halkın siyasetçiden beklediği şey kusursuzluk değildir. Dürüstlük, tutarlılık, adalet ve hesap verebilirliktir.

Bir ülkede siyasetçiler yanlış yapmaktan değil, yanlışları ortaya çıkmaktan korkuyorsa; seçmenler de kendi taraflarının yanlışlarını savunmayı sadakat sanıyorsa siyasi ahlak ciddi bir yara almış demektir.

Ve unutulmamalıdır: Siyasette her şey değişebilir; ittifaklar kurulup bozulabilir, hükümetler gelip geçebilir, makamlar el değiştirebilir. Ancak kaybedilen toplumsal güveni yeniden kazanmak çok daha zordur.

Çünkü sandık bir siyasetçiye iktidar verebilir; ama ona ahlak kazandıramaz.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk