Bazı insanlar gerçekten meseleyi anlamamakta ısrar ediyor.
Adam çıkıyor ve soruyor:
“Terörün bitmesinden neden rahatsız oluyorsunuz?”
Mesele terörün bitmesi mi?
Elbette terör bitsin!
Bu ülkede yaşayan hangi aklı başında insan terörün devam etmesini ister?
Mesele terörün bitmesi değil, terörün nasıl bittiği ve bunun karşılığında neyin meşrulaştırıldığıdır.
Bunu anlamak için biraz düşünmek gerekiyor.
Terör örgütü silah bırakıyorsa, devletin hukuk düzenine teslim oluyorsa, terörist kimliğinden vazgeçip sıradan vatandaş olarak hayatına devam ediyorsa bunun adı başka bir şeydir.
Ama terör örgütünün yıllarca silahla elde edemediğini siyasi pazarlıklarla elde ettiği izlenimi ortaya çıkıyorsa, terör örgütünün yöneticileri toplumun gözünde “muhatap”, hatta “kahraman” haline getiriliyorsa, devletin yıllarca mücadele ettiği insanlar bir anda siyasi aktör gibi sunuluyorsa burada durup sormak gerekir:
Biz terörü mü bitirdik, yoksa terörün taleplerini başka bir yöntemle kabul mü ettik?
Asıl mesele budur.
Çünkü bir devletin en büyük gücü yalnızca ordusu, polisi veya silahı değildir.
Devletin caydırıcılığıdır.
Devletin kararlılığıdır.
Devletin hukukudur.
Devletin “silahla, tehditle, şiddetle benden hiçbir şey alamazsın” diyebilmesidir.
Eğer terör örgütü yıllarca silahla mücadele eder, istediğinin tamamını alamaz; sonra bir gün “silah bırakıyorum” diyerek masaya oturur ve daha önce silahla alamadığı bazı şeyleri siyasi süreç üzerinden almaya başlarsa, burada ortaya çok tehlikeli bir mesaj çıkar:
“Demek ki silahla mücadele ederseniz, sonunda siyasi sonuç alabilirsiniz.”
İşte benim itirazım buna.
Çünkü terör örgütü bugün bir talebini aldıysa, yarın başka bir talep ortaya koyabilir.
Peki o talep de kabul edilmezse ne olacak?
Yine silaha mı başvuracak?
İşte devlet aklı tam burada devreye girmek zorundadır.
Terörün sona ermesi elbette büyük bir kazanımdır.
Ama terörün sona ermesiyle birlikte terör yönteminin meşrulaştırılması, teröristlerin romantikleştirilmesi veya terör örgütü liderlerinin siyasi birer kahraman gibi sunulması başka bir şeydir.
Bunları birbirine karıştırmayalım.
Ben terörün bitmesine karşı değilim.
Ben terörün Türkiye'de bir sonuç alma yöntemi olarak tarihe geçmesine karşıyım.
Çünkü bugün terörle istediğini alan yarın başka bir şey isteyecektir.
O istediğini alamadığında ne yapacağını ise tahmin etmek hiç zor değil.
Devletin görevi, terörü yalnızca susturmak değildir.
Terörün yeniden kullanılabilir bir siyasi araç olmadığını herkese göstermektir.
Bugün “terör bitti” diye sevinenlerin bir kısmı belki de asıl soruyu sormayı unutuyor:
Terör bitti mi, yoksa terörün dili mi değişti?
Silahların susması tek başına yeterli değildir.
Asıl başarı, silahın yerine tehdidin, tehdidin yerine pazarlığın, pazarlığın yerine de yeni bir siyasi baskının konulmasını engellemektir.
Devlet terörü bitirebilir.
Ama devlet aynı zamanda terörün elde ettiği hiçbir kazanımın, gelecekte başka bir terör girişimine örnek olmayacağını da güvence altına almak zorundadır.
Çünkü mesele yalnızca bugünün huzuru değildir.
Mesele yarının Türkiye'sidir.
Ve ben tam da bunun için soruyorum:
Terörün bitmesine kimse neden karşı çıksın?
Karşı çıktığımız şey terörün bitmesi değil.
Terörün, “şiddet kullanırsam sonunda istediğimi alırım” şeklinde bir siyasi miras bırakmasıdır.
Bunu anlamak için çok büyük bir zekâ gerekmiyor.
Sadece biraz devlet aklı, biraz tarih bilgisi ve biraz da yarını düşünmek yeterli.





