İZVERİ

Köşe yazısı

TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN'IN ARASI AÇILIRSA KİM KAZANIR?

Kardeşlik söylemi stratejik çıkarların önüne geçebilir mi? Aliyev'in Ankara zirvesine katılmaması bir diplomatik mesaj mı, yoksa daha büyük bir ayrışmanın işareti mi?

Yayınlandı: 4 Kasım 2026 08:59

Güncellendi: 4 Kasım 2026 11:14

Paylaş

Sevgili dostlar,

Uluslararası siyasette dostlukların da düşmanlıkların da bir matematiği vardır. Devletler arasındaki ilişkiler yalnızca tarih, kültür, dil ve kardeşlik üzerinden yürütülmez. Güç dengeleri, ekonomik çıkarlar, güvenlik politikaları ve bölgesel hesaplar da bu ilişkilerin gerçek belirleyicileridir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi değerlendirirken de romantik söylemlerden biraz uzaklaşıp gerçeklere bakmak gerekiyor.

Son günlerde Ankara ile Bakü arasında yaşanan gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkilerin eskisi kadar sorunsuz olmadığını gösteriyor.

Reuters'ın 30 Ekim 2026 tarihli haberine göre Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsi davetine rağmen Ankara'daki Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmadı. Azerbaycan'ı zirvede Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.

Bu gelişme tek başına diplomatik bir kopuş anlamına gelmez. Ancak iki ülke arasındaki görüş ayrılıklarının artık uluslararası kamuoyunun dikkatini çekecek boyuta ulaştığını gösterir.

DW, BBC ve Associated Press'in haberlerinde de gerilimin farklı boyutları ele alınıyor.

Peki mesele yalnızca Azerbaycan'daki okul kıyafetleri düzenlemesi ve başörtüsü tartışması mı?

Elbette hayır.

Mesele başörtüsünden çok daha büyük!

Ankara ile Bakü arasındaki görüş ayrılıklarının arka planında birkaç önemli başlık bulunuyor.

Birincisi, Azerbaycan'ın İsrail ile geliştirdiği stratejik ilişkiler.

Türkiye, İsrail'in Gazze politikalarına karşı sert bir tutum izlerken Azerbaycan İsrail ile enerji, savunma ve güvenlik alanlarındaki ilişkilerini sürdürüyor. Bu durum iki ülkenin bölgesel önceliklerinin her konuda örtüşmediğini gösteriyor.

İkincisi, Türkiye'nin Ermenistan ile normalleşme arayışı.

Ankara, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmek ve sınır kapısını açmak istiyor. Ancak bu süreç Azerbaycan-Ermenistan barışının ilerlemesine bağlı bir politika olarak yürütülüyor. Bakü ise Ankara'nın Erivan ile atacağı adımlarda kendi çıkarlarının gözetilmesini istiyor.

Üçüncüsü, egemenlik ve karşılıklılık meselesi.

Azerbaycan yönetimi, Türkiye'den gelen bazı siyasi eleştirileri kendi iç işlerine müdahale olarak değerlendiriyor. Ankara'da ise Azerbaycan'ın bazı dış politika tercihlerine yönelik eleştiriler bulunuyor.

Reuters'ın aktardığına göre Azerbaycan, sosyal medya paylaşımları üzerinden Bakü'yü eleştiren 31 Türkiye vatandaşını istenmeyen kişi ilan etti.

Ayrıca Türkiye'nin BM Genel Sekreterliği için açıkladığı Feridun Sinirlioğlu adaylığına karşı Azerbaycan'ın Birleşik Arap Emirlikleri adayı Lana Nusseibeh'i destekleyeceğini açıklaması da diplomatik görüş ayrılıklarının bir başka göstergesi oldu.

Bunlar artık yalnızca sosyal medya tartışması değildir. Devletler arasındaki diplomatik tercihlerin farklılaşmasıdır.

Peki bu ayrışma kimin işine yarar?

Asıl üzerinde durulması gereken soru budur.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin zayıflaması, yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele değildir. Kafkasya'daki güç dengelerini, enerji güzergâhlarını, ticaret yollarını ve güvenlik politikalarını da doğrudan etkiler.

Önce Rusya'ya bakalım.

Rusya, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Güney Kafkasya'da uzun yıllar belirleyici güç oldu. Türkiye-Azerbaycan iş birliğinin güçlenmesi ise Moskova'nın bölgedeki geleneksel nüfuzunu sınırlayan unsurlardan biriydi.

Ankara ile Bakü arasındaki stratejik dayanışmanın zayıflaması, Rusya'nın yeniden diplomatik hareket alanı kazanmasına imkân verebilir.

Bu, Rusya'nın mutlaka kazandığı anlamına gelmez. Ancak iki ülkenin ortak hareket edememesi Moskova'nın bölgesel hesaplarını kolaylaştırabilir.

İran açısından da benzer bir tablo söz konusu.

Tahran, Güney Kafkasya'daki ulaşım koridorları, sınır güvenliği ve bölgesel nüfuz konusunda son derece hassas. Türkiye-Azerbaycan iş birliğinin zayıflaması, İran'ın kendi çıkarlarını daha rahat savunabileceği bir ortam oluşturabilir.

Özellikle Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ulaşım bağlantıları ve Zengezur güzergâhı tartışmaları İran'ın yakından takip ettiği konular arasında.

Ermenistan açısından ise Türkiye ile Azerbaycan'ın birbirinden uzaklaşması diplomatik manevra alanını genişletebilir. Ankara-Bakü arasındaki görüş ayrılıkları, Erivan'ın bölgesel müzakerelerde elini güçlendirebilecek yeni fırsatlar yaratabilir.

İsrail de bu denklemden bağımsız değildir.

Azerbaycan'ın İsrail ile yakın ilişkileri, Türkiye ile yaşanan görüş ayrılıklarında ayrı bir stratejik boyut oluşturuyor. Ankara-Bakü arasındaki güven sorununun büyümesi, İsrail'in Azerbaycan üzerindeki mevcut güvenlik ve savunma ilişkilerinin bölgesel önemini artırabilir.

Ancak bütün bunlardan hareketle Rusya, İran, Ermenistan veya İsrail'in mevcut gerilimi planladığını söylemek doğru olmaz.

Realist dış politika analizi, kimin bu durumdan yararlanabileceğini sorgular; her gelişmenin arkasında mutlaka ortak bir plan bulunduğunu iddia etmez.

Türkiye'nin kaybı yalnızca Azerbaycan olmaz

Türkiye açısından mesele çok daha geniştir.

Azerbaycan, Türkiye'nin Kafkasya'ya açılan en önemli stratejik ortaklarından biridir. Enerji hatları, ticaret yolları, savunma sanayisi, Hazar geçişi ve Türk dünyasıyla ilişkiler bu ortaklığın önemli parçalarıdır.

Türkiye'nin Orta Asya'ya ulaşan ekonomik ve siyasi bağlantılarında Azerbaycan'ın konumu tartışılmaz.

Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Güney Kafkasya doğal gaz hattı ve Orta Koridor, iki ülkenin ortak çıkarlarının somut örnekleridir.

Bu nedenle Ankara ile Bakü arasındaki siyasi gerilimin ekonomik ve stratejik iş birliğine yansıması, yalnızca iki ülkenin değil, bölgesel ticaretin de zarar görmesi anlamına gelir.

Kısacası iki ülke birbirine sırtını dönerse boşalan alanı başka güçler dolduracaktır.

Aliyev'e de bir sözümüz var!

Sayın İlham Aliyev'in Türkiye'deki iktidarın politikalarını eleştirmesini anlayabilirim. Türkiye'deki hükümetin yanlışlarını sorgulamak da herkesin hakkıdır.

Ancak iktidarla Türkiye Cumhuriyeti'ni birbirine karıştırmamak gerekir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk milletinin tarihî ve stratejik meselelerinden biridir. Irak'ın kuzeyindeki gelişmeler de Türkiye'nin güvenlik ve egemenlik çıkarları bakımından önem taşır.

Bu meseleler herhangi bir hükümetin siyasi pazarlık malzemesi değildir.

Üstelik burada önemli bir gerçeğin de altını çizmek gerekiyor: Aliyev, Nisan 2026'da Antalya Diplomasi Forumu kapsamında KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile görüşmüş ve Azerbaycan'ın KKTC'ye desteğini sürdüreceğini açıklamıştır. Dolayısıyla Bakü'nün bugün KKTC'ye karşı bir tutum aldığı iddiası mevcut verilerle doğrulanmıyor.

Ancak yarın herhangi bir siyasi anlaşmazlık nedeniyle Kuzey Kıbrıs'ın veya Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki hassasiyetlerinin Ankara'ya karşı bir baskı aracına dönüştürülmesine de sessiz kalınamaz.

Türkiye'nin millî meseleleri hükümetlerin ömründen daha uzundur.

Sayın Aliyev şunu da unutmamalıdır: Azerbaycan'ın Rusya, Ermenistan ve İran gibi ülkelerle ilişkilerinde karşı karşıya olduğu jeopolitik gerçekler ortadadır. Türkiye'nin bölgesel desteği Azerbaycan açısından önemli bir stratejik değerdir.

Türkiye'nin desteği bir lidere verilmiş şahsi bir destek değildir. İki milletin ortak tarihinden ve karşılıklı çıkarlarından doğan bir dayanışmadır.

Kardeşlik, yalnızca işler yolundayken hatırlanacak bir kavram değildir.

Kardeşlik başka, devlet aklı başkadır!

Benim itirazım Türkiye'deki iktidarı eleştirenlere değil, Türkiye'nin ve Türk milletinin millî meselelerini hedef alabilecek bir siyasi anlayışadır.

Aynı şekilde Türkiye'nin de Azerbaycan'ın egemenlik haklarına saygı göstermesi, iki ülke arasındaki sorunları kamuoyu önünde restleşmeye dönüştürmemesi gerekir.

Ankara'nın da Bakü'nün de önceliği kişisel siyasi hesaplar değil, iki ülkenin uzun vadeli çıkarları olmalıdır.

Çünkü bu coğrafyada Türkiye ile Azerbaycan'ın birbirine ihtiyacı var.

Rusya'nın, İran'ın, Ermenistan'ın ve diğer bölgesel aktörlerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği bir dünyada iki kardeş devletin birbirleriyle güç mücadelesine girişmesi, stratejik akılla açıklanamaz.

Türkiye ile Azerbaycan'ın arasının açılmasından en çok yararlanacak olanlar, iki ülkenin ortak hareket etmesinden rahatsızlık duyan bölgesel ve küresel güçler olacaktır.

Birbirimize ayar vermeye çalışırken başkalarının bölgemize ayar vermesine fırsat vermeyelim.

Türkiye'deki iktidar değişebilir. Azerbaycan'daki yönetimler de değişebilir. Fakat iki milletin tarihî bağları, ortak çıkarları ve gelecek kuşaklara karşı sorumlulukları devam edecektir.

Benim ölçüm nettir:

İktidara muhalefet başka, Türkiye'ye ve Türk milletine karşı tavır almak başkadır.

Türkiye'nin yanlışlarını eleştiririm ama Türkiye'nin millî çıkarlarına yönelik hiçbir tehdidi kabul etmem.

Çünkü devletler arasındaki dostluk, karşılıklı saygıyla yaşar; siyasi baskıyla değil.

Türkiye'ye de Azerbaycan'a da kazandıracak olan şey ayrışma değil, aklıselim ve stratejik dayanışmadır.

Yazar Kadir Uğur Yılmaz

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

6 dk