İZVERİ

Köşe yazısı

190 PARTİ VAR, AMA HALKIN %40’I HÂLÂ KARARSIZ!

190 siyasi parti varsa ve buna rağmen seçmenin yaklaşık yüzde 40’ı kendisini hiçbir siyasi yapının içinde bulamıyorsa, sorun seçmende değil, siyasettedir.

Yayınlandı: 28 Ekim 2026 12:30

Paylaş

190 PARTİ VAR, AMA HALKIN %40’I HÂLÂ KARARSIZ!

Türkiye’de siyasi parti sayısı 190’a ulaşmış durumda.

Kâğıt üzerinde bakarsanız seçenek bol.

Sağ var, sol var.
Muhafazakâr var, sosyal demokrat var.
Milliyetçi var, liberal var.
Atatürkçü var, devrimci var.
Merkez sağ var, merkez sol var.
Yeni kurulanlar var, eski isimlerle yeniden sahneye çıkanlar var.

Parti çok…

Peki ya temsil?

Asıl soru burada başlıyor.

Çünkü bütün bu siyasi parti kalabalığına rağmen toplumun önemli bir bölümü hâlâ “Kime oy vereceğim?” sorusuna cevap veremiyor.

Anketlerde kararsızların oranı yüzde 40’lara kadar çıkabiliyor.

Burada durup düşünmek gerekiyor.

190 siyasi parti varsa ve buna rağmen seçmenin yaklaşık yüzde 40’ı kendisini hiçbir siyasi yapının içinde bulamıyorsa, sorun seçmende değil, siyasettedir.

Çünkü mesele parti sayısı değildir.

Mesele, partilerin toplumun beklentilerine cevap verip vermediğidir.


190 PARTİ NEYİ ÇÖZÜYOR?

Bir ülkede 190 siyasi parti bulunması ilk bakışta demokrasi açısından zenginlik gibi görülebilir.

Ama demokrasi yalnızca parti kurma özgürlüğünden ibaret değildir.

Demokrasinin asıl ölçüsü şudur:

İnsanlar kendilerini siyasette bulabiliyor mu?

Emekli kendisini bulabiliyor mu?

Genç kendisini bulabiliyor mu?

Çiftçi kendisini bulabiliyor mu?

Esnaf kendisini bulabiliyor mu?

İşçi kendisini bulabiliyor mu?

Üniversite öğrencisi kendisini bulabiliyor mu?

Orta sınıf kendisini bulabiliyor mu?

Kirada yaşayan vatandaş kendisini bulabiliyor mu?

Çocuğunun geleceğinden endişe eden anne-baba kendisini bulabiliyor mu?

Eğer bütün bu insanlar seçim sandığına giderken hâlâ:

“Bunların hiçbirisi beni temsil etmiyor.”

diyorsa, ortada ciddi bir siyasi temsil krizi vardır.


PARTİLER ÇOĞALDI, GÜVEN AZALDI

Türkiye’de siyaset uzun zamandır başka bir hastalığa yakalanmış durumda:

Partiler çoğalıyor, fakat güven çoğalmıyor.

Tabela çoğalıyor.

Genel başkan çoğalıyor.

Parti programı çoğalıyor.

Kurultay çoğalıyor.

Kongre çoğalıyor.

Slogan çoğalıyor.

Ama vatandaşın hayatındaki temel sorunlara gerçekçi çözüm üreten siyaset azalıyor.

Vatandaşın cebine bakıyorsunuz:

Hayat pahalı.

Kiraya bakıyorsunuz:

Kira yüksek.

Emekliye bakıyorsunuz:

Geçim sıkıntısı var.

Gençlere bakıyorsunuz:

Gelecek kaygısı var.

İş dünyasına bakıyorsunuz:

Belirsizlik var.

Çiftçiye bakıyorsunuz:

Maliyet baskısı var.

Topluma bakıyorsunuz:

Güven problemi var.

Sonra dönüp siyasi partilere bakıyorsunuz.

190 tane!

İşte asıl çelişki burada.


HALK PARTİ DEĞİL, ÇÖZÜM ARIYOR

Siyaset bunu anlamak zorunda.

Vatandaş artık yalnızca “hangi parti?” diye bakmıyor.

Vatandaş:

“Kim benim hayatımı düzeltecek?”

diye bakıyor.

Bir parti kendisine Atatürkçü diyebilir.

Başka bir parti sosyal demokrat olduğunu söyleyebilir.

Bir diğeri milliyetçiliği öne çıkarabilir.

Başka biri muhafazakârlığı savunabilir.

Bir başkası merkez siyaseti temsil ettiğini söyleyebilir.

Ama vatandaşın sorusu çok daha basit:

“Ben yarın nasıl yaşayacağım?”

İşte siyaset burada sınıfta kalıyor.

Çünkü vatandaşın hayatındaki gerçek sorunlarla, siyasetin kendi içindeki kavga arasında büyük bir mesafe oluştu.


KARARSIZ SEÇMEN ASLINDA KARARSIZ DEĞİL

Belki de üzerinde en fazla düşünülmesi gereken nokta bu.

“Kararsız seçmen” dediğimiz insanların tamamı gerçekten kararsız olmayabilir.

Bir kısmı aslında çok net:

“Hiçbirinizden memnun değilim.”

diyor olabilir.

Bu başka bir şeydir.

Bir seçmenin iki parti arasında karar verememesi başka…

Bütün partilere mesafeli durması başka.

İkincisi, siyasetin kendisine yönelik bir uyarıdır.

Ve bu uyarıyı görmezden gelmek büyük hata olur.

Çünkü sandıkta kararsız görünen seçmen, aslında siyasete karşı çok net bir mesaj veriyor olabilir:

“Beni ikna edemediniz.”


190 PARTİ, YÜZDE 40'A ULAŞAMIYORSA…

Buradan bütün siyasi partilere açık bir soru sormak gerekiyor:

190 partiye rağmen toplumun yaklaşık yüzde 40'ı neden kendisini temsil edilmiş hissetmiyor?

Cevap vermek zorundasınız.

Çünkü vatandaşın sorunu parti azlığı değil.

Güven eksikliği.

Vatandaşın sorunu ideoloji eksikliği değil.

İnandırıcılık eksikliği.

Vatandaşın sorunu slogan eksikliği değil.

Çözüm eksikliği.

Vatandaşın sorunu aday eksikliği değil.

Liyakat ve güvenilirlik eksikliği.


SİYASETİN EN BÜYÜK RAKİBİ BAŞKA PARTİ DEĞİL

Bugün siyasi partilerin çoğu rakibini başka bir parti sanıyor.

Oysa siyasetin en büyük rakibi bazen başka bir parti değildir.

Sandığa küsen seçmendir.

Daha doğrusu, sandığa gitse bile kime oy vereceğini bilemeyen seçmendir.

Çünkü seçmen bir noktadan sonra siyasi rekabeti izlemekten yorulur.

Aynı kavgaları…

Aynı suçlamaları…

Aynı vaatleri…

Aynı isimleri…

Aynı tartışmaları…

Aynı koltuk mücadelelerini…

Yıllarca izler.

Sonra da şunu söyler:

“Hepsi aynı.”

İşte siyaset açısından en tehlikeli cümle budur.


PARTİLER KENDİLERİNE DEĞİL, HALKA BAKMALI

Türkiye'nin artık yeni bir siyasi tabela yarışına değil, yeni bir siyasi anlayışa ihtiyacı var.

Partiler önce kendi teşkilatlarına değil, topluma bakmalı.

Kendi delegelerine değil, seçmene kulak vermeli.

Koltuk hesabına değil, ülkenin geleceğine odaklanmalı.

Parti içi hesaplaşmaları ülkenin temel sorunlarının önüne koymamalı.

Çünkü vatandaşın derdi:

“Kim genel başkan olacak?”

değil.

Vatandaşın derdi:

“Ben nasıl geçineceğim?”

Vatandaşın derdi:

“Çocuğumun geleceği ne olacak?”

Vatandaşın derdi:

“Adalet var mı?”

Vatandaşın derdi:

“Liyakat var mı?”

Vatandaşın derdi:

“Devlete güvenebilir miyim?”


SONUÇ: SAYI DEĞİL, TEMSİL ÖNEMLİ

190 siyasi parti…

Ama yaklaşık yüzde 40 kararsız.

Bu tablo bize şunu söylüyor:

Türkiye'de siyasi parti eksikliği yok.

Siyasi temsil eksikliği var.

Parti sayısını 200'e çıkarsanız ne olacak?

250'ye çıkarsanız ne olacak?

500 parti kursanız ne olacak?

Eğer vatandaş kendisini o partilerin hiçbirinde göremiyorsa, sayıların hiçbir anlamı yok.

Çünkü demokrasi tabelaların çoğalması değildir.

Demokrasi, vatandaşın “Benim de sesim burada.” diyebilmesidir.

Bugün siyasi partilerin aynaya bakma zamanı geldi.

Ve aynada sadece rakiplerini değil, kendilerini de görmeleri gerekiyor.

Çünkü yüzde 40'lık kararsız seçmen, siyasetin önündeki boşluk değildir.

Siyasetin dolduramadığı boşluktur.

Ve o boşluk büyüdükçe, 190 parti bile yetmez.

Çünkü mesele parti sayısı değil, halkın güvenebileceği siyaset sayısıdır.

190 PARTİ VARSA, AMA HALKIN YÜZDE 40'I HÂLÂ “BİLMİYORUM” DİYORSA; SORUN HALKTA DEĞİL, SİYASETİN KENDİSİNDEDİR.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk