İZVERİ

Köşe yazısı

CHP’NİN MEKKE SINAVI: NE ERDOĞAN’A TESLİMİYET NE DE KÖR MUHALEFET

CHP’nin önünde basit bir “evet-hayır” tercihi yok. Asıl soru şu: Türkiye’nin çıkarlarını koruyarak masada kalmayı ve şart koymayı becerebilecek mi?

Yayınlandı: 26 Ekim 2026 13:41

Güncellendi: 26 Ekim 2026 15:43

Paylaş

CHP’NİN MEKKE SINAVI: NE ERDOĞAN’A TESLİMİYET NE DE KÖR MUHALEFET

CHP’nin önünde basit bir “evet-hayır” tercihi yok. Asıl soru şu: Türkiye’nin çıkarlarını koruyarak masada kalmayı ve şart koymayı becerebilecek mi?

Siyasette en kolay şey bağırmaktır.

En kolay şey “hayır” demektir.

Hele söz konusu iktidarın attığı bir adım ise…

Bir cümle kurarsınız:

“AK Parti yaptı, biz karşıyız.”

Bitti!

Peki Türkiye?

Türkiye'nin güvenliği?

Türkiye'nin bölgedeki çıkarları?

Türkiye'nin gelecekteki askeri yükümlülükleri?

Bunlar ne olacak?

İşte Mekke Anlaşması CHP için tam da bu nedenle sıradan bir oylama değildir.

Bu anlaşma, CHP'nin yalnızca dış politika anlayışını değil, devlet yönetme kapasitesini ve muhalefet anlayışını da test edecektir.

Çünkü CHP'nin önünde iki kolay ama yanlış seçenek vardır.

Birincisi, hiçbir şey sormadan “evet” demek.

İkincisi, hiçbir şeyi yeterince incelemeden “hayır” demek.

Oysa Türkiye'nin ihtiyacı üçüncü bir seçenektir:

ŞARTLI EVET!


CHP, AK PARTİ’YE MUHALEFET ETMEKLE TÜRKİYE’YE MUHALEFET ETMEK ARASINDAKİ FARKI ÖĞRENMELİ

Burada çok temel bir ayrım yapmak zorundayız.

CHP'nin görevi AK Parti'nin yaptığı her şeye karşı çıkmak değildir.

CHP'nin görevi Türkiye'nin çıkarlarını savunmaktır.

AK Parti yanlış yapıyorsa karşı çıkacaksın.

Doğru yapıyorsa destekleyeceksin.

Eksik yapıyorsa tamamlayacaksın.

Riskli bir düzenleme getiriyorsa şart koyacaksın.

İşte gerçek muhalefet budur.

Aksi halde ortaya çıkan şey muhalefet değil, refleks siyaseti olur.

Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren bir savunma anlaşmasını sadece “Erdoğan yaptı” diye reddetmek, CHP'nin yarın iktidara geldiğinde aynı devlet mekanizmasını nasıl yöneteceği konusunda da soru işareti yaratır.

Çünkü yarın CHP iktidara geldiğinde Türkiye'nin uluslararası anlaşmaları, savunma ortaklıkları ve güvenlik ilişkileri devam edecek.

Devlet devamlılıktır.

Partiler değişir.

Hükümetler değişir.

Ama Türkiye'nin güvenlik çıkarları değişmez.


PEKİ NEDEN EVET?

Çünkü Türkiye'nin bölgesel yalnızlığa itilmesi akılcı değildir.

Pakistan önemli bir bölgesel aktördür.

Suudi Arabistan Körfez'in önemli siyasi ve ekonomik güçlerinden biridir.

Türkiye'nin bu ülkelerle savunma, teknoloji, istihbarat ve diplomasi alanlarında ilişkilerini geliştirmesi Türkiye'nin hareket alanını genişletebilir.

Bugün dünyanın büyük güçleri yeni ittifaklar kuruyor.

Yeni güvenlik mimarileri ortaya çıkıyor.

Türkiye'nin bütün bunların dışında kalması mümkün değildir.

Türkiye masada olmalıdır.

Savunma işbirliği sadece savaş demek değildir.

Ortak teknoloji…

Savunma sanayii…

İstihbarat…

Eğitim…

Tatbikat…

Lojistik…

Caydırıcılık…

Bütün bunlar savunma işbirliğinin parçalarıdır.

Dolayısıyla CHP'nin anlaşmaya “evet” demesi başlı başına yanlış değildir.

Hatta Türkiye'nin bölgesel ağırlığını artırdığı ölçüde doğru bile olabilir.

Ama…

EVETİN BİR BEDELİ, BİR SINIRI VE BİR GÜVENCESİ OLMALIDIR.


ÇÜNKÜ KOŞULSUZ EVET, SİYASET DEĞİL TESLİMİYETTİR

CHP'nin yapmaması gereken şey, anlaşmayı sorgulamadan onaylamaktır.

Çünkü uluslararası ilişkilerde iyi niyet yeterli değildir.

Metin önemlidir.

Türkiye'nin hangi durumda hangi yükümlülüğü üstleneceği açıkça yazılmalıdır.

Bir anlaşma ortağı başka bir ülkeyle savaşa girerse ne olacak?

Türkiye otomatik olarak savaşın tarafı mı olacak?

Türk askeri gönderilecek mi?

Silah ve mühimmat sağlanacak mı?

İstihbarat desteği verilecek mi?

Lojistik destek sağlanacak mı?

Bütün bunların sınırı nedir?

Ve en önemlisi:

TÜRKİYE'NİN SAVAŞA GİRME KARARINI KİM VERECEK?

İşte CHP'nin asıl pazarlık etmesi gereken yer burasıdır.


CHP’NİN ŞARTLI EVETİ: 12 NET KOŞUL

1. OTOMATİK SAVAŞ YÜKÜMLÜLÜĞÜ OLMAMALI

Birinci ve en önemli şart budur.

Bir tarafa yapılan saldırının bütün taraflara yapılmış sayılması, Türkiye'nin her durumda otomatik olarak savaşa girmesi anlamına gelmemelidir.

Kolektif savunma mekanizması, Türkiye'nin kendi koşullarını değerlendirme ve karar verme hakkını ortadan kaldırmamalıdır.

Türkiye'nin askeri müdahalesi otomatik hale getirilemez.


2. TBMM’NİN SAVAŞ VE ASKER GÖNDERME YETKİSİ KORUNMALI

Mekke Anlaşması, TBMM'nin anayasal yetkilerini ortadan kaldıracak biçimde yorumlanmamalıdır.

Türkiye'nin başka bir ülkeye asker göndermesi, çatışmaya dahil olması veya uzun süreli askeri operasyon üstlenmesi söz konusu olduğunda Türkiye'nin anayasal mekanizmaları işletilmelidir.

CHP'nin kırmızı çizgisi açık olmalıdır:

“Hiçbir uluslararası anlaşma TBMM'nin anayasal yetkilerinin yerine geçemez.”


3. TÜRKİYE BAŞKA ÜLKELERİN SAVAŞLARINA SÜRÜKLENMEMELİ

Türkiye'nin Pakistan ve Suudi Arabistan'la savunma işbirliği yapması, başka ülkelerin bütün bölgesel sorunlarını üstlenmesi anlamına gelmez.

Pakistan'ın başka bir ülkeyle yaşadığı her kriz Türkiye'nin savaşı değildir.

Suudi Arabistan'ın bütün bölgesel sorunları Türkiye'nin güvenlik sorunu değildir.

Türkiye dostlarının yanında olabilir.

Diplomatik destek verebilir.

Savunma işbirliği yapabilir.

Ama:

Türkiye ortak savunmaya evet der; başkasının savaşına otomatik olarak taraf olmaya hayır der.


4. ANLAŞMA HERHANGİ BİR ÜLKEYE KARŞI SAVAŞ BLOKUNA DÖNÜŞMEMELİ

Türkiye'nin dış politikası bir başka ülkeye karşı kurulmuş askeri blok siyasetine dönüştürülmemelidir.

Özellikle Türkiye'nin İran'a veya başka bir bölge ülkesine karşı oluşturulmuş bir çatışma mimarisinin içine çekilmesine izin verilmemelidir.

Türkiye'nin güvenliği mezhep siyasetine teslim edilemez.

Türkiye Sünni-Şii çatışmasının tarafı değildir.

Türkiye'nin dostları olabilir.

Ama Türkiye'nin düşmanlarını başkaları belirleyemez.


5. NATO VE DİĞER ULUSLARARASI YÜKÜMLÜLÜKLERLE ÇELİŞKİ OLMAMALI

Türkiye yeni bir güvenlik işbirliği kurarken mevcut uluslararası yükümlülüklerini ihlal eder hale gelmemelidir.

Yeni anlaşmalar Türkiye'nin güvenliğini güçlendirmeli, dış politika alanını daraltmamalıdır.

Türkiye'nin güvenlik ilişkileri birbirini tamamlamalı, birbirini felç etmemelidir.


6. 10 YILLIK BAĞLAYICILIK YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ

Uluslararası ilişkilerde on yıl çok uzun bir zamandır.

Bugünün dostlukları yarının krizlerine dönüşebilir.

Bugünün tehditleri yarın ortadan kalkabilir.

Bugünün ittifakları yarın farklı bir jeopolitik anlam kazanabilir.

Bu nedenle Türkiye'nin değişen güvenlik koşullarında hareket alanını tamamen kilitleyecek bir yapı kabul edilmemelidir.

CHP;

  • olağanüstü güvenlik koşullarında,

  • anlaşmanın temel hükümlerinin ihlalinde,

  • taraflardan birinin anlaşmanın ruhuna aykırı hareket etmesi halinde

gözden geçirme ve gerektiğinde çekilme mekanizması bulunmasını istemelidir.


7. SAVUNMA SANAYİİ İŞBİRLİĞİ TÜRKİYE'YE TEKNOLOJİ KAZANDIRMALI

Anlaşmanın Türkiye açısından en önemli fırsatlarından biri savunma sanayii alanıdır.

Ama Türkiye sadece müşteri olmamalıdır.

Ortak üretim yapılmalıdır.

Ortak AR-GE geliştirilmelidir.

Teknoloji transferi sağlanmalıdır.

Türk mühendislik kapasitesi büyütülmelidir.

Fikri mülkiyet hakları Türkiye'nin çıkarlarını koruyacak biçimde düzenlenmelidir.

Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı güçlendirilmelidir.

Türkiye silah satın alan taraf değil, teknoloji üreten ortak olmalıdır.


8. TÜRKİYE'NİN ÜZERİNE SINIRSIZ EKONOMİK VE ASKERİ YÜK KONULMAMALI

Savunma anlaşmaları romantik ifadelerle değil, maliyet hesabıyla değerlendirilir.

Silah…

Mühimmat…

Yakıt…

Lojistik…

Personel…

Bakım…

Operasyon…

Bütün bunların maliyeti vardır.

Türkiye'nin bütçesi sınırsız değildir.

Bu nedenle CHP şunu sormalıdır:

“Bu anlaşmanın Türkiye'ye toplam maliyeti nedir?”

Ve bu maliyetin sınırı açıkça belirlenmelidir.


9. İSTİHBARAT PAYLAŞIMINDA TÜRKİYE'NİN VERİ GÜVENLİĞİ KORUNMALI

İstihbarat paylaşımı karşılıklı güven gerektirir.

Ancak devletlerin en hassas bilgileri istihbarat bilgileridir.

Türkiye;

  • hangi bilgileri paylaşacağını,

  • kimlerle paylaşacağını,

  • hangi makamların yetkili olacağını,

  • bilgilerin üçüncü ülkelere aktarılıp aktarılmayacağını

açık biçimde belirlemelidir.

Türkiye'nin kritik güvenlik bilgileri kontrolsüz biçimde paylaşılmamalıdır.


10. ANLAŞMANIN TÜM EKLERİ VE UYGULAMA PROTOKOLLERİ TBMM DENETİMİNE AÇIK OLMALI

Ana metni görmek yetmez.

Uygulama protokolleri varsa bunların da TBMM'nin denetimine tabi olması gerekir.

Özellikle;

askeri yükümlülükler, kuvvet tahsisi, lojistik destek, istihbarat paylaşımı, ortak operasyonlar ve mali yükümlülükler

konusunda Türkiye'nin neyi taahhüt ettiği bilinmelidir.

Elbette devlet sırrı niteliğindeki bilgiler korunabilir.

Ama “gizlilik” parlamenter denetimin tamamen ortadan kaldırılması için kullanılmamalıdır.


11. ORTAK OPERASYONLAR İÇİN AÇIK KARAR MEKANİZMASI OLMALI

Ortak tatbikat başka şeydir.

Ortak operasyon başka şeydir.

Ortak savaş ise bambaşka bir şeydir.

Türkiye'nin ortak bir askeri operasyona katılması için açık bir karar mekanizması bulunmalıdır.

Hiçbir askeri işbirliği maddesi Türkiye'yi otomatik olarak fiili savaşın tarafı haline getirmemelidir.

ORTAK SAVUNMA VAR; OTOMATİK SAVAŞ YOK.


12. TÜRKİYE'NİN EGEMEN KARAR HAKKI KORUNMALI

Bütün maddelerin üzerinde duran temel ilke budur.

Türkiye'nin kendi güvenliği konusunda son sözü Türkiye söylemelidir.

Hiçbir ortak karar mekanizması Türkiye'nin egemen iradesinin yerine geçmemelidir.

Bir başka ülkenin güvenlik önceliği Türkiye'nin güvenlik önceliği haline getirilemez.

Türkiye'nin açık rızası olmadan Türkiye adına askeri yükümlülük üretilemez.


İŞTE CHP'NİN ASIL SINAVI BURADA

CHP'nin önündeki mesele sadece “Mekke Anlaşması'na evet mi, hayır mı?” değildir.

Asıl mesele şudur:

CHP, Türkiye'nin çıkarlarını merkeze koyan bir muhalefet yapabilecek mi?

Çünkü koşulsuz “hayır” en kolay muhalefettir.

Hiçbir sorumluluk almazsınız.

Hiçbir pazarlık yapmazsınız.

Hiçbir güvence istemezsiniz.

Sadece karşı çıkarsınız.

Koşulsuz “evet” ise başka bir kolaycılıktır.

Sorgulamazsınız.

Şart koymazsınız.

Hükümeti denetlemezsiniz.

Ama şartlı evet zordur.

Çünkü anlaşmayı okumak zorundasınız.

Madde madde incelemek zorundasınız.

Riskleri görmek zorundasınız.

Fırsatları görmek zorundasınız.

Hükümeti açıklama yapmaya zorlamak zorundasınız.

Türkiye'nin çıkarlarını güvence altına almak zorundasınız.

İşte gerçek muhalefet budur.


CHP'NİN SÖYLEMESİ GEREKEN CÜMLE BELLİDİR

CHP'nin bu konudaki siyasi tutumu lafı dolandırmadan ortaya konulmalıdır:

“Biz Mekke Anlaşması'na hükümete destek olmak için değil, Türkiye'nin güvenliğini, caydırıcılığını ve bölgesel ağırlığını güçlendirdiği ölçüde destek veriyoruz. Türkiye'nin savunma sanayisini, teknolojik kapasitesini ve diplomatik hareket alanını güçlendiren her işbirliğine açığız. Ancak Türkiye'yi başka ülkelerin savaşlarına otomatik olarak dahil edecek, TBMM'nin anayasal yetkilerini sınırlayacak, Türkiye'yi herhangi bir üçüncü ülkeye karşı mezhep veya blok çatışmasının tarafı haline getirecek, Türkiye'ye sınırsız ekonomik ve askeri yük getirecek hiçbir hükmü kabul etmiyoruz.”

İşte bu cümle CHP'yi hem iktidarın peşine takılan bir muhalefetten hem de her şeye refleks olarak “hayır” diyen bir muhalefetten ayırır.


SON SÖZ: CHP'NİN ÖLÇÜSÜ ERDOĞAN DEĞİL, TÜRKİYE OLMALI

CHP'nin kararının ölçüsü Erdoğan olmamalıdır.

Özgür Özel olmamalıdır.

AK Parti hiç olmamalıdır.

Ölçü:

TÜRKİYE'NİN ÇIKARI OLMALIDIR.

Türkiye'nin caydırıcılığını artıran savunma işbirliğine EVET.

Türkiye'nin bölgesel ağırlığını artıran diplomasiye EVET.

Savunma sanayiinde teknoloji transferine EVET.

Ortak üretime EVET.

Türkiye'nin güvenliğini güçlendiren kolektif savunmaya EVET.

Ama Türkiye'yi otomatik savaşa sokacak hükme HAYIR.

TBMM'nin yetkisini zayıflatacak düzenlemeye HAYIR.

Türkiye'yi başkasının bölgesel savaşına sürükleyecek anlayışa HAYIR.

Türkiye'yi mezhep savaşının tarafı yapacak siyasete HAYIR.

Türkiye'nin üzerine sınırsız ekonomik ve askeri yük bindirecek mekanizmaya HAYIR.

Türkiye'nin egemen karar hakkını sınırlayacak her hükme KESİN HAYIR.

Ve bütün bunların sonunda CHP'nin söylemesi gereken cümle son derece açık:

“BİZ MEKKE ANLAŞMASI’NA TÜRKİYE İÇİN EVET DİYORUZ; TÜRKİYE’Yİ BAŞKALARININ SAVAŞINA SÜRÜKLEYECEK HER HÜKME İSE HAYIR DİYORUZ.”

Çünkü mesele Erdoğan'a “evet” ya da Erdoğan'a “hayır” demek değildir.

Mesele Türkiye'nin güvenliğine evet, Türkiye'nin egemenliğini sınırlayacak her şeye hayır diyebilmektir.

KOŞULSUZ EVET TESLİMİYETTİR.

KOŞULSUZ HAYIR KOLAYCILIKTIR.

ŞARTLI EVET İSE DEVLET AKLIDIR.

CHP'nin vermesi gereken mesaj tam da budur:

“İKTİDARA MUHALEFİZ; TÜRKİYE’YE DEĞİL.”

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

8 dk