İZVERİ

Köşe yazısı

6–7 EYLÜL: NEFRETİN ARKASINDAKİ GANİMET

6–7 Eylül: Nefret örgütlendi, İstanbul yağmalandı. Bir pogromun ardındaki siyaset, devlet, propaganda ve mülksüzleştirmenin karanlık tarihi.

Yayınlandı: 7 Eylül 2026 15:08

Güncellendi: 7 Ekim 2026 20:45

Paylaş

6–7 EYLÜL: NEFRETİN ARKASINDAKİ GANİMET

Gericilik yalnızca geçmişe özlem değildir.

Bir siyaset biçimidir.

Yalandan beslenir.

Korkuyu örgütler.

Dini ve milliyetçiliği araçsallaştırır.

Kendisine benzemeyeni “öteki” ilan eder.

Sonra o ötekinin evine, dükkânına, ibadethanesine, mezarlığına yönelen öfkeyi meşrulaştırır.

6–7 Eylül 1955 bunun Türkiye tarihindeki en karanlık örneklerinden biridir.

Çünkü o iki gece yalnızca İstanbul’un Rumlarına saldırılmadı.

Birlikte yaşama fikrine saldırıldı.

Hafızaya saldırıldı.

Komşuluk hukukuna saldırıldı.

Ve belki de en önemlisi:

İnsanların önce kimlikleri hedef gösterildi, ardından malları yağmalandı.

ÖNCE YALAN

Linçlerin çoğu bir yalanla başlar.

6 Eylül 1955’te de Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalandığı haberi yayıldı.

İstanbul Ekspres gazetesi olağanüstü yüksek tirajla ikinci baskıya çıktı.

Başlık hazırdı.

Öfke hazırlandı.

Kalabalık sokağa çıktı.

Fakat tarihin bize öğrettiği en önemli şeylerden biri şudur:

Kalabalıklar çoğu zaman kendiliğinden nefret etmez.

Nefret üretilir.

Öteki tarif edilir.

Hedef gösterilir.

Sonra kalabalığa yalnızca şu duygu bırakılır:

“Yaptığım şey suç değil; memlekete hizmet.”

İşte linç kültürünün sosyolojisi burada başlar.

İnsan, karşısındaki insanı artık Yorgo, Eleni, Kirkor ya da komşusu olarak görmez.

Bir kimliğin temsilcisi olarak görmeye başlar.

“Biz” ve “onlar” yaratılmıştır.

Gerisi kolaydır.

ÖNCE İNSANLIKTAN ÇIKAR, SONRA MÜLKÜNE EL KOY

Nefret siyaseti yalnızca ideolojik değildir.

Ekonomik bir tarafı da vardır.

6–7 Eylül’ü yalnızca milliyetçi bir taşkınlık olarak okumak bu nedenle eksiktir.

Çünkü saldırıya uğrayanların dükkânları vardı.

Evleri vardı.

Atölyeleri vardı.

Sermayeleri vardı.

Şehrin ticari ve kültürel hayatında yerleri vardı.

Vitrinler kırılırken yalnızca cam kırılmıyordu.

Bir ekonomik düzen de yeniden kuruluyordu.

Yağma bu yüzden tesadüf değildir.

Ötekileştirme ile mülksüzleştirme tarih boyunca defalarca yan yana yürümüştür.

Önce bir topluluğun bu ülkeye aidiyeti tartışmaya açılır.

Sonra hakları.

Sonra mülkleri.

En sonunda varlıkları.

Çünkü bir insanı soymanın en kolay yolu, önce toplumun gözünde onu “bizden biri” olmaktan çıkarmaktır.

GERİCİLİĞİN EN BÜYÜK SERMAYESİ: KORKU

Gericilik yalandan, talandan, din simsarlığından ve kendisi gibi olmayana duyduğu nefretten beslenir.

Ama bütün bunları ayakta tutan asıl duygu korkudur.

“Din elden gidiyor.”

“Vatan bölünüyor.”

“Düşman içerimizde.”

“Bunlar bizden değil.”

Bu cümlelerin biçimi değişir.

Hedef değişir.

Dönem değişir.

Ama mekanizma şaşırtıcı biçimde aynı kalır.

Çünkü korkutulmuş toplum düşünmez.

Saflaşır.

Saflaşan toplum soru sormaz.

Taraf seçer.

Ve siyasal iktidarlar açısından en kullanışlı yurttaş tipi, gerçeği araştıran değil; kendisine gösterilen düşmandan nefret eden yurttaştır.

6–7 EYLÜL BİR “KALABALIK TAŞKINLIĞI” DEĞİLDİ

Tarihi masumlaştırmanın en kolay yolu kullanılan kelimeleri değiştirmektir.

“Hadise” dersiniz.

“Olaylar” dersiniz.

“Galeyana gelen halk” dersiniz.

Böylece faili görünmez kılarsınız.

Oysa yüzlerce işyerinin, evin, kilisenin ve başka mekânların hedef alınması; insanların saldırıya uğraması, mezarlıkların dahi tahrip edilmesi basit bir öfke patlaması olarak açıklanamaz.

Ortada örgütlenmiş bir nefret atmosferi vardır.

Ve burada rahatsız edici bir soru sormak gerekir:

Bir toplum komşusunun evini yağmalayabilecek noktaya nasıl gelir?

Cevap yalnızca siyaset değildir.

Aynı zamanda sosyolojidir.

Çünkü otorite nefretin kapısını açabilir.

Ama o kapıdan içeri girecek insanları yıllarca üretilmiş önyargılar hazırlar.

Siyaset kibriti çakar.

Toplumsal önyargılar benzini taşır.

Yağmacı ise yangından payını almaya gelir.

6–7 Eylül tam da bu üçlünün kesiştiği yerdir:

İktidar, nefret ve çıkar.

KOMŞUNUN EVİ YANARKEN

6–7 Eylül’ün en ağır mirası yalnızca yıkılan dükkânlar değildir.

İnsanların bu topraklara duyduğu güvenin yıkılmasıdır.

Bir sabah uyandığınızda yıllardır aynı sokakta yaşadığınız insanların artık size başka gözle baktığını düşünün.

Kasabınız.

Terziniz.

Komşunuz.

Çocuğunuzun okul arkadaşı.

Dün birlikte kahve içtiğiniz insanlardan bazıları bugün vitrininizi kırıyor.

İşte pogromun gerçek yıkımı budur.

Bina yeniden yapılabilir.

Vitrin yeniden takılabilir.

Dükkân yeniden açılabilir.

Ama birlikte yaşama duygusu kırıldığında onu yeniden kurmak kuşaklar sürer.

Bu nedenle 6–7 Eylül yalnızca Rumların, Ermenilerin ya da Yahudilerin meselesi değildir.

Bu ülkenin demokrasi meselesidir.

Vicdan meselesidir.

Hafıza meselesidir.

ASIL SORU BUGÜNE AİT

Tarihi anmak kolaydır.

Asıl mesele tarihin mekanizmalarını tanımaktır.

Bugün herhangi bir topluluğun önüne “hain”, “düşman”, “ahlaksız”, “yerli değil”, “bizden değil” etiketi yapıştırıldığında 6–7 Eylül’ü hatırlamak gerekir.

Çünkü hiçbir pogrom kırılan ilk vitrinle başlamaz.

Çok daha önce başlar.

Bir gazete manşetinde…

Bir siyasetçinin kürsüsünde…

Bir vaazda…

Bir televizyon programında…

Bir sosyal medya paylaşımında…

Bir komşu sohbetinde…

Önce kelimeler değişir.

Sonra bakışlar.

Sonra insanlar susmaya başlar.

En sonunda birileri taşı eline alır.

Ve tarih bize tekrar tekrar aynı soruyu sorar:

O ilk taş atılmadan önce siz neredeydiniz?

6–7 Eylül’ü anmak bu nedenle yalnızca geçmişin mağdurlarına saygı göstermek değildir.

Bugünün nefret diline karşı taraf olmaktır.

Çünkü medeniyet, insanın kendisine benzeyeni sevmesi değildir.

Asıl medeniyet;

kendisine benzemeyenin de bu ülkenin sokağında, evinde, ibadethanesinde, dükkânında korkmadan yaşayabilmesini savunabilmektir.

6–7 Eylül bize hâlâ şunu söylüyor:

Bir ülkenin gerçek çöküşü binaları yıkıldığında değil, komşusunun kapısına saldıran kalabalığı “bizimkiler” diye görmeye başladığında başlar.

Unutmadık.

Çünkü unutmak yalnızca geçmişi silmez.

Bir sonraki linç için hafızayı da savunmasız bırakır.

Hakan URUN

7 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk