İZVERİ

Köşe yazısı

ALEVİLERE RÖNESANS VAAT ETMEK, TARİHİ BİLMEMEKTİR

“Size bir Rönesans lazım.” demek, tarihsel hafızanın üzerine bugünün siyasi kavramlarını yapıştırmaktan başka nedir?

Yayınlandı: 17 Eylül 2026 14:32

Güncellendi: 5 Ekim 2026 13:04

Paylaş

ALEVİLERE RÖNESANS VAAT ETMEK, TARİHİ BİLMEMEKTİR

Alevilerin yeniden doğuşa değil, tarihleriyle yüzleşmeye cesaret edemeyenlerin tarih okumasına itirazı var

Abdullah Öcalan’ın son açıklamasında kullandığı “Alevi Rönesansı” kavramı üzerinde durmak gerekiyor.

Çünkü bazen tek bir kelime, bir siyasal yaklaşımın bütün sorununu ortaya koyar.

Rönesans ne demektir?

Yeniden doğuş.

Peki Aleviler ölmüş müdür ki yeniden doğsun?

Yüzyıllar boyunca baskıya, yasaklara, dışlanmaya ve ağır toplumsal travmalara rağmen inancını, kültürünü ve düşüncesini yaşatan bir topluma bugün kalkıp “Sizin Rönesans'a ihtiyacınız var” demek, öncelikle o toplumun tarihini ne kadar bildiğinizi sorgulatır.

Aleviler kayıp bir uygarlık değildir.

Aleviler tarihin kenarında unutulmuş bir topluluk değildir.

Aleviler başkasının vereceği siyasal izinle var olacak bir kimlik hiç değildir.

Aleviler zaten vardır.

Hem de yüzyıllardır.

Rönesans arıyorsanız yanlış yere bakıyorsunuz

Alevi-Bektaşi düşüncesinin tarihine bakın.

Hacı Bektaş Veli…

Yunus Emre…

Kaygusuz Abdal…

Pir Sultan Abdal…

Ve daha niceleri…

İnsanı merkeze alan, aklı ve vicdanı önemseyen, adalet ve ahlak üzerinden şekillenen bir düşünce dünyası ortaya çıkmıştır.

Sazla taşınan…

Nefesle aktarılan…

Cemle yaşatılan…

Sözle kuşaktan kuşağa devredilen bir kültürdür bu.

Şimdi çıkıp bu topluma:

“Size bir Rönesans lazım.”

demek, tarihsel hafızanın üzerine bugünün siyasi kavramlarını yapıştırmaktan başka nedir?

Alevilerin ihtiyacı Rönesans değil.

Tanımadır.

Eşit yurttaşlıktır.

Özgürlüktür.

Laikliktir.

Hukuki güvence ve ayrımcılığın sona ermesidir.

Yavuz-İdris üzerinden tarih mühendisliği yapılmaz

Asıl tartışılması gereken noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor.

Öcalan, İdris-i Bitlisi ve Yavuz Sultan Selim dönemindeki gelişmeler üzerinden geçmişteki siyasal ittifakları bugünün “demokratik ittifak” arayışına bağlayan bir çerçeve kuruyor.

Ancak tarih, bugünkü siyasi projelere meşruiyet sağlayacak şekilde seçilip yeniden paketlenemez.

Özellikle Alevilerin tarihsel hafızasında Yavuz Sultan Selim dönemi, yalnızca diplomatik ittifaklar ve siyasi anlaşmalar üzerinden okunabilecek bir dönem değildir.

Alevilerin kolektif hafızasında bu dönem baskı, çatışma ve kıyım deneyimleriyle de yer almaktadır.

Dolayısıyla dünün egemenler arasındaki ittifaklarını bugünün demokratik ittifaklarına doğrudan tarihsel referans yapmak, son derece tartışmalı bir süreklilik kurmaktır.

Burada sorulması gereken soru basittir:

Geçmişin hangi bölümünü anlatıyoruz ve hangi bölümünü neden dışarıda bırakıyoruz?

Tarihçilik tam da burada başlar.

Çünkü tarih, siyasi projeye uygun parçaların seçilip geri kalanının unutulması değildir.

Alevilerin adına Alevilerin geleceğini tarif etmeyin

Bir başka sorun da Alevilerin “kurucu özne” olarak siyasal bir projenin içine yerleştirilmesidir.

Aleviler elbette siyasetin öznesidir.

Ama başkasının çizdiği projenin öznesi olmak zorunda değildir.

Alevilerin siyasi iradesi vardır.

Kendi örgütleri vardır.

Kendi aydınları vardır.

Kendi tarihçileri vardır.

Kendi hafızaları vardır.

Ve en önemlisi:

Kendi kararlarını verecek yurttaşlardır.

Alevileri bir siyasi projenin doğal bileşeni olarak tanımlamak ne kadar sorunluysa, Alevilerin iradesini yok saymak da o kadar yanlıştır.

Kimsenin Alevilere siyasi kimlik biçme hakkı yoktur.

Aleviler adına konuşmak başka şeydir.

Alevilerin ne olması gerektiğini tarif etmek başka şeydir.

Asıl Rönesans kimin ihtiyacı?

Burada söylenecek söz daha da nettir.

Eğer Ortadoğu'da bir Rönesans'tan söz edilecekse, tartışmanın yönünü Alevilere çevirmek yerine; dinsel otorite ile siyasal iktidarın iç içe geçtiği, mezhepçiliğin güçlü olduğu, bireysel özgürlüklerin dinsel yorumlarla sınırlandığı yapılara çevirmek gerekir.

Çünkü modern dünyanın temel meselelerinden biri hâlâ şudur:

İnsan mı siyasetin merkezindedir, yoksa siyaset insanı belirli bir inanç kalıbına mı sokacaktır?

Bilim mi belirleyicidir?

Yoksa dogma mı?

Laik hukuk mu?

Yoksa dinsel otorite mi?

Özgür yurttaş mı?

Yoksa itaat eden kul mu?

İşte gerçek aydınlanma tartışması burada başlar.

Cumhuriyet'in laiklik deneyimini de yok sayamazsınız

Türkiye'nin modernleşme tarihinde Cumhuriyet'in laiklik ve yurttaşlık anlayışının taşıdığı anlamı da görmezden gelemeyiz.

Saltanatın kaldırılması…

Hilafetin kaldırılması…

Medeni Kanun…

Laiklik…

Eğitim alanındaki dönüşümler…

Halkevleri…

Köy Enstitüleri…

Bütün bunlar Türkiye'nin geleneksel toplum yapısından modern yurttaşlık düzenine geçiş çabasının parçalarıdır.

Elbette Cumhuriyet'in bütün uygulamaları eleştiriden muaf değildir.

Ancak laiklik ilkesinin Türkiye'deki tarihsel önemini görmezden gelmek de doğru değildir.

Çünkü laiklik yalnızca Alevilerin değil, Sünnilerin, Alevilerin, inanmayanların ve farklı inançların tamamının devlet karşısında eşit yurttaş olabilmesinin hukuki zeminidir.

Laiklik bir mezhep tercihi değildir.

Devletin inançlar karşısında tarafsızlığıdır.

Aleviler Rönesans beklemiyor

O halde meseleyi doğru koyalım.

Aleviler yeni bir Rönesans beklemiyor.

Aleviler yüzyıllardır taşıdıkları mirasın görülmesini bekliyor.

İnsan merkezli düşüncelerinin tanınmasını…

İnanç özgürlüklerinin güvence altına alınmasını…

Eşit yurttaşlığın gerçek anlamıyla uygulanmasını…

Laik hukuk düzeninin korunmasını…

Ve kendi gelecekleri hakkında kendilerinin söz sahibi olmasını…

Bunların hiçbiri “Rönesans” değildir.

Bunlar demokratik yurttaşlığın en temel şartlarıdır.

Tarihi düzeltmek başka, tarihi yeniden yazmak başka

Öcalan'ın Yavuz-İdris ittifakına ilişkin önceki değerlendirmelerini “düzeltme” çabası ayrıca tartışılabilir.

Ama bir tarihsel değerlendirmeyi düzeltirken başka bir tarihsel sorun yaratmamak gerekir.

Çünkü Alevilerin hafızası birkaç siyasi kavramla yeniden biçimlendirilemez.

İttifak vardı diye acılar yok olmaz.

Siyasi hesap vardı diye tarihsel hafıza ortadan kalkmaz.

Bugünün siyasi ihtiyacı dünün yaşananlarını değiştirmez.

Alevilerin tarihini Alevilerin yerine yeniden yazmaya kalkmak, hangi siyasi amaçla yapılırsa yapılsın, doğru bir yöntem değildir.

Son söz

Alevilere “Rönesans lazım” demeden önce Alevilerin tarihini okuyun.

Alevilerin ozanlarını okuyun.

Alevilerin nefeslerini dinleyin.

Cem kültürünü anlayın.

Yüzyıllar boyunca nasıl yaşadıklarına bakın.

Baskıya rağmen nasıl ayakta kaldıklarını görün.

Sonra tekrar sorun:

Gerçekten Rönesans'a ihtiyaçları var mı?

Bence asıl sorulması gereken başka bir sorudur:

Aleviler yüzyıllardır insanı, aklı, ahlakı ve vicdanı merkeze alan bir kültürel miras taşırken; Ortadoğu'da dogmatizmin, mezhepçiliğin ve siyasal din anlayışının egemen olduğu toplumlar kendi aydınlanmalarını ne zaman gerçekleştirecek?

Alevilere Rönesans vaat etmek kolaydır.

Zor olan, Alevilerin zaten taşıdığı tarihsel mirası kabul etmektir.

Çünkü mesele Alevileri yeniden doğurmak değildir.

Mesele, onların hiç ölmediğini görebilmektir.

Ve tarih açısından en büyük yanılgı şudur:

Kendi siyasi projenize yeni bir tarih yazmakla, tarihi anlamak aynı şey değildir.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk