İZVERİ.

Köşe yazısı

Anneler Hep Tok, Babalar İse Neden Hep Unutkan Olmak Zorunda ?

Toplumun büyük çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor. Ama yanlış anlamayın; Türkiye’den bahsetmiyorum!

Yayınlandı: 28 Ağustos 2026 01:27

Paylaş

Neden anneler hep tok, babalar ise unutkan olmak zorunda?

Bir ülke düşünün…

Toplumun büyük çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor. Ama yanlış anlamayın; Türkiye’den bahsetmiyorum!

Öyle bir ülkeden söz ediyorum ki emekliler torunlarına gönül rahatlığıyla hediye alabiliyor, asgari ücretliler her yıl tatile çıkabiliyor. Üstelik bu ülkede “30 yoksa yokuz” diyerek siyaset yapanlar var; siyaseten yok olmayı bir türlü başaramayanlar da…

Yanlışa yanlış, hırsıza hırsız, arsıza arsız diyemeyenlerin ülkesi burası.

Çünkü burada “Padişahım, sen çok yaşa!” demek, hakkı söylemekten daha güvenli.

Milletvekilleri süper emekli olurken, bazıları iki-üç maaşla hayatını garanti altına alırken; milyonlarca insan ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Birileri için hayat gerçekten çok güzel!

Ama fakirseniz, fakir kalmaya mahkûm olduğunuz bir dünya gerçeğiyle karşı karşıyasınız.

Sonra dönüp topluma bakıyoruz.

Yüzlerden düşen 1001 gece masallarındaki 1001 üzgün parça…

Her evde başka bir hesap, her sofrada başka bir eksik, her ailede başka bir geçim derdi.

Ve bütün bunların ortasında hepimiz birbirimize aynı cümleyi söylemeye devam ediyoruz:

Ben ne yapabilirim ki?”

İşte tam burada durmak gerekiyor.

Çünkü kardeşim, sen de suçlusun!

Evet, sen de suçlusun.

Yanlışı gördüğün hâlde sustuysan, haksızlığa uğrayanın yanında durmadıysan, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” dediysen, üç kuruşluk menfaat uğruna doğrularından vazgeçtiysen sen de bu düzenin bir parçasısın.

Sadece yönetenler değil, yönetilenler de kendi payına düşen sorumluluğu sorgulamak zorunda.

Çünkü toplumlar yalnızca siyasetçiler tarafından değil, sessiz kalanların çoğalmasıyla da değişir.

Bugün geldiğimiz noktada artık yaptıklarımızla övünme zamanı değil.

Yapamadıklarımızı konuşma zamanı.

Nerede sustuk?

Nerede görmezden geldik?

Nerede haksızlığın karşısında durmak yerine başımızı çevirdik?

Nerede “Bana ne?” dedik?

Ve en önemlisi…

Çocuklarımızın, torunlarımızın yaşayacağı ülkeye karşı sorumluluğumuzu ne zaman unuttuk?

Belki de şimdi gerçekten övünme zamanı…

Ama yaptıklarımızla değil;

Yapamadıklarımızı değiştirmeye cesaret ettiğimiz günle övünelim.

Çünkü annelerin hep tok, babaların hep unutkan olmak zorunda olmadığı;

emeklinin torununa hediye alabilmek için ay sonunu beklemediği;

asgari ücretlinin tatili bir lüks değil, hayatın doğal bir parçası olarak gördüğü;

hakkın, hukukun ve adaletin makamdan, paradan ve güçten üstün olduğu bir ülke mümkündür.

Yeter ki susmanın da bir tercih olduğunu,

seyretmenin de bir sorumluluk taşıdığını,

“Ben ne yapabilirim ki?” demenin artık bu ülkenin hiçbir sorununu çözmediğini anlayalım.

Çünkü bazen değişmesi gereken sadece ülke değildir.

Bizi bu hâle alıştıran sessizliğimizdir.

İstersen bunu bir sonraki adımda �⁠daha sert, daha siyasi ve gazete köşe yazısı havasında da yeniden kurgulayabilirim.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

2 dk