AVM OTOPARKI MİLLİ GELİR TABLOSU DEĞİLDİR!
TÜKETENLERİN GÖLGESİNDE TÜKETEMEYENLER
Son zamanlarda ekonomik tartışmalarda garip bir akıl yürütmeyle karşı karşıyayız:
AVM'ler dolu.
Restoranlarda yer yok.
Starbucks kalabalık.
Otel ve tatil beldeleri hareketli.
İnsanlar alışveriş yapıyor.
O halde ekonomide sorun yok.
Hatta “milletin parası var.”
Peki gerçekten öyle mi?
Bir ülkenin ekonomik durumunu AVM otoparkındaki otomobil sayısından, bir kahve zincirindeki müşteri yoğunluğundan veya bir turizm beldesindeki otel doluluk oranından mı okuyacağız?
Eğer ekonomi biliminin yöntemi buysa TÜİK'e, Merkez Bankası'na, gelir dağılımı tablolarına, hanehalkı bütçe araştırmalarına ne gerek var?
Bir AVM'nin otoparkını saymak yeterli.
Oysa mesele tam da burada başlıyor:
GÖRÜNEN TÜKETİM İLE TOPLUMSAL REFAH AYNI ŞEY DEĞİLDİR.
Bir ekonomide insanların para harcaması, ekonomik aktivitenin göstergesidir.
Ama kimlerin harcadığı, ne kadar harcadığı, bu harcamanın gelirlerinin ne kadarını götürdüğü ve geride ne bıraktığı daha önemli sorulardır.
Çünkü ekonomi yalnızca kasadan geçen paradan ibaret değildir.
Ekonomi aynı zamanda gelirin nasıl dağıldığıdır.
RAKAMLARIN ÖNÜNE BAKALIM
TÜİK'in 2025 Gelir Dağılımı İstatistikleri'ne göre en yüksek gelir grubundaki %20'lik kesim, toplam gelirin %48'ini alıyor.
En düşük gelir grubundaki %20'nin aldığı pay ise yalnızca %6,4.
TÜİK'in hesapladığı P80/P20 oranı da 7,5. Yani en yüksek gelir grubunun gelirden aldığı pay, en düşük gelir grubunun aldığı payın 7,5 katı.
Şimdi bu rakamı bir kenara bırakıp tekrar AVM'ye bakalım.
AVM kalabalık.
Peki o kalabalık Türkiye'nin ekonomik ortalaması mı?
Hayır.
Çünkü gelir toplumun bütün kesimlerine aynı şekilde dağılmıyor.
Bir tarafta toplam gelirin neredeyse yarısını alan nüfusun %20'si var.
Diğer tarafta toplam gelirin yalnızca %6,4'üyle hayatını sürdürmeye çalışan %20 var.
İşte AVM fotoğrafının kadrajına girmeyen gerçek burada başlıyor.
%48 VE %6,4 SADECE İKİ RAKAM DEĞİLDİR
Bu iki rakamı sadece istatistik olarak okumak büyük hata olur.
Çünkü bu rakamlar bize ekonomik tercih alanının nasıl farklılaştığını anlatıyor.
Yüksek gelir grubundaki bir hane için 2.000 liralık restoran hesabı, bütçenin küçük bir parçası olabilir.
Düşük gelirli bir hane için aynı 2.000 lira:
market alışverişi, fatura, ulaşım veya kira bütçesiyle yarışabilir.
Aynı para.
Aynı ülke.
Aynı fiyat.
Ama farklı ekonomik gerçeklik.
İşte gelir eşitsizliği budur.
Dolayısıyla bir restoranda masaların dolu olması bize yalnızca şunu söyler:
Bazı insanlar 2.000 liralık hesabı ödeyebiliyor.
Ama bize şunu söylemez:
Toplumun tamamı rahat mı?
ASLİ SORU: PARA VAR MI, YOK MU DEĞİL; PARA KİMDE?
Ekonomi tartışmasının en büyük yanılgılarından biri “millette para var” cümlesidir.
Hangi millette?
Kimde?
Ne kadar?
Gelirin hangi diliminde?
Ve bu gelir temel ihtiyaçlara ne kadar harcandıktan sonra geriye kalıyor?
İşte bilimsel ekonomik analiz burada başlar.
TÜİK'in 2025 Hanehalkı Tüketim Harcaması verileri bu açıdan son derece çarpıcı.
En düşük gelir grubundaki %20'lik haneler tüketim harcamalarının:
%38,7'sini konut ve kiraya,
%29,2'sini gıda ve alkolsüz içeceklere ayırıyor.
Yani toplam %67,9.
Başka bir ifadeyle:
En düşük gelir grubunda her 100 liralık tüketim bütçesinin yaklaşık 68 lirası yalnızca barınma ve beslenmeye gidiyor.
Peki geriye ne kalıyor?
32 lira.
Ulaşım.
Giyim.
Sağlık.
Eğitim.
İletişim.
Kültür.
Sosyal yaşam.
Tatil.
Tasarruf.
Ve hayatın diğer bütün ihtiyaçları.
ŞİMDİ DİĞER TARAFA BAKALIM
En yüksek gelir grubundaki %20'lik kesimde konut ve kira harcamalarının payı %25,7, gıda ve alkolsüz içeceklerin payı ise %12,4.
Toplam:
%38,1.
Bir tarafta zorunlu iki harcama kalemi bütçenin %67,9'unu götürüyor.
Diğer tarafta %38,1'ini.
Aradaki fark:
29,8 PUAN.
Bu rakamın ekonomik anlamı nedir?
Şudur:
Geliri düşük olanın bütçesi hayatta kalmaya, geliri yüksek olanın bütçesi ise tercih yapmaya daha fazla alan bırakıyor.
Dolayısıyla yüksek gelir grubunun restoranlarda, kafelerde, tatil beldelerinde ve AVM'lerde daha görünür olması şaşırtıcı değildir.
Çünkü onların tüketim kapasitesi daha geniştir.
Mesele insanların tüketmesi değil; toplumun ne kadarının zorunlu tüketimden sonra özgürce harcayabileceği gelire sahip olduğudur.
AVM NEDEN YANILTIR?
Çünkü AVM bize orada bulunanları gösterir.
Orada olmayanları göstermez.
Kafede oturanı görürüz.
Ama kahve parasını denkleştiremeyeni görmeyiz.
Restorandaki masaları görürüz.
Ama evinde yemek yapmak zorunda olanı görmeyiz.
Tatil beldesindeki kalabalığı görürüz.
Ama maddi nedenlerle tatile çıkamayanı görmeyiz.
Yeni otomobili görürüz.
Ama kredi borcunu çevirmeye çalışanı görmeyiz.
Vitrini görürüz.
Mutfaktaki hesabı görmeyiz.
Bu nedenle yalnızca görünen tüketim üzerinden ekonomik sonuç çıkarmak, istatistikte ciddi bir seçilim yanlılığı yaratır.
Çünkü gözlemlediğiniz insanlar zaten tüketim yapabilen insanlardır.
Tüketemeyenler sizin gözleminizin dışında kalır.
Görünmeyeni saymadan, görüneni bütün gerçek sanmak ekonomik analiz değil; vitrin okumaktır.
PEKİ TATİL BELDELERİ?
“Oteller dolu.”
Olabilir.
Ama bundan “Türkiye'de herkesin tatile çıkabilecek parası var” sonucu çıkar mı?
Çıkmaz.
TÜİK'in 2025 verisinde yurt içi seyahate çıkmayan 15 yaş ve üzerindeki kişilerin %55,4'ü maddi imkânsızlığı neden olarak belirtiyor.
Bu veri bize çok önemli bir şey söylüyor:
Tatile çıkmamak her zaman tercih değildir; önemli bir bölüm için ekonomik zorunluluktur.
O halde otellerin doluluğu ekonominin yalnızca bir tarafıdır.
Tatile çıkamayanların sayısı da diğer tarafıdır.
Birini gösterip diğerini saklamak, ekonomik tabloyu eksiltmektir.
İCRA DOSYASI DA EKONOMİK GÖSTERGEDİR!
Şimdi asıl soruyu soralım:
AVM'nin doluluğu ekonomik göstergeyse,
borçluluk neden ekonomik gösterge olmasın?
Restoran cirosu ekonomik aktiviteyse,
şirket kapanmaları neden olmasın?
Turizm hareketliliği refah göstergesiyse,
maddi imkânsızlık nedeniyle tatile çıkamamak neden olmasın?
Tüketici harcaması önemliyse,
kredi kartı borcu neden önemli olmasın?
Yeni otomobil satışları ekonomik canlılığı gösteriyorsa,
hanelerin satın alma gücü neden gösterge olmasın?
İşte burada ekonomik tartışmanın samimiyet testi başlıyor.
Hoşumuza giden göstergeleri “ekonomi”, hoşumuza gitmeyen göstergeleri “abartı” ilan edersek ekonomi değil, propaganda yapmış oluruz.
Ekonominin bütün göstergeleri birlikte okunmalıdır.
EKONOMİ BÜYÜYEBİLİR; AMA REFAH AYNI ÖLÇÜDE DAĞILMAYABİLİR
Burada başka bir kavramı da birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Bir ekonominin büyümesi ile toplumun refahının eşit biçimde artması aynı şey değildir.
TÜİK'e göre 2025 yılında yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları reel olarak %4,2 arttı. Hanehalkı tüketiminin GSYH içindeki cari payı da %54,4 oldu.
Demek ki tüketim var.
Ekonomik hareketlilik var.
Fakat bundan şu sonuç çıkmaz:
“O halde toplumun tamamı ekonomik olarak rahat.”
Çünkü büyüklüğün kendisi başka şeydir;
o büyüklüğün toplum içinde nasıl dağıldığı başka şeydir.
İşte gelir dağılımı verileri tam da bu nedenle önemlidir.
BİR ÜLKENİN REFAHI AVM'NİN EN KALABALIK SAATİNDE ÖLÇÜLEMEZ
Bir ekonomiyi anlamak istiyorsanız sadece alışveriş yapanlara bakamazsınız.
Şunların tamamına bakmak zorundasınız:
Gelir dağılımına.
Reel satın alma gücüne.
Hanehalkı harcamalarına.
Borçluluğa.
İşsizliğe.
İcra takiplerine.
Şirket kuruluş ve kapanışlarına.
Konkordatolara.
Asgari ücretin satın alma gücüne.
Emekli gelirlerine.
Yoksulluk ve maddi yoksunluk göstergelerine.
Tasarruf kapasitesine.
Tatile çıkabilenlerle çıkamayanlar arasındaki farka.
Çünkü ekonomi bir AVM'den ibaret değildir.
Ekonomi 86 milyonluk bir ülkenin hayat standardıdır.
ASIL HESAP SORULMASI GEREKEN YER
O halde şu cümleyi artık sorgulamak gerekiyor:
“AVM'ler dolu, demek ki milletin parası var.”
Hayır.
AVM'ler doluysa, bu bize tüketebilen bir kesimin bulunduğunu gösterir.
Ama aynı anda gelir dağılımında en üst %20'nin toplam gelirin %48'ini, en alt %20'nin ise %6,4'ünü aldığı bir ülkeden söz ediyoruz.
En düşük gelir grubundaki haneler tüketim bütçelerinin %67,9'unu konut ve gıdaya ayırırken, en yüksek gelir grubunda bu oran %38,1'de kalıyor.
Şimdi soruyorum:
Bu iki tabloyu görmezden gelip yalnızca AVM otoparkına bakarak hangi ekonomik gerçeği anlatıyoruz?
Kimin gerçeğini?
Kimin refahını?
Kimin gelirini?
Kimin tüketimini?
Ve daha önemlisi:
Kimin görünmeyen yoksunluğunu?
SON SÖZ
Ekonomi, yalnızca insanların ne satın alabildiğiyle değil, ne satın alamadığıyla da ölçülür.
Birinin Starbucks'ta kahve içmesi ekonomik göstergedir.
Ama diğerinin o kahveyi alamaması da göstergedir.
Birinin restoranda 2.000 lira hesap ödemesi ekonomik göstergedir.
Ama diğerinin aynı parayla bir haftalık mutfak hesabı yapması da göstergedir.
Bir otelin dolması ekonomik göstergedir.
Ama maddi imkânsızlık nedeniyle tatile çıkamayan milyonlar da ekonomik göstergedir.
Bir şirketin büyümesi ekonomik göstergedir.
Ama şirketlerin kapanması ve borçlarını çeviremeyen işletmeler de ekonomik göstergedir.
AVM DOLULUĞU DA VERİDİR; İCRA DOSYASI DA.
RESTORAN CİROSU DA VERİDİR; ASGARİ ÜCRETİN SATIN ALMA GÜCÜ DE.
TURİZM HAREKETLİLİĞİ DE VERİDİR; TATİLE ÇIKAMAYANLAR DA.
Ekonomik gerçek, yalnızca hoşumuza giden rakamlardan oluşmaz.
Bütün rakamların birlikte söylediği şeydir.
Bu nedenle artık ekonomiyi AVM otoparkından okumayı bırakalım.
Çünkü:





